106. Teknik : Her benlik ol

by admin

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset. Böylece, kendinle ilgilenmeyi bırak ve her benlik ol.

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset. Gerçeklikte de öyledir, ama öyle hissedilmez. Sen kendi bilincini senin gibi hissedersin ve başkalarının bilincini hiç hissetmezsin. En fazla, başkalarının da bilinçli olduğunu çıkarsarsın. Çıkarsarsın, çünkü sen bilinçli olduğuna göre sana benzeyen başkalarının da bilinçli olması gerektiğini düşünürsün. Bu mantıksal bir çıkarımdır; onların bilinçli olduğunu hissetmezsin. Yalnızca, başın ağrıdığında bunu hissetmen, onun bilincinde olman gibidir. Ama başka birinin başı ağrıyorsa, çıkarsarsın, başkasının baş ağrısını hissetmezsin. Yalnızca, o her ne diyorsa doğru olması gerektiğini, onun seninkine benzer bir şey olması gerektiğini çıkarsarsın. Ama hissedemezsin.

Duygu ancak sen başkalarının bilincinin bilincine vardığında gelir… Aksi halde mantıksal çıkarımdır. Diğerlerinin bir şeyi dürüstçe söylediğine inanırsın, güvenirsin ve her ne söylüyorlarsa inanmaya değerdir, çünkü senin de benzer deneyimlerin vardır.

Diğeri hakkında hiçbir şeyin bilinemeyeceğini söyleyen bir mantık okulu vardır. İmkansızdır. En fazla, bir çıkarsama olabilir, ama diğerleri hakkında hiçbir şey kesin olarak bilinemez. Başkalarının da senin gibi acı çektiğini, başkalarının da senin gibi endişeleri olduğunu nasıl bilebilirsin? Başkaları oradadır, ama içlerine işleyemeyiz, ancak yüzeylerine dokunabiliriz. İçsel benlikleri bilinmedik kalır. Kendi içimizde kapalı kalırız.

Çevremizdeki dünya hissedilen bir dünya değildir, yalnızca çıkarsanan bir dünyadır… Mantıksal olarak, rasyonel olarak. Zihin orada olduğunu söyler, ama yüreğe dokunmaz. İşte bu yüzden başkalarına kişiler değil, şeyler gibi davranırız. İnsanlarla olan ilişkimiz, şeylerle olan ilişkimiz gibidir. Bir koca, karısına bir şey gibi davranır: Onu sahiplenir. Karı, kocasına bir şey gibi davranır. Diğerlerine kişiler gibi davransak onları sahiplenmeye çalışmayız, çünkü ancak şeyler sahiplenilebilir.

Bir kişi demek, özgürlük demektir. Bir kişi sahiplenilemez. Onları sahiplenmeye çalışırsan onları öldürürsün, onları şeylere dönüştürürsün. Bizim diğerleri ile olan ilişkimiz aslında bir ‘ben-sen’ ilişkisi değildir, derinlerde yalnızca bir ‘ben-şey’ ilişkisidir. Diğeri yalnızca yönlendirilecek, kullanılacak, istismar edilecek bir şeydir. İşte bu yüzden aşk gittikçe daha imkansız olmaktadır, çünkü aşk, diğerini bir kişi, bilinçli bir varlık, bir özgürlük, senin kadar değerli biri olarak kabul etmek demektir.

Her şeye bir şey gibi davranırsan, o zaman sen merkez olursun ve şeyler yalnızca kullanılır. İlişki faydacı olur. Şeylerin kendi içinde değeri yoktur… Değer onları kullanmandan gelir, onlar senin için vardır. Evinle ilişki kurabilirsin… Ev senin için vardır. Bir faydadır. Araba senin için vardır, ama karı senin için var değildir, koca senin için var değildir. Koca kendisi için vardır ve karı kendisi için vardır. Bir kişi kendisi için vardır, kişi olmanın anlamı budur. Ve eğer kişinin kişi olmasına izin verirsen ve onu bir şeye indirgemezsen, yavaş yavaş onu hissetmeye başlarsın. Aksi halde hissedemezsin. İlişkin kavramsal, düşünsel, zihin zihine, baş başa olarak kalır… Yürek yüreğe değil.

Bu teknik şöyle diyor:

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset.

Bu zor olacaktır, çünkü ilk önce kişiyi kişi olarak, bilinçli bir varlık olarak hissetmen gerekir. Bu bile zordur.

İsa der ki: ‘Komşunu kendini sevdiğin gibi sev.’ Bu da aynı şeydir… Ama ilk önce senin için diğeri bir kişi olmalıdır. Kendi için var olmalıdır, istismar edilmemeli, yönlendirilmemeli, kullanılmamalıdır, araç değil amaç olmalıdır. İlk önce, diğeri bir kişiye dönüşmelidir; diğeri ‘sen’ olmalıdır, değerli olmalıdır. Bu teknik ancak o zaman uygulanabilir.

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset.

İlk önce diğerinin bilinçli olduğunu hisset, o zaman bu olabilir… Diğerinin de senin sahip olduğun aynı bilince sahip olduğunu hissedebilirsin. Gerçekte, ‘diğeri’ kaybolur, onunla aranda yalnızca bir bilinç akar. Akan tek bilincin, tek bir ırmağın iki kutbu olursunuz.

Derin aşkta, iki kişi iki ayrı varlık olarak kalmaz. İkisi arasında bir şey var olur ve onlar yalnızca iki kutup olurlar. İkisi arasında bir şey akmaktadır. Bu akış var olduğunda kendini mutlu hissedersin. Eğer aşk bu mutluluğu veriyorsa, ancak şu sebepten verir: İki kişi, tek bir an için, egolarını kaybeder… ‘diğeri’ kaybolur ve tek bir an için birlik var olur. Bu olursa, esriktir, mutluluk vericidir, cennete girmişsindir. Tek bir an sonunda dönüşebilirsin.

Bu teknik, bunu her kişi ile yapabileceğini söyler. Aşkta bir kişi ile yapabilirsin, ama meditasyonda her kişi ile yapman gerekir. Yanına her kim yaklaşırsa erirsin ve iki ayrı ömür değil, akan tek ömür olduğunu hissedersin. Bu yalnızca geştaltın değiştirilmesidir. Bir kez nasıl yapılacağını öğrenince, bir kez yapınca, çok kolay gelir. Başta imkansız görünür, çünkü biz kendi egolarımıza çok bağlıyızdır. Egonu kaybetmek zordur, bir akış olmak zordur. Bu yüzden, başta çok korkmadığın bir şeyle denemen iyi olur.

Bir ağaçtan daha az korkarsın, bu yüzden bu daha kolay olur. Bir ağacın yanına otur, ağacı hisset ve onunla bir olduğunu, aranızda bir akış, bir iletişim, bir diyalog, bir eriyiş olduğunu hisset. Akan bir ırmağın yanında oturarak akışı hisset, ırmakla bir olduğunu hisset. Gökyüzünün altında uzanarak, gökyüzüyle bir olduğunu hisset. Başlangıçta yalnızca hayal olacaktır, ama yavaş yavaş hayal gücü aracılığı ile gerçekliğe dokunduğunu hissedeceksin.

Ve sonra insanlarla dene. Başta zordur, çünkü korku vardır. Sen kişileri şeylere indirgediğin için, birinin bu kadar yaklaşmasına izin verirsen, onun seni bir şeye indirgeyeceğinden korkarsın. Korku budur. Bu yüzden kimse fazla yakınlığa izin vermez: Her zaman bir aralık bırakılmalı ve korunmalıdır. Çok fazla yakınlık tehlikelidir, çünkü diğeri seni bir şeye dönüştürebilir, sana sahip olmaya çalışabilir. Korku budur. Sen diğerlerini şeylere dönüştürmeye çalışıyorsun ve diğerleri de seni bir şeye dönüştürmeye çalışıyor… Ve kimse bir şey olmak istemez, kimse bir araç olmak istemez, kimse kullanılmak istemez. Yalnızca bir araca indirgenmek ve kendi içinde değerli olmamak en küçük düşürücü olgudur. Ama herkes bunu denemektedir. Bu yüzden derin bir korku vardır ve tekniğe kişilerle başlamak zor olacaktır.

Bu yüzden bir ırmakla, bir tepeyle, yıldızlarla, gökyüzü ile, ağaçlarla başla. Bir kez ağaçla bir olup ne olacağı duygusunu bilince; bir kez ırmakla bir olup ne kadar mutlu olduğunu bilince, bir kez hiçbir şey kaybetmeden tüm varoluşu nasıl kazanacağını bilince… O zaman kişilerle deneyebilirsin. Ve eğer bir ağaçla, bir ırmakla bu kadar mutluluk veriyorsa, bir kişi ile ne kadar mutluluk vereceğini hayal bile edemezsin, çünkü bir kişi daha yüksek bir olgudur, daha yüksek evrim aşamasına ulaşmış bir varlıktır. Bir kişi aracılığı ile varoluşun daha yüksek zirvelerine erişebilirsin. Bir taşla esrikleşebiliyorsan, bir kişi ile başına ilahi bir esriklik geldiğini hissedebilirsin.

Ama fazla korkmadığın bir şeyle başla ya da eğer sevdiğin bir kişi, bir dost, bir sevgili, bir aşık, korkmadığın bir kişi, gerçekten yakın olabileceğin, korkusuzca yaklaşabileceğin, içten içe onun seni bir şeye dönüştüreceğinden korkmadan kendini kaybedebileceğin bir kişi varsa… Öyle biri varsa, o zaman bu tekniği dene. Bilinçli olarak kendini onun içinde kaybet. Kendini bilinçli olarak birinin içinde kaybettiğin zaman, o biri de kendini senin içinde kaybeder; sen açıkken ve diğerine akarken, diğeri de senin içine akar ve derin bir buluşma, bir birlik olur. İki enerji birbiri içinde erir. Bu durumda ego olmaz, birey olmaz… Yalnızca bilinç kalır. Ve eğer bu bir bireyle mümkünse, tüm evrenle de mümkündür. Azizlerin esriklik, samadhi dediği şey, yalnızca bir kişi ile tüm evren arasındaki derin aşk olgusudur.

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset. Böylece, kendinle ilgilenmeyi bırak ve her benlik ol.

Biz hep kendi benliğimiz ile ilgileniriz. Aşıkken bile, kendimizle ilgileniriz, işte bu yüzden aşk acı olur. Cennet de olabilir, ama cehennem olur, çünkü aşıklar bile kendi benlikleri ile ilgilenir. Diğeri sana mutluluk verdiği için sevilir, diğeri sen onunlayken kendini iyi hissettiğin için sevilir, ama yine de diğeri başlı başına bir değer olduğu için sevilmez. Değer senin aldığın zevkten kaynaklanır. Sen hoşnut olursun, bir şekilde tatmin olursun, işte bu yüzden diğeri önem kazanır. Bu da diğerini kullanmaktır.

İnsanın kendini düşünmesi demek, diğerini istismar etmesi demektir. Ve dini bilinç ancak kendini düşünmek kaybolduğu zaman varolabilir, çünkü o zaman istismar edici olmazsın. Varoluşla ilişkin bir olur, sömürü olmaz, yalnızca paylaşım, yalnızca mutluluk olur. Kullanmıyor, kullanılmıyor olursun… Yalnızca varlığın kutlanması olur.

Ama kendini düşünmek fırlatılıp atılmalıdır… Ve bu, çok derinlere kök salmıştır. Öyle derinlere kök salmıştır ki farkında bile değilsindir. Upanişadlar’ın birinde, kocanın karısını kadın için değil, kendisi için sevdiği söylenir ve anne çocuğu çocuk için değil, kendisi için sever. Kendini düşünmek öyle derinlere kök salmıştır ki ne yaparsan yap, kendin için yaparsın. Bu, hep egonu hoşnut ettiğin, egoyu beslediğin, seninle evren arasında engel haline gelmiş sahte bir merkezi beslediğin anlamına gelir.

Kendini düşünmeyi bırak. Zaman zaman, birkaç anlığına bile olsa, kendini düşünmeyi bırakıp diğerini, diğerinin benliğini düşünebilirsen, farklı bir gerçekliğe, farklı bir boyuta girersin. Hizmet, sevgi, sevecenlik işte bu yüzden bu kadar vurgulanmaktadır. Çünkü sevecenlik, sevgi, hizmet demek, insanın kendini değil, diğerinin benliğini düşünmesi demektir.

Ama bak… İnsan zihni öyle sinsidir ki hizmet, sevecenlik ve sevgiyi kendini düşünmeye dönüştürmüştür. Bir Hıristiyan misyoner hizmet eder ve onun hizmeti içtendir. Gerçekte, bir Hıristiyan misyonerden başka hiç kimse böyle bir derinlikte, böyle bir yoğunlukta hizmet edemez. Hiçbir Hindu bunu yapamaz, hiçbir Müslüman bunu yapamaz, çünkü İsa hizmeti çok fazla vurgulamıştır. Bir Hıristiyan misyoner fakirlere, hastalara hizmet eder, ama derinlerde onlarla değil kendisi ile ilgilenmektedir. Bu hizmet yalnızca cennete ulaşmak için bir yöntemdir. O onlarla ilgilenmez, aslında onlarla hiç ilgilenmez, o kendisi ile ilgilenir. Hizmet aracılığı ile daha büyük bir benliğe erişecektir, bu yüzden hizmet etmektedir. Ama o asıl noktayı ıskalamıştır, çünkü hizmet demek, başkalarını düşünmek demektir… Merkez diğeridir ve sen çeper olmuşsundur.

Bir ara dene. Birini merkez kıl… O zaman onun mutluluğu senin mutluluğun olur, onun acısı senin acın olur. Ne olursa olsun, ona olur ve sana akar. Ama merkez odur. Bir kez, yalnızca bir kez diğerinin merkez olduğunu hissedersen ve sen yalnızca onun çeperi olursan, farklı bir varoluşa, farklı bir deneyim boyutuna girmiş olursun. Çünkü o anda, daha önce tanımadığın, daha önce tecrübe etmediğin derin bir mutluluk hissedersin. Sırf diğerini düşünerek, tüm acıları yok edersin. O anda senin için cehennem kalmaz; cennete girmişsindir.

Bu neden olur? Tüm acıların kökü ego olduğu için olur. Egoyu unutabilirsen, egoyu çözebilirsen, onunla birlikte tüm acılar da kaybolur.

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset. Böylece, kendinle ilgilenmeyi bırak ve her benlik ol.

Ağaç ol, ırmak ol, karı ol, koca ol, çocuk ol, anne ol, dost ol… Hayatın her anında uygulanabilir. Ama başta zor olacaktır, bu yüzden her gün en az bir saat boyunca yap. O saatte, yakınından ne geçerse o ol. Nasıl olabildiğini merak edeceksin. Nasıl olabildiğini bilmenin başka yolu yoktur… Uygulamalısın.

Ağacın yanında otur ve ağaç olduğunu hisset. Ve rüzgar geldiği, tüm ağaç sallanmaya, titremeye başladığı zaman, o sallanmayı ve o titremeyi içinde hisset; güneş doğduğu ve tüm ağaç canlandığı zaman, o canlılığı içinde hisset; bir yağmur geldiği ve tüm ağaç tatmin olduğu, doyduğu zaman, uzun bir susuzluk, uzun bir bekleyiş sona erdiği ve ağaç tamamen tatmin olduğu, doyduğu zaman, ağaçla birlikte tatmin ol ve doy. Ve sonra ağacın incelikli ruh hallerinin, nüanslarının farkına var.

O ağacı senelerdir görüyorsun, ama onun ruh hallerini bilmiyorsun. Ağaç bazen mutlu; bazen mutsuz. Bazen hüzünlü, ölü, endişeli, hayal kırıklığına uğramış, bazen çok mutlu esrik. Ruh halleri var. Ağaç canlı ve hissediyor. O zaman ağacın genç mi, yaşlı mı olduğunu hissedersin; ağaç hayatından memnun mu, değil mi; ağaç varoluşa aşık mı, değil mi… Aleyhine mi, öfkeli mi, kızgın mı; ağaç şiddet dolu mu, yoksa içinde derin bir sevecenlik mi var. Nasıl sen değişiyorsan, ağaç da değişiyor… Onunla derin bir yakınlık kurabilirsen, empati dedikleri şey budur.

Empati demek, sen öyle duygudaş olmuşsun ki, aslında bir olmuşsun demektir. Ağacın ruh halleri senin ruh hallerin olur. Ve sonra, eğer bu daha, daha, daha derine giderse, konuşabilirsin, ağaçla iletişim kurabilirsin. Bir kez onun ruh hallerini tanıyınca, onun dilini anlamaya başlarsın ve ağaç zihnini seninle paylaşır. Acılarını ve esrikliklerini paylaşır.

Ve bu, tüm evrenle de olabilir.

Günde en az bir saat boyunca bir şeyle empati içinde olmaya çalış. Başta kendi kendine aptal gibi görüneceksin. ‘Ne tür bir aptallık yapıyorum?’ diye düşüneceksin. Çevrene bakacaksın ve biri sana bakarsa ya da biri seni görürse ya da tanırsa, delirdiğini düşüneceklerini hissedersin. Ama yalnızca başlangıçta. Bir kez bu empati dünyasına girince, tüm dünya sana deli gibi görünecek. Boş yere bunca şeyi kaçırıyorlar. Yaşam öyle bir bolluk veriyor ve onlar kaçırıyorlar. Kaçırıyorlar, çünkü kapalılar; hayatın içlerine girmesine izin vermiyorlar. Ve hayat içine ancak sen hayata çok, pek çok açıdan, pek çok yoldan, çoklu boyutlar aracılığı ile girersen girebilir. Günde en az bir saat empati içinde ol.

Her dinin başlangıcında duanın anlamı buydu. Duanın anlamı evrenle yakınlık içinde olmak, evrenle derin bir iletişim halinde olmak demekti. Duada Tanrı ile konuşursun… Tanrı demek, bütünlük demektir. Bazen Tanrı’ya kızabilirsin, bazen minnettar olursun, ama bir şey kesindir… İletişim halindesindir. Tanrı zihinsel bir kavram değildir, derin, yakın bir ilişki haline gelmiştir. Duanın anlamı budur.

Ama bizim dualarımız berbat olmuştur, çünkü biz varlıklarla nasıl iletişim kuracağımızı bilmiyoruz. Ve varlıklarla iletişim kuramıyorsan, Varlık’la… Büyük V ile başlayan Varlık’la iletişim kurman imkansızdır. Bir ağaçla iletişim kuramıyorsan, bütün varoluşla nasıl iletişim kurabilirsin? Ve bir ağaçla konuşurken kendini aptal gibi hissediyorsan, Tanrı ile konuşurken kendini daha aptal gibi hissedersin.

Her gün dua dolu zihin durumu için bir saat ayır ve duayı sözel bir iş haline getirme. Onu bir hissetme olayı haline getir. Kafanı kullanarak konuşmak yerine, onu hisset. Git ve bir ağaca dokun, ağaca sarıl, ağacı öp; gözlerini kapat ve sevgilinleymişsin gibi ol. Onu hisset. Ve kısa süre sonra insanın kendini bir kenara koymasının, diğeri olmasının ne demek olduğunu derinlemesine anlayacaksın.

Her kişinin bilincini kendi bilincin gibi hisset. Böylece, kendinle ilgilenmeyi bırak ve her benlik ol.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment