103. Teknik : Arzunun ve bilişin başında, bil

by admin

Arzunun, bilişin tam başında, tüm bilincin ile, bil.

Bu teknikteki temel şey tüm bilinçtir. Herhangi bir şeye tüm bilincini getirebilirsen, o dönüştürücü bir güç olur. Ne zaman tamamen içinde olsan dönüşüm gerçekleşir… Her şeyde. Ama bu zordur, çünkü biz her nerede isek, yalnızca kısmen oradayız, asla tamamen değil.

Burada beni dinliyorsun. Bu dinleyiş bir dönüşüm olabilir. Eğer tamamen buradaysan, bu an burada ve şu andaysan, eğer bütünlüğün ile dinliyorsan, o dinleyiş meditasyon olur: Farklı bir esriklik alemine, ayrı bir gerçekliğe girersin. Ama sen bütün değilsin. İnsan zihninin sorunu budur, daima kısmidir. Bir parça dinlemektedir. Diğer parçalar başka yerde olabilir, uyuyor olabilir, söylenenler hakkında düşünüyor, içten içe tartışıyor olabilir. Bu bir bölünme yaratır ve bölünme enerjinin dağılmasıdır. Bu yüzden herhangi bir şey yaparken tüm benliğini ona ver. Kendine hiçbir şey saklamadığında, küçücük bir parça bile ayrı olmadığında, bir sıçrayış yaptığında, eksiksiz, bütün benliğin ona adandığında, o zaman her eylem meditasyon olur.

Bir gün Rinzai, bahçesinde çalışıyormuş… Rinzai bir Zen ustası idi… Ve biri yaklaşmış. Adam felsefi sorular sormak için gelmiş. Adam filozof bir arayanmış. Bahçede çalışan adamın Rinzai’nin kendisi olduğunu bilmiyormuş. Bir bahçıvan, bir hizmetkar olduğunu düşünmüş ve bu yüzden ‘Rinzai nerede?’ diye sormuş.

Rinzai demiş ki: ‘Rinzai her zaman burada.’ Elbette, adam bu bahçıvanın deli gibi göründüğünü düşünmüş, çünkü Rinzai’nin daima burada olduğunu söylemiş. Bu yüzden bu adama bir daha bir şey sormanın iyi olmayacağına karar vermiş. Ve başka birine sormak üzere uzaklaşmaya başlamış. Rinzai demiş ki: ‘Başka bir yere girme, çünkü onu başka bir yerde bulamayacaksın. O daima burada.’ Ama adam bu deliden kaçmış.

Sonra diğerlerine sormuş ve onlar demişler ki: ‘Karşılaştığın ilk adam Rinzai idi.’

Bu yüzden adam geri dönmüş ve demiş ki: ‘Beni affet, üzgünüm, senin deli olduğunu sandım. Bir şey sormaya geldim. Gerçeğin ne olduğunu bilmek istiyorum. Bunu bilmek için ne yapmalıyım?’

Rinzai demiş ki: ‘Ne istersen yap, ama bütün olarak yap.’

Önemli olan ne yaptığın değildir, bu önemsizdir. Önemli olan onu bütün olarak yapmandır.

‘Örneğin,’ demiş Rinzai, ‘toprağa bu deliği kazarken, bütün olarak burada, kazma eylemindeyim. Geriye Rinzai kalmadı. Bütün, kazmaya adandı. Gerçekte, kazan kalmadı, yalnızca kazış kaldı. Eğer kazan kalmışsa, o zaman bölünmüşsündür.’

Sen beni dinliyorsun. Eğer dinleyen kaldıysa, o zaman bütün değilsin. Yalnızca dinleyiş varsa ve geride dinleyen kalmamışsa, burada ve şu anda bütünsün. O an bu an bir meditasyon olur.

Bu sutrada Şiva şöyle der, arzunun, bilişin tam başında, tüm bilincin ile, bil. İçinde bir arzu doğarsa, Tantra onunla savaşmanı söylemez. Bu boşunadır. Kimse bir arzu ile savaşamaz. Aynı zamanda aptalcadır, çünkü ne zaman içindeki bir şeyle savaşmaya başlasan, kendinle savaşıyor olursun, şizofrenik olursun, kişiliğin bölünür. Ve bütün bu sözde dinler insanlığın yavaş yavaş şizofrenik olmasına yardımcı olmuştur. Herkes bölünmüştür ve kendisi ile savaşmaktadır, çünkü sözde dinler sana, ‘Bu kötü. Bunu yapma,’ demiştir. Arzu gelirse ne yapmalı? Arzu ile savaşırsın. Tantra, arzu ile savaşma der. Ama bu, onun kurbanı olmalısın demek değildir. Bu, ona dalmalısın demek değildir. Tantra sana çok incelikli bir teknik verir. Arzu doğduğu zaman, en başında, bütünlüğün ile uyanık ol. Ona bütünlüğün ile bak. Bakış ol. Bakanı arkada bırakma. Tüm bilincini bu yükselen arzuya ver. Bu çok incelikli bir yöntemdir, ama harikadır. Mucizeler yaratır.

Üç şey anlaşılmalıdır. İlk olarak, arzu çoktan yükselmişse hiçbir şey yapamazsın. O zaman arzu tüm yolu gider, çemberi tamamlar ve sen hiçbir şey yapamazsın. En başta bir şeyler yapılabilir… O zaman tohum yakılmalıdır. Bir kez tohum filizlenince ve ağaç büyümeye başlayınca, bir şeyler yapmak zordur, hemen hemen imkansızdır. Ne yaparsan yap daha fazla ıstırap yaratır, enerji dağıtır, hayal kırıklığı, zayıflık yaratır. Arzu yükseldiği zaman, daha ilk bakışta, yükselen arzunun ilk titreşiminde, tüm bilincini, benliğinin bütününü ona bakmaya ada. Hiçbir şey yapma. Başka hiçbir şeye ihtiyaç yoktur. Tüm benliğin oradayken bakış öyle alev alev olur ki, mücadele olmadan, çelişki olmadan, rekabet olmadan tohum yanar. Tüm benliğinle derin bakış sayesinde gelen arzu tamamen kaybolur.

Ve arzu savaşmadan kaybolduğu zaman seni öyle güçlü kılar, öylesine muazzam bir enerji, öylesine muhteşem bir farkındalık verir ki, hayal bile edemezsin. Savaşırsan yenilirsin. Yenilmesen, arzuyu yensen bile, bu da aynı şeye varır. Geriye enerji kalmaz. Kazansan da kaybetsen de hayal kırıklığına uğrarsın. Her iki durumda, sonunda zayıflarsın, çünkü arzu senin enerjini kullanarak savaşıyordu ve sen de aynı enerjiyle savaşıyordun. Enerji aynı kaynaktan geliyordu, aynı kaynaktan alıyordun… Bu yüzden sonuç ne olursa olsun kaynak zayıflar. Ama arzu daha başta, çelişki doğmadan yok olursa -unutma, bu temeldir- savaşmadan, yalnızca bir bakışla, hatta düşmanca bir bakış bile olmadan, yok edecek zihin olmadan, rekabet olmadan, yalnızca bütün bir bakışla kaybolursa, o bakışın yoğunluğunda tohum yanmış olur. Ve arzu, yükselen arzu gökyüzündeki bir duman bulutu gibi kaybolursa, sana muazzam bir enerji kalır… O enerji mutluluktur. Bu sana kendine has bir güzellik, zarafet verir.

Arzuları ile savaşan sözde azizler hep çirkindir. Çirkin derken, her sert, hep kavgacı olduklarını kastediyorum. Tüm kişilikleri zarafetten yoksun olur. Ve onlar hep zayıftır, hep enerji yoksunudur, çünkü tüm enerjileri içsel savaşta kullanılmaktadır. Bir buda tamamen farklıdır. Ve Buda’nın kişiliğine gelen zarafet mücadele etmeden, savaşmadan, içsel şiddet olmadan kaybolan arzuların zarafetidir.

Arzunun, bilişin tam başında, tüm bilincin ile, bil. O anda yalnızca bil, bak, gör. Hiçbir şey yapma. Başka hiçbir şeye ihtiyaç yoktur. Gereken tek şey tüm benliğinin orada mevcut olmasıdır. Senin eksiksiz mevcudiyetine ihtiyaç vardır. Bu, şiddet olmadan nihai aydınlanmaya ulaşmanın sırlarından biridir. Ve unutma, şiddetle Tanrı’nın krallığına giremezsin. Hayır, ne kadar çalarsan çal o kapılar senin için asla açılmaz. Çal, çalmaya devam et. Kafanı kırabilirsin, ama o kapılar asla açılmaz. Ama içten içe, derinlerde şiddetsiz olanlar, hiçbir şeyle savaşmayanlar için o kapılar daima açıktır, asla kapanmamıştır.

İsa şöyle demiş: ‘Kapıyı çal, tüm kapılar sana açılacaktır.’ Ben sana, çalmaya bile gerek olmadığını söylüyorum. Bak, kapılar açık. Hep açıktılar. Asla kapanmadılar. Yalnızca derin, bütün, eksiksiz bir bakış fırlat.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment