102. Teknik : İçinde ve dışında ruhu hayal et

by admin

Tüm evren tinselleşene kadar ruhu aynı anda hem içeride, hem çevrende imgele.

İlk önce hayal gücünün ne olduğunu anlamalısın. Bugünlerde çok kınanıyor. ‘Hayal etmek’ sözünü duyduğun anda faydasız olduğunu, bizim hayali değil gerçek bir şey istediğimizi söylüyorsun. Ama hayal gücü bir gerçekliktir, bir yetenektir, içinde bir potansiyeldir. Hayal edebilirsin. Bu benliğinin hayal gücüne yeteneği olduğunu gösterir. Bu yetenek bir gerçekliktir. Bu hayal gücü aracılığı ile kendini yok edebilir ya da yaratabilirsin. Bu sana bağlıdır. Hayal gücü çok güçlüdür. Potansiyel güçtür.

Hayal gücü nedir? Bir yaklaşım içine derinlemesine girmek, böylece yaklaşımın gerçek olmasını sağlamaktır. Örneğin, Tibet’te kullanılan bir tekniği duymuş olabilirsin. Buna sıcaklık yogası adı verilir. Gece soğuktur, kar yağmaktadır ve Tibet laması açık gökyüzü altında çıplak durmaktadır. Sıcaklık sıfırın altındadır. Sen olsan ölmeye başlarsın, donarsın. Ama lama belli bir teknik uygulamaktadır. Teknik şudur: Lama bedeninin yanan bir ateş olduğunu hayal eder, terlediğini hayal eder… Sıcaklık o kadar fazladır ki terlemektedir. Ve sıcaklık sıfırın altında olmasına rağmen, kanı bile donmalıyken, o gerçekten terlemeye başlar. Terlemeye başlar. Ne olmaktadır? Bu ter gerçektir, bedeni gerçekten sıcaktır… Ama bu gerçeklik hayal gücü aracılığı ile yaratılmıştır.

Hayal gücü ile nasıl gerçeklik yaratılabildiğini hissetmek için basit bir teknik dene. Hissetmezsen, bu teknikle çalışamazsın. Nabzını say. Kapalı bir odada otur ve nabzını say. Ve sonra beş dakika için koştuğunu hayal et. Koştuğunu, sıcak olduğunu, derin nefesler aldığını, terlediğini, nabzının hızlandığını hayal et. Beş dakika boyunca bunu hayal ettikten sonra yine nabzını say. Farkı göreceksin: Nabzın yükselmiş olacak. Sırf hayal gücü ile başardın, aslında koşmuyordun.

Eski Tibet’te, Budist keşişler yalnızca hayal gücü aracılığı ile egzersiz yapardı. Ve o teknikler çağdaş insan için çok faydalı olabilir, çünkü caddede koşmak zordur, uzun bir yürüyüş yapmak zordur, ıssız bir sokak bulmak zordur. Odanda, yerde uzanıp bir saat boyunca uzun uzun, hızla yürüdüğünü hayal edebilirsin. Sırf hayalinde yürümeye devam et. Ve artık tıp uzmanları bunun etkisinin gerçek bir yürüyüş ile aynı olacağını söylemektedir. Hayal gücüne uyum sağladığın zaman beden işlev göstermeye başlar. Zaten hayal gücünün işlediğini bilmeden pek çok şey yapıyorsun. Pek çok sefer sırf hayal gücü ile hastalıklar yaratıyorsun; şimdi bu hastalığın olduğunu, bulaşıcı olduğunu ve her yere yayıldığını hayal ediyorsun. Sen alıcı oldun, artık hastalanman için her tür olasılık var… Ve o hastalık gerçek. Ama hayal gücü aracılığı ile yaratıldı. Hayal gücü bir güçtür, bir enerjidir ve zihin onun içinde hareket eder. Ve zihin onun içinde hareket ettiği zaman beden onu takip eder.

ABD’de bir üniversite yurdunda dört öğrenci hipnoz üzerine bir deney yapmış. Hipnoz hayal gücünden başka bir şey değildir. Birini hipnotize ettiğinde, aslında derin meditasyona dalmaktadır ve sen ne önerirsen, olmaya başlayacaktır. Bu yüzden hipnotize ettikleri erkek öğrenciye pek çok şey önermişler. Dört erkek öğrenci birini hipnotize etmeye çalışmış. Pek çok şey denemişler ve oğlan her dediklerini yapmış. ‘Sıçra’ dediklerinde sıçramaya başlamış. ‘Ağla’ dediklerinde ağlamaya başlamış. ‘Gözlerinden yaşlar akıyor’ dediklerinde gözyaşları akmaya başlamış. Sonra şaka olsun diye, ‘Şimdi uzan. Sen öldün!’ demişler. Ve oğlan uzanıp ölmüş.

Bu 1952’de olmuş. Bundan sonra ABD’de hipnoza karşı yasa çıkarmışlar. Bir araştırma söz konusu olmadığı sürece kimse hipnozu denememelidir; bir tıp kurumu ya da bir üniversitenin psikoloji bölümü sana izin vermediği sürece. Ancak o zaman deney yapabilirsin. Aksi halde tehlikelidir… Oğlan inanmış, öldüğünü hayal etmiş ve ölmüş.

Hayal gücü ile ölüm gerçekleşebiliyorsa, neden yaşam gerçekleşmesin, neden daha fazla yaşam gerçekleşmesin?

Bu teknik hayal gücüne dayalıdır.

Tüm evren tinselleşene kadar ruhu aynı anda hem içeride, hem çevrende imgele.

Kimsenin seni rahatsız etmeyeceği ıssız bir yerde otur… Boş bir oda iş görür. Ya da dışarıda bir yer bulabilirsen daha iyi olur, çünkü doğaya yakınken hayal gücün daha fazla olur. Çevrende yalnızca insan yapımı şeyler varken hayal gücün daha zayıf olur: İşte bu yüzden yalnızken korkarsın: Hayaletler seni rahatsız edeceğinden değil, ama yalnızken hayal gücün çalışabilir. Ve hayal gücün hayaletler ya da sen ne istersen onu yaratabilir. Yalnız hareket ettiğinde hayal gücün daha fazla potansiyele sahiptir; yanında başka biri varken mantık kontrolü ele alır. Çünkü mantık olmadan başkaları ile ilişki kuramazsın. Yanında kimse yokken zihin çalışmaya devam eder. Yanında kimse yokken zihin gevşer ve benliğinin hayal tabakasının derinlerine çekilirsin. Yalnızken hayal gücü işlemeye başlar.

Duyusal yoksunluk ile pek çok deney yapılmıştır. Bir insan her tür duyusal uyarıdan yoksun bırakılırsa… Işıksız, ses yalıtımı yapılmış bir odaya kapatılsan, başka insanlarla iletişim mümkün olmasa, duvarlarda resimler olmasa, odada ilişki kurabileceğin hiç kimse olmasa… Bir, iki, üç saatten sonra kendi kendinle ilişki kurmaya başlarsın. Hayal gücünü kullanmaya başlarsın. Kendi kendine konuşmaya başlarsın. Sen sorar, sen yanıtlarsın. Bir monolog başlar ve sen bölünürsün. Sonra, aniden anlayamadığın pek çok şey hissetmeye başlarsın. Sesler işitmeye başlarsın, ama oda ses geçirmez, hiçbir ses giremez. Artık hayal ediyorsun. Kokular duymaya başlarsın, ama odada koku yok. Artık hayal ediyorsun. Otuz altı saatlik duyusal yoksunluktan sonra, neyin gerçek, neyin hayali olduğunu ayırt edemez olursun… İmkansızdır. Otuz altı saatlik duyusal yoksunluktan sonra, hayal gücü gerçeklik, gerçeklik hayali olur.

İşte bu yüzden eski zamanlarda, arayanlar dağlara, ıssız yerlere, gerçek ile gerçekdışı arasındaki ayrımın kaybolacağı yerlere giderlerdi. Ayrım bir kez kaybolunca, hayal gücün tüm kapasitesi ile çalışır. Artık onu kullanabilir, onun aracılığı ile yaratıcı olabilirsin.

Bu teknik için ıssız bir yerde otur: Çevre doğalsa iyi, değilse, o zaman bir oda da iş görür. Sonra gözlerini kapat ve içinde ve dışında tinsel bir güç hissettiğini hayal et. İçinde bir bilinç ırmağı akıyor ve tüm odayı dolaşıyor, taşıyor. İçeride ve dışarıda, çevrende, her yerde, ruh var, enerji var. Ve yalnızca zihninde hayal etme, onu bedeninin içinde hissetmeye başla… Beden titreşmeye başlayacaktır. Bedenin titreşmeye başladığını hissettiğinde, bu hayal gücünün işlemeye başladığını gösterir. Yavaş yavaş tüm evrenin tinselleştiğini hayal et… Her şey, odanın duvarlar, çevrendeki ağaçlar, her şey maddesiz oluyor, tinsel oluyor. Artık madde yok.

Bu aynı zamanda gerçekliktir. Fizikçiler maddenin hayali olduğunu, enerjinin gerçek olduğunu ve ne zaman katı şeyler görsen, o katılığın yalnızca görünüş olduğunu, gerçekten var olmadığını söylüyor. Fizikçiler maddenin dünyasının derinliklerine daldıkça, madde kayboluyor. Yalnızca enerji, maddesel olmayan enerji tanımlanamaz kalıyor.

Hayal gücü aracılığı ile, bilinçli çabanla zekanın yapılarını, zekanın düzenlerini yıktığın bir noktaya erişiyorsun. İçeride ve dışarıda madde olmadığını, yalnızca enerji, ruh olduğunu hissediyorsun. Kısa süre sonra içerisinin ve dışarısının kaybolduğunu hissedeceksin. Bedenin tinselleştikçe ve sen onun enerji olduğunu hissettikçe, içerisi ve dışarı arasında bir ayrım kalmayacak. Sınırlar kaybolacak. Artık yalnızca titreşen bir akış, bir okyanus var. Bu da gerçek… Hayal gücü aracılığı ile gerçeğe ulaşıyorsun.

Hayal gücü ne yapıyor? Hayal gücü yalnızca eski kavramları, maddeyi, her şeye belli bir şekilde bakan zihnin eski düzenlerini yok ediyor. Hayal gücü onları yok ediyor. Ve sonra gerçeklik ortaya çıkıyor.

Tüm evren tinselleşene kadar ruhu aynı anda hem içeride, hem çevrende imgele… Tüm ayrımların kaybolduğunu, tüm sınırların çözüldüğünü ve evrenin yalnızca bir enerji okyanusu haline geldiğini hissedene kadar. Bu da gerçektir. Ama tekniğin derinlerine ilerledikçe korkacaksın. Delirecekmiş gibi hissedeceksin. Aklı başındalığın ayrımlardan oluştuğu için, aklı başındalığın bu sözde gerçeklikten oluştuğu için, gerçeklik kaybolmaya başlayınca, aynı anda aklı başındalığının da kaybolduğunu hissedeceksin. Azizler ve deli insanlar senin sözde gerçekliğinin ötesindeki bir dünyada hareket ederler. İkisi de hareket eder, ama deli insanlar düşer, azizler öteye geçer. Fark çok küçüktür, ama aynı zamanda çok büyüktür. Çaba göstermeden zihnini ve ayrımları, gerçek ile gerçekdışını kaybedebiliyorsan, o zaman delirirsin. Ama eğer bilinçli çaba ile bu kavramları yok edersen, ‘mantık harici’ olursun, deli değil. O ‘mantık harici’ durumu din boyutudur. Mantığın ötesidir. Ama bilinçli çaba gerekir. Bir kurban olmamalısın, efendi olarak kalmalısın. Zihnin düzenlerini yok eden senin çabanken, düzensiz gerçekliğe bakarsın.

Düzensiz gerçeklik tek gerçekliktir; düzenli gerçeklik sadece dayatılmıştır. İşte bu yüzden antropologlar her toplumun, her kültürün aynı gerçekliğe baktığını, ama orada farklı bir gerçeklik bulduğunu, çünkü düzenlerinin, kavramlarının farklı olduğunu söylemektedir. Dünyada pek çok kültür, ilkel kültürler vardır. Aynı dünyaya farklı bir şekilde bakarlar; yorumları tamamen farklıdır. Gerçeklik bizim için ve onlar için aynıdır, ama içinden bakıldığı düzen farklıdır. Örneğin, Budistler dünyada madde olmadığını, dünyanın bir süreç olduğunu söylerler. Maddesel hiçbir şey yoktur. Her şey hareket halindedir… Ya da bunu söylemek bile doğru olmayabilir. Tek şey harekettir. Her şeyin hareket halinde olduğunu söylediğimiz zaman, yine aynı yanılgıya düşeriz… Sanki hareket eden bir şey varmış gibi düşünürüz. Buda hareket eden hiçbir şey olmadığını söyler… Yalnızca hareket vardır. Bu yüzden Tayland ya da Burma gibi bir Budist ülkede, ‘var olmak’ sözünü karşılayacak bir sözcük yoktur. İncil ilk defa Tai diline tercüme edilirken, tercüme etmek sorun oldu, çünkü İncil’de ‘Tanrı var’ denmektedir. Burma ya da Tai dilinde ‘Tanrı var’ diyemezsin; söyleyemezsin. Ne derlerse desinler, ‘Tanrı oluşuyor’ anlamına gelir. Her şey hareket etmektedir, hiçbir şey var değildir. Bir Burmalı dünyaya baktığında, hareket görür. Biz baktığımızda, özellikle de Grek düşünüşü ile yönlenmiş Batılı zihin baktığında, süreç yoktur, yalnızca madde vardır. Ölü şeyler vardır, hareket değil. Bir ırmağa baktığında bile, ırmağın ‘var olduğunu’ görürsün. Irmak orada değildir… Irmak demek hareket demektir, devamlı oluşan bir şey. Ve olduğunu söyleyeceğin nokta asla gelmez, o sonsuz bir süreçtir. Bir ağaca baktığımız zaman biz ağacın ‘var olduğunu’ görürüz. Burma dilinin söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. Onlar ancak ağacın oluştuğunu, ağacın aktığını, ağacın büyüdüğünü, ağacın süreç halinde olduğunu söyleyebilirler. Bir çocuk zihninde bu düzen ile yetiştirilirse… O zaman her şey bir süreç olur… Dünya, gerçeklik tamamen farklı olur. Senin için farklıdır ve gerçeklik birdir ve aynıdır. Ama yorumlamak için hangi zihni kullanıyorsun? O zaman değişir.

Temel bir şeyi unutma: Zihnin düzeni fırlatıp atılmadığı sürece, ‘düzenin bozulmadığı’ sürece, koşullanman fırlatıp atılmadığı ve koşullanmalardan kurtulmadığın sürece gerçekliğin ne olduğunu bilemeyeceksin… Ancak yorumlarını bileceksin. O yorumlar kendi zihninin işleridir. Düzensiz gerçeklik tek gerçekliktir. Ve bu teknik düzeni bozmak, koşullanmaları yıkmak, zihinde birikmiş sözcükleri yok etmek içindir. Onlar yüzünden bakamıyorsun. Sana gerçek görünen her ne varsa, bırak çözülsün.

Maddeyi değil enerjiyi hayal et, durağan bir şeyi değil bir süreci, hareketi, ritmi, dansı ve tüm evren tinselleşene kadar hayal etmeye devam et. Israr edersen, üç ay boyunca, günde yalnızca bir saat yoğun olarak çalışırsan, bu duyguya geçebilirsin. Üç ay içinde çevrendeki tüm varoluş hakkında farklı bir duyguya sahip olursun. Madde artık yoktur, yalnızca maddesizlik, okyanus gibi bir varoluş, yalnızca dalgalar, titreşimler vardır. Bu olduğu zaman Tanrı’nın ne olduğunu anlarsın. O enerji okyanusu Tanrı’dır. Tanrı bir kişi değildir. Tanrı gökyüzünde bir yerde tahtında oturmamaktadır. Varoluşun tüm yaratıcı enerjisi Tanrı’dır. Ama bizim bir düşünce düzenimiz vardır. Biz Tanrı’nın yaratıcı olduğunu söyleriz. Tanrı yaratıcı değildir. Daha çok, Tanrı yaratıcı güçtür, yaratımın kendisidir.

Geçmişte bir yerde Tanrı’nın dünyayı yarattığı zihinlerimize tekrar tekrar dayatılmıştır… Ve yaratımın orada, o anda sona erdiği söylenir. Hıristiyanlar’ın, Tanrı’nın dünyayı altı günde yarattığını ve yedinci günde dinlendiğini söyleyen bir hikayesi vardır. İşte bu yüzden yedinci gün, pazar gücü tatildir. Tanrı o gün tatil yapmıştır. Altı günde dünyayı yaratmıştır… Ve o günden bu yana başka yaratım olmamıştır… Asla. Altıncı günden bu yana yaratım olmamıştır. Bu çok ölü bir kavramdır. Tantra, Tanrı’nın yaratıcılığın kendisi olduğunu söyler. Yaratım geçmişte bir yerde gerçekleşen tarihi bir olay değildir… Her an olmaktadır, Tanrı her an yaratmaktadır. Ama dil yine sorun yaratır ve biz, ‘Tanrı yaratıyor,’ deriz. Bu Tanrı’nın yaratmaya devam eden biri olduğu hissini verir. Hayır, her an devam eden yaratıcılık, o yaratıcılığın kendisi Tanrı’dır. Bu yüzden her an yaratım içindesin. Bu çok canlı bir kavramdır. Tanrı’nın bir yerlerde bir şeyi yarattığı ve o zamandan bu yana insan ile Tanrı arasında diyalog olmadığı söylenemez… O yarattı ve her şey bitti. Tantra, senin her an yaratıldığını, her an ilahi olanla, yaratıcılığın kaynağı ile derin ilişki içinde olduğunu söyler. Bu çok canlı bir kavramdır.

Bu teknik aracılığı ile, dışarıda ve içeride, yaratıcı güce dair kısa bir bakış görürsün. Ve bir kez yaratıcı gücü, dokunuşu, onun etkisini hissetmeyi başarınca, tamamen değişirsin, bir daha asla aynı olmazsın. Tanrı içine girmiştir. Sen bir ikametgah olmuşsundur.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment