10. Teknik : Kucaklaşma olun

by admin

Benlikte nasıl kalmalı? Gelecekteki oluşa geçmekten nasıl alıkonmalı? Bu teknikler zordur ama faydalıdır. Bu teknikler seni kendine fırlatır.

Okşanırken, tatlı prenses, okşayışa ebedi yaşam gibi gir.

Şiva aşkla başlar. İlk teknik aşkla ilgilidir çünkü gevşediğin duruma en yakın deneyim aşktır. Aşık olamazsan, gevşemen imkansızdır. Gevşeyebilirsen, dolu bir yaşamın olur.

Gergin bir adam aşık olamaz. Neden? Gergin bir adam hep amaçlarla yaşar. Para kazanabilir ama aşık olamaz çünkü aşk amaçsızdır. Aşk bir mal değildir. Onu biriktiremezsin, ondan banka hesabı oluşturamazsın, onunla egonu güçlendiremezsin. Gerçekten de aşık olmak, kendinden öte bir anlam ve amaç taşımamasıyla, zor bir eylemdir. Varlığını kendisi için sürdürür, başka bir şey için değil.

Parayı bir şey için kazanırsın. O bir araçtır. Biriyle birlikte yaşamak için bir ev yaparsın. Bu bir araçtır. Aşk bir araç değildir. Neden aşık olursun? Ne için aşık olursun? Aşk kendi içinde bir amaçtır. İşte bu yüzden hesapçı, mantıklı bir zihin, amaçlarla düşünen bir zihin aşık olamaz. Ve daima amaçlarla düşünen bir zihin gergin olacaktır çünkü amaç ancak gelecekte gerçekleşebilir, asla şimdi, şu anda değil.

Bir ev yapıyorsun. Şu anda içinde yaşayamazsın, ilk önce inşa etmen gerekir. Onun içinde gelecekte yaşayabilirsin, şimdi değil. Para kazanıyorsun. Banka hesabındaki birikimin gelecekte oluşacak, şimdi değil. Aracı şimdi kullanman gerekir, amaç gelecekte olacaktır.

Aşk hep buradadır, onda gelecek yoktur. İşte bu yüzden aşk meditasyona bu kadar yakındır. İşte bu yüzden ölüm de meditasyona bu kadar yakındır. Çünkü ölüm de her zaman burada ve şu andadır, asla gelecekte olmaz. Gelecekte ölebilir misin? Ancak şu anda ölebilirsin. Kimse gelecekte ölmemiştir. Gelecekte ya da geçmişte nasıl ölebilirsin? Geçmiş gitmiştir, artık yoktur, bu yüzden geçmişte ölemezsin. Gelecek henüz gelmemiştir, bu yüzden gelecekte ölmeyi nasıl gerçekleştirebilirsin?

Ölüm hep şu anda olur. Ölüm, aşk, meditasyon… Hepsi şu anda olur. Bu yüzden ölümden korkuyorsan aşık olamazsın. Aşktan korkuyorsan meditasyon yapamazsın. Meditasyondan korkuyorsan hayatın faydasız olacaktır. Bir amaç anlamında faydasız değil, içinde hiç mutluluk hissetmeyeceksin anlamında faydasız. Boşuna olacaktır.

Bu üçünü bağlamak tuhaf gelebilir. Aşk, meditasyon, ölüm. Değildir! Onlar benzer deneyimlerdir. Bu yüzden birine girebiliyorsan, kalan ikisine de girebilirsin.

Şiva aşkla başlar. Der ki:

Okşanırken, tatlı prenses okşayışa ebedi yaşam gibi gir.

Bunun anlamı nedir? Pek çok anlamı vardır! Bir: Sevilirken geçmiş yoktur, gelecek yoktur. Şu ana doğru gidersin. Şu anda hareket edersin. Birini sevdin mi hiç? Sevdiysen o zaman zihnin orada olmadığını bilirsin.

İşte bu yüzden sözde bilge adamlar aşıkların kör, düşüncesiz, deli olduğunu söyler. Özünde, söyledikleri doğrudur. Aşıklar gerçekten de kördür çünkü geleceğe bakan, ne yapacaklarını hesaplayan gözleri yoktur. Onlar kördür; geçmişi göremezler. Aşıklara ne olur? Yalnızca burada ve şu anda hareket ederler, geçmişi ve geleceği hiç düşünmeden, sonuçlarını düşünmeden. İşte bu yüzden onlara kör derler. Öyledirler! Hesapçılar için kördürler; hesapçı olmayanlar içinse gören kişilerdir. Hesapçı olmayanlar aşkı gerçek göz, gerçek görüş olarak görürler.

Bu yüzden ilk şey: Aşk anında, geçmiş ve gelecek artık yoktur. Sonra, incelikli bir nokta anlaşılmalıdır. Geçmiş ve gelecek olmadığında, bu ana şimdi diyebilir misin? Bu yalnızca ikisi arasındaki şimdidir. Geçmiş ile gelecek arasındaki. Görecelidir. Geçmiş ve gelecek yoksa, ona şimdi demenin ne anlamı vardır? Anlamsızdır. İşte bu yüzden Şiva ‘şimdi’ sözcüğünü kullanmaz. O, ebedi yaşam, der. Sonsuzluğu kasteder. Sonsuzluğa gir.

Zamanı üç parçaya bölüyoruz: Geçmiş, şimdi, gelecek. Bu bölünme sahtedir, tamamen sahte. Zaman aslında geçmiş ve gelecektir. Şimdi zamanın bir parçası değildir. Şimdi sonsuzluğun bir parçasıdır. Geçmiş olan zamandır; gelecek olan zamandır. Olan, zaman değildir çünkü asla geçmez. O hep buradadır. Şimdi hep buradadır. O daima buradadır! Bu şimdi ebedidir.

Geçmişten uzaklaşırsan, asla şu ana gelmezsin. Geçmişten hep geleceğe geçersin; şimdi olan an gelmez. Geçmişten hep geleceğe gidersin. Şimdiden geleceğe asla gidemezsin. Şimdiden derine, derine gidersin, daha, daha fazla şimdiye. Ebedi yaşam budur.

Şu şekilde ifade edebiliriz: Geçmişten geleceğe giden zamandır. Zaman, bir düzlem üzerinde, düz bir çizgi üzerinde hareket ediyorsun anlamına gelir. Ya da ona yatay diyebiliriz. Şimdide olduğun an boyut değişir: Dikey olarak hareket edersin: Yukarı ya da aşağı, yüksekliğe ya da derinliğe doğru. Ama o zaman asla yatay olarak hareket edemezsin. Bir Buda, bir Şiva, sonsuzlukta yaşar, zamanda değil.

İsa’ya sormuşlar: ‘Tanrının krallığında ne olacak?’ Soran adam zamanı sormuyordu. Arzularına ne olacağını, onların nasıl gerçekleşeceğini soruyordu. Sonsuz yaşam olacak mı, yoksa ölüm mü söz konusu, bunu soruyordu; acı olacak mı, üstün ve aşağı insanlar olacak mı?’ ‘Tanrının krallığında ne olacak?’ diye sorduğunda, bu dünyaya ait olan şeyleri soruyordu. Ve İsa yanıt vermiş; yanıtı bir Zen keşişinin yanıtı gibi: ‘Artık zaman olmayacak.’

Böyle bir yanıt alan hiçbir şey anlamamış olabilir: ‘Artık zaman olmayacak,’ çünkü zaman yataydır ve tanrının krallığı dikeydir. Sonsuzdur. O hep oradadır! Yalnızca, sen içeri girmek için zamandan uzaklaşırsın.

Bu yüzden aşk ilk kapıdır. Onu içinden geçince, zamandan uzaklaşabilirsin. İşte bu yüzden herkes sevmek ve sevilmek ister. Ve kimse aşka neden bu kadar önem verilir, neden aşk için derin bir özlem duyulur, bilmez. Ve doğru düzgün bilmiyorsan ne sevebilirsin, ne de sevilebilirsin çünkü aşk yeryüzündeki derin olgulardan biridir.

Herkesin olduğu haliyle sevmeye kadir olduğunu düşünürüz. Öyle değildir; hiç değildir. İşte bu yüzden hayal kırıklığına uğrarsın. Aşk farklı bir boyuttur ve birini zamanın içinde sevmeye çalışırsan, çaban seni alt eder. Zaman içinde aşk imkansızdır.

Bir hikaye hatırlıyorum. Meera Krishna’ya aşık olmuş. O bir ev kadınıymış; bir prensin eşi. Prens, Krishna’yı kıskanmış. Krishna fiziksel bir beden değilmiş. Krishna’nın fiziksel varlığı  ile Meera’nın fiziksel varlığı arasında beş bin senelik bir aralık varmış. Zaman aralığı çok büyükmüş.

Bir gün prens, Meera’ya sormuş: ‘Aşkın hakkında konuşup duruyorsun, Krishna’nın çevresinde dans ettiğini, şarkı söylediğini anlatıyorsun, ama o nerede? Kime böylesine aşık oldun? Devamlı kiminle konuşuyorsun? Meera Krishna ile konuşuyor, şarkı söylüyor, kahkaha atıyor, kıpırdanıyormuş. Deli gibi görünüyormuş. Bizim gözlerimizle bakınca öyle görünüyormuş. Prens demiş ki: ‘Sen delirdin mi? Şu senin Krishna nerede? Sen kimi seviyorsun? Kiminle konuşuyorsun? Ben buradayım ve sen beni tamamen unuttun.’

Meera demiş ki: ‘Krishna burada; sen burada değilsin. Çünkü Krishna ebedi; sen değilsin. O hep burada olacak, o hep buradaydı, burada. Sen burada olmayacaksın; sen burada değildin. Bir gün burada değildin, başka bir gün burada olmayacaksın, bu yüzden iki var olmayış arasında burada olduğuna nasıl inanabilirim? İki var olmayış arasında varoluş nasıl mümkün olabilir?’

Prens zamanın içinde ama Krishna sonsuzluğun içinde. Bu yüzden prensin yakınında olabilirsin ama arandaki uzaklık yok edilemez. Zaman olarak çok uzak olduğun Krishna ile farklı bir boyutta, çok yakın olabilirsin.

Önüme bakıyorum ve bir duvar var; gözlerimi oynatıyorum ve bir gökyüzü var. Zamana baktığında daima bir duvar görürsün. Zamanın ötesine baktığında, açık gökyüzünü görürsün: Sonsuzu. Aşk sonsuzluğu açar, varoluşun ebediliğini. Bu yüzden gerçekten de aşık olmuşsan, aşk bir meditasyon tekniği yapılabilir. Teknik şudur:

Sevilirken, tatlı prenses, aşka ebedi yaşam gibi gir.

Uzak, dışarıda duran bir adama aşık olma. Aşık ol ve sonsuzluğa gir. Birine aşık olduğunda, bir aşık olarak mı oradasın? Oradaysan, o zaman zamanın içindesin ve aşkın sahte. Yine oradaysan ve ‘Ben varım,’ diyebiliyorsan, o zaman fiziksel olarak yakın olabilirsin ama tinsel olarak diğer kutuptasın.

Aşıkken, senin olmaman gerekir. Yalnızca aşk, yalnızca aşıklık… Aşıklık ol. Sevgilini ya da aşığını okşarken okşayış ol. Öpüşürken, öpen ya da öpülen olma; öpücük ol. Egoyu tamamen unut, eylemin içinde eri. Eylemin öyle derinlerinde hareket et ki aktör olma. Ve aşkın içinde hareket edemiyorsan, yerken ya da yürürken hareket etmek güçtür. Çok güçtür çünkü aşk egoyu eritmek için en kolay yaklaşımdır. İşte bu yüzden egoist olanlar aşık olamazlar. Bundan bahsedebilirler, hakkında şarkı söyleyebilirler, yazabilirler ama aşık olamazlar. Ego asla sevemez!

Şiva der ki; aşk ol. Kucaklaşırken, kucaklaşma ol, öpücük ol. Kendini öylesine eksiksizce unut ki: ‘Ben artık yokum. Yalnızca aşk var!’ diyebil. O zaman atan kalp olmaz, aşk olur. O zaman dolaşan kan olmaz, aşk olur. Ve gören gözler olmaz, aşk olur. O zaman eller dokunmak için hareket etmez, aşk dokunmak için hareket eder.

Aşk ol ve ebedi hayata gir. Aşk aniden boyutunu değiştirir. Zamanın dışına atılırsın ve sonsuzluk ile yüz yüze gelirsin. Aşk derin meditasyon olabilir. Mümkün olan en derin meditasyon. Aşıklar bazen, azizlerin bilmediğini bilebilirler. Ve aşıklar, pek çok yoginin kaçırdığı merkeze dokunabilirler. Ama aşkını meditasyona dönüştürmezsen yalnızca kısa bir bakış olacaktır. Tantra şu anlama gelir: Aşkın meditasyona dönüştürülmesi. Ve artık neden Tantra’nın aşktan ve cinsellikten bu kadar çok bahsettiğini anlayabilirsin. Neden? Çünkü aşk bu dünyayı aşmak için, bu yatay boyutu aşmak için en kolay, doğal kapıdır.

Eşi Devi’nin yanındaki Şiva’ya bak. Bak! İki kişi gibi görünmüyorlar. Birler. Birlik o kadar derin ki simgelere bile girmiştir. Shivalinga’yı hepimiz görmüşüzdür. Fallik bir simgedir ( Şiva’nın cinsel organı) ama yalnız değildir. Devi’nin vajinası üzerinde yükselmektedir. Eski günlerdeki Hindular çok cüretkârdı. Artık Shivalinga’yı gördüğün zaman, asla onun bir fallik simge olduğunu hatırlamazsın. Unuttuk; onu tamamen unutmaya çalıştık.

Jung; otobiyografisinde, anılarında, çok güzel ve gülünç bir olayı aktarır: Hindistan’a gelmiş. Konark’ı görmeye gitmiş. Konark tapınağında çok, pek çok Shivalinga vardır, pek çok fallik simge. Onu gezdiren uzman, Shivalingalar dışında her şeyi ona anlatmış. Sayıları o kadar çokmuş ki kaçınmak imkansızmış. Jung da bunun farkındaymış ama sırf uzmana takılmak için sormuş, ‘Ama bunlar nedir?’ Uzman sonunda Jung’un kulağına, ‘Bana burada sorma, sana daha sonra anlatırım. Bu çok özel bir şey,’ demiş.

Jung içinden gülmüştür. Bugünün Hinduları böyle. Sonra, tapınağın dışında, uzman yaklaşmış ve demiş ki: ‘Diğerlerinin önünde sorman doğru değildi. Sana şimdi anlatacağım. Bu bir sırdır.’ Ve sonra Jung’un kulağına eğilerek, ‘Onlar bizim özel organlarımız,’ demiş.

Jung geri döndüğü zaman, büyük bir alimle karşılaşmış. Oryantal düşünce, mitoloji, felsefe uzmanı Heinrich Zimmer’le… Bu olayı Zimmer’e anlatmış. Zimmer Hindu düşüncesini anlamaya çalışan yetenekli insanlardan biridir ve Hindistan’ı, Hinduların düşünce tarzlarını çok sever: Oryantal mantıksızlığını, yaşama karşı gizemci yaklaşımını… Jung’dan bunu dinlediği zaman kahkahalar atmış ve şöyle demiş: ‘İşte bu çok güzel. Ben hep büyük Hintlilerin hikayelerini duyarım… Buda, Krishna, Mahavira. Senin anlattığın büyük Hintliler hakkında değil, Hintliler hakkında bir şeyler söylüyor.’

Aşk Şiva için büyük bir kapıdır. Ve onun için cinsellik kınanacak bir şey değildir. Onun için cinsellik tohumdur ve aşk bu tohumun çiçeklenmesidir, tohumu kınarsan çiçeği de kınarsın. Cinsellik aşk olabilir. Asla aşk olamıyorsa, sakat bir şeydir. Sakatlığı kına, cinselliği değil. Aşk çiçeklenmelidir, cinsellik aşk olmalıdır. Öyle olmuyorsa, bu cinselliğin suçu değildir, senin suçundur.

Cinsellik cinsellik olarak kalmamalı; Tantra’nın öğretisi budur. Aşka dönüşmeli. Ve aşk da aşk olarak kalmamalı. Işığa, meditasyon deneyimine; sonsuz, mutlak, mistik zirveye dönüşmeli. Aşkı nasıl dönüştürmeli? Eylem ol ve eylemi yapanı unut. Severken, sevgi ol: Yalnızca sevgi… O zaman bu senin aşkın, benim aşkım ya da başka birinin aşkı değildir; yalnızca aşktır. Sen orada değilken, sen mutlak kaynağın ya da akışın ellerindeyken, aşk içindeyken, aşık olan sen değilsin. Aşk seni sardığı zaman, sen yok olursun; akan enerji olursun.

Bu çağın en yaratıcı zihinlerinden biri olan D. H. Lawrence bilerek ya da bilmeyerek, bir Tantra ustası idi. Batı tarafından tamamen kınanmıştır, kitapları yasaklanmıştır. ‘ Var olan tek enerji cinsel enerjidir; onu kınar ve baskılarsan, evrene karşı çıkarsın. O zaman bu enerjinin yüksek çiçeklenmesini asla tanımazsın. Ve baskılandığı zaman çirkinleşir, fasit daire budur,’ sözleri yüzünde pek çok kez mahkemeye çıkmıştır.

Rahipler, ahlakçılar, sözde dindar insanlar- papalar, shankaracharyalar ve diğerleri- cinselliği kınar dururlar. Bunun çirkin bir şey olduğunu söylerler. Ve onu bastırdığın zaman, çirkinleşir. Bu yüzden şöyle derler: ‘Bak! Söylediğimiz doğruydu. Sen kanıtladın. Bak! Her ne yapıyorsan, çirkin ve sen çirkin olduğunu biliyorsun.’

Ama çirkin olan cinsellik değildir, onu çirkin yapan bu rahiplerdir. Onu çirkinleştirdikleri zaman haklı oldukları görülür. Ve haklı çıktıkları zaman, sen onu daha, daha çirkin kılmaya devam edersin.

Cinsellik masum enerjidir. İçine akan yaşam, içinde yaşayan varoluş. Onu sakatlama! Yükseklere çıkmasına izin ver. Yani, cinsellik aşk olmalı. Fark nedir? Zihnin cinsellik içindeyken, diğerini sömürüyorsun, diğeri yalnızca kullanılıp atılacak bir alet. Cinsellik aşk olduğu zaman diğeri bir alet değil, diğeri sömürülmüyor; diğer aslında diğer değil. Aşık olduğun zaman, ben-merkezci olmazsın. Benzersiz olursun.

Sen onu sömürmezsin. Hayır! Tam tersine, ikiniz derin bir deneyim içinde birleşirsiniz. Sen derin bir deneyimdeki ortaksındır, sömüren ve sömürülen değil. Farklı bir aşk dünyasına geçmek için birbirinize yardım ediyorsunuz. Cinsellik sömürüdür. Aşk birlikte farklı bir dünyaya geçmektir.

Eğer bu hareket anlık değilse ve eğer bu hareket meditasyon dolu olursa. Yani, kendini tamamen unutursan ve aşık, sevgili yok olursa ve yalnızca akan aşk varsa… O zaman der Şiva, ebedi aşk senindir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment