108. Teknik : Kendi içsel rehberin ol

by admin

Bu bilinç her birinin rehber ruhu. Bu ol.

İlk şey, rehber içindedir, ama sen onu kullanmıyorsun. Ve öyle uzun zamandır, öyle çok ömürdür kullanmıyorsun ki içinde bir rehber olduğunun farkında bile olmayabilirsin. Castaneda’nın kitabını okuyordum. Ustası Don Juan yapması için çok güzel bir deney veriyor ona. En eski deneylerden biri.

Karanlık bir gecede, tepelik, tehlikeli ve ışıksız bir arazide, Castaneda’nın ustası şöyle demiş: ‘İçsel rehbere inan ve koşmaya başla.’ Bu tehlikeliymiş. Bilinmedik, tepelik bir araziymiş, ağaçlı, çalılı, uçurumluymuş. Castaneda herhangi bir yere düşebilirmiş. Gün ışığında bile orada yürürken dikkatli olması gerekirmiş ve gece her yer karanlıkmış. Hiçbir şeyi göremiyormuş, ama ustası ona, ‘Yürüme, koş!’ demiş. Castaneda inanamamış! Bu intihara denkmiş. Korkmuş… Ama ustası koşmuş. Vahşi bir hayvan gibi koşarak gitmiş ve koşarak dönmüş. Ve Castaneda onun bunu nasıl yaptığını anlayamamış. Yalnızca karanlıkta koşmakla kalmıyormuş, her seferinde, görebiliyormuş gibi, koşarak doğrudan ona geliyormuş. Sonra, yavaş yavaş, Castaneda cesaretini toplamış. Bu adam bunu yapabiliyorsa, o neden yapamayacakmış? Denemiş ve yavaş yavaş içine içsel bir ışığın dolduğunu hissetmiş. Sonra koşmaya başlamış.

Sen ancak düşünmeyi bıraktığın zaman varsın. Düşünmeyi bıraktığın an içsel olan gerçekleşir. Düşünmezsen, her şey yolundadır… Sanki içsel bir rehber işlemektedir. Mantığın seni yanlış yönlendirmiştir. Ve en büyük yanlış yönlenme şu olmuştur: İçsel rehbere inanamazsın.

İlk olarak mantığını ikna etmen gerekir. İçsel rehberin, ‘İlerle,’ dese bile, mantığını ikna etmen gerekir ve o zaman fırsatları kaçırırsın. Çünkü bazı anlar vardır… Onları kullanabilirsin ya da kaçırabilirsin. Zeka zaman ister ve sen düşünür taşınırken anı kaçırırsın. Yaşam seni beklemez. İnsanın hemen yaşaması gerekir. İnsanın gerçekten bir savaşçı olması gerekir… Zen’de dedikleri gibi… Çünkü sen kılıcın elinde meydanda savaşırken düşünemezsin. Düşünmeden dışarıya çıkman gerekir.

Zen ustaları kılıcı bir meditasyon tekniği olarak kullanmışlardır ve Japonya’da derler ki, iki Zen ustası, meditasyon yapan iki kişi kılıçlarla savaşsa, bir sonuç çıkmaz. Kimse yenilmez ve kimse kazanmaz, çünkü ikisi de düşünmemektedir. Kılıçlar yalnızca onların elinde değildir, aynı zamanda içsel rehberin, düşünmeyen içsel rehberin elindedir ve diğeri saldırmadan önce rehber bilir ve savunur. Düşünemezsin, çünkü zaman yoktur. Diğeri yüreğini hedeflemektedir. Bir anda kılıç yüreğine girecektir. Ne yapacağını düşünecek zaman yoktur. ‘Yüreğe saplanma’ düşüncesi aklına gelse, aynı anda ‘savunma’ düşüncesi senin aklına gelmelidir… Aynı anda, aralık olmadan… O zaman savunabilirsin. Aksi halde yok olursun.

Bu yüzden bir meditasyon olarak kılıç ustalığını öğretirler ve şöyle derler, ‘İçsel rehberle anlık ol, düşünme. Ne olursa olsun bırak içsel benlik yapsın. Zihnin karışmasına izin verme.’ Bu çok zordur, çünkü biz zihinlerimizle eğitilmişizdir. Okullarımız, kolejlerimiz, üniversitelerimiz, tüm kültür, tüm uygarlık düzeni başlarımızı eğitir. Biz içsel rehberle iletişimi koparmışız. Herkes o içsel rehberle doğar, ama onun çalışmasına, işlev göstermesine izin verilmez. İçsel rehber, neredeyse felç olmuştur, ama canlandırılabilir.

Bu sutra o içsel merkez içindir.

Bu bilinç her birinin rehber ruhu. Bu ol.

Başınla düşünme. Aslında, hiç düşünme. Yalnızca hareket et. Bazı durumlarda dene. Zor olacaktır, çünkü eski alışkanlık düşünmeye başlayacaktır. Uyanık olmalısın: Düşünme, içten içe zihne ne geldiğini hisset. Pek çok sefer kafan karışabilir, çünkü gelen şeyin içsel rehberden mi, yoksa zihnin yüzeyinden mi geldiğini bilemeyeceksin. Ama kısa süre sonra duyguyu, farkı anlayacaksın.

Bir şey içsel olandan geldiği zaman, göbekten yukarı gelir. Akışın, sıcaklığın göbekten yukarı geldiğini hissedersin. Ne zaman zihnin düşünse, bu yalnızca yüzeydedir, baştadır ve sonra aşağı iner. Eğer bir şeye zihnin karar vermişse, o zaman onu bastırmalısın. Eğer içsel rehber karar verirse, o zaman bir şey içinde kabarcık kabarcık yükselir. Benliğinin derin nüvesinden zihne doğru gelir. Zihin onu alır, ama o zihinden değildir. Öteden gelir… Sebebi olmadan, kanıtı olmadan. Basitçe kabarcık kabarcık yükselir.

Bazı durumlarda dene. Örneğin, ormanda yolunu kaybettin. Dene. Düşünme… Gözlerini kapat, otur, meditasyona dal ve düşünme. Çünkü boşunadır… Nasıl düşünebilirsin ki? Bilmiyorsun. Ama düşünmek öyle bir alışkanlık olmuştur ki, düşünmekten hiçbir şey çıkmayacağı anlarda bile düşünürsün. Ancak bir şey zaten biliniyorsa düşünebilirsin. Ormanda kayboldun, haritan yok, soracak kimse yok. Ne hakkında düşüneceksin? Ama sen yine de düşünürsün. O düşünme yalnızca bir endişe olacaktır, düşünce değil. Ve ne kadar çok endişelenirsen içsel rehber o kadar az ehil olacaktır.

Endişesiz ol. Bir ağacın altında otur ve bırak düşünceler geride kalsın, dinsin. Yalnızca bekle, düşünme. Sorun yaratma, yalnızca bekle. Ve bir anlık düşüncesizliğin geldiğini hissettiğinde, o zaman ayağa kalk ve hareket etmeye başla. Beden nereye giderse gitsin, gitmesine izin ver. Sen yalnızca tanık ol. Karışma. Kaybolan yol kolaylıkla bulunabilir. Ama tek koşul şudur: ‘Zihnin karışmasına izin verme.’

Bu pek çok defa, bilmeden olmuştur. Büyük bilim adamları der ki, ne zaman büyük bir keşif yapıldıysa, asla zihinle yapılmamıştır; hep içsel rehberle yapılmıştır.

Madame Curie bir matematik problemini çözmeye çalışıyormuş. Elinden geleni yapmış, ama imkansızmış. Sonra canına tek etmiş. Günlerce, haftalarca çalışmış ve hiçbir şey çıkmamış. Delirecek gibi hissediyormuş. Çözüme giden hiçbir yok yokmuş. Sonra bir gece, bitkinlik içinde düşüp uyumuş. Ve gece, düşünde, sonuç kendini göstermiş. Sonuçla öyle ilgilenmiş ki düş bozulmuş ve Madame Curie uyanmış. Hemen sonucu yazmış… Çünkü düşte süreç yokmuş, yalnızca sonuç varmış. Bir deftere yazmış ve sonra yine uyumuş. Sabah şaşırmış; sonuç doğruymuş, ama ona nasıl ulaşıldığını bilmiyormuş. Süreç yokmuş, yöntem yokmuş. Sonra süreci bulmaya çalışmış; artık daha kolay bir işmiş bu, çünkü sonuç elindeymiş ve sonuçtan geri dönmek kolaymış. Bu düş sayesinde Nobel ödülünü kazanmış… Ama nasıl olduğunu hep merak etmiş.

Zihnin bitkin düştüğünde ve artık daha fazlasını yapamadığında, zihin dinlenmeye çekilir. O dinlenme anında içsel rehber ipuçları, imalar, anahtarlar verebilir. İnsan hücresinin iç yapısı sayesinde Nobel ödülünü kazanan adam bunu bir düşte görmüş. İnsan hücresinin tüm yapısını, içsel hücreyi bir düşte görmüş ve sonra sabah resmini çizmiş. Böyle olabilmesine kendisi bile inanamamış, bu yüzden senelerce çalışması gerekmiş. Senelerce çalıştıktan sonra düşün doğru olduğu sonucuna varabilmiş.

Madame Curie bu içsel rehber sürecini anladığı zaman denemeye karar vermiş. Çözmek istediği bir problem varmış ve ‘Neden endişelenip uğraşayım? Uyusam yeter,’ demiş. İyi uyumuş, ama çözüm çıkmamış. Bu yüzden şaşırmış. Defalarca denemiş: Bir problem olduğunda hemen uyuyormuş. Ama çözüm çıkmıyormuş. İlk önce zekanın tamamen denenmesi gerekir, aksi halde düşte bile işlemeye devam eder.

Bu yüzden, artık bilim adamları tüm büyük keşiflerin düşünsel değil, sezgisel olduğunu söylemektedirler. İçsel rehberle kastedilen budur.

Bu bilinç her birinin rehber ruhu. Bu ol.

Başı bırak ve bu içsel rehbere dön. Oradadır. Eski yazmalar usta ya da gurunun; ‘dışsal’ gurunun, içsel gurunun bulunmasına yardım edebileceğini söylemiştir. O kadar. Bir kez dışsal guru senin içsel guruyu bulmana yardım edince, dışsal gurunun işlevi biter.

Bir usta aracılığı ile gerçeğe erişemezsin; bir usta aracılığı ile ancak içsel ustaya erişebilirsin… Ve o zaman bu içsel usta seni gerçeğe götürür. Dışsal usta yalnızca bir temsilcidir, içsel usta yerine çalışan bir şey. Onun içsel rehberi vardır ve senin içsel rehberini de hissedebilir, çünkü ikisi aynı dalga boyundadırlar… İkisi aynı ayarda, aynı boyuttadır. Ben kendi içsel rehberimi bulmuşsam, senin içine bakıp senin içsel rehberini de hissedebilirim. Ve eğer gerçekten senin için bir rehbersem, tüm rehberliğim seni içsel rehberine götürmek içindir.

Bir kez içsel rehberinle bağlantı kurunca, artık bana gerek kalmaz. Artık sen yalnız hareket edebilirsin. Bu yüzden bir gurunun yapabileceği tek şey seni baştan göbeğe, mantıksal sezgisel gücüne, tartışan zihinden güvenen rehberine itmektir. Ve bu yalnızca insanlar için değil, hayvanlar, kuşlar, ağaçlar ve her şey için geçerlidir. İçsel rehber vardır ve pek çok yeni, gizemli olgu keşfedilmiştir.

Pek çok vaka vardır. Örneğin, anne balık yumurtladıktan sonra ölür. Ardından baba balık yumurtaları döller ve sonra o da ölür. Yumurta annesiz, babasız, yalnız kalır. Olgunlaşır. Sonra yeni bir balık doğar. Bu balık baba, anne, ebeveyn olmayı bilmez; nereden geldiğini bilmez. Ama bu balık denizin belirli bir kısmında yaşasa da, yumurtlamak için anne babasının geldiği yere gider. Kaynağa gider. Bu tekrar tekrar olmaktadır ve yumurtlamak istediği zaman bu kıyıya gelir, yumurtlar ve ölür. Yani anne baba ve çocukları arasında iletişim yoktur, ama çocuklar bir şekilde nereye gitmeleri gerektiğini bilir… Ve asla ıskalamazlar. Ve onları yanlış yönlendiremezsin. Denenmiştir, ama onları yanlış yönlendiremezsin. Kaynağa ulaşırlar. İçsel bir rehber işlemektedir.

Sovyet Rusya’da kediler, sıçanlar ve pek çok küçük hayvan ile deney yapmaktadırlar. Bir kedi, bir anne kedi çocuklarından ayrılmıştır ve çocuklar denizin derinliklerine götürülmüştür; anne kedi çocuklarına ne olduğunu bilemez. Zihninde ve yüreğinde ne olduğunu ölçmek için anne kediye her tür bilimsel alet takılmıştır ve sonra denizin derinliklerinde çocuklarından biri öldürülmüştür. Anne hemen farkına varmıştır. Nabzı değişmiştir. Şaşırmış, endişelenmiş, nabzı hızlanmıştır… Çocuğu öldürülür öldürülmez. Ve bilimsel alet onun büyük acı hissettiğini söylemiştir. Sonra, bir süre sonra her şey normale dönmüştür. Sonra bir çocuğu daha öldürülmüştür… Yine değişim. Ve üçüncü çocukta da aynısı olmuştur. Her seferinde, kesinlikle aynı zamanda, zaman aralığı olmadan olmuştur. Ne olmaktaydı?

Artık Sovyet bilim adamları anne kedinin bir içsel rehberi, içsel duygu merkezi olduğunu ve onun çocukları nerede olursa olsun onlarla bağlantılı olduğunu söylemektedir. Ve kedi hemen telepatik bir ilişki hisseder. İnsan anne o kadar hissetmez. Bu şaşırtıcıdır. Tam tersi olmalıydı: İnsan anne daha fazla hissetmeliydi, çünkü o evrimsel açıdan daha ileridedir. Ama o hissetmez, çünkü baş her şeyi kontrol altına almıştır ve içsel merkezler felçli, yatmaktadır.

Bu bilinç her birinin rehber ruhu. Bu ol.

Ne zaman bir durum seni şaşırtsa ve bu işin içinde nasıl çıkacağını bilemesen, düşünme; derin bir düşüncesizlik içinde, bırak içsel rehber sana yol göstersin. Başta korkacaksın, kendini güvensiz hissedeceksin, ama kısa süre sonra, her seferinde doğru sonuca vardığını, her seferinde doğru kapıya vardığını görünce cesaretini toplayacaksın ve güven dolu olacaksın.

Eğer bu güven gerçekleşirse, ben buna iman derim. Gerçekten de dini iman budur… İçsel rehbere olan güvendir. Mantık egonun bir parçasıdır. Kendine inanmaktır. İçinin derinliklerine gittiğin an, evrenin ruhu olursun. İçsel rehberin ilahi rehberliğin bir parçasıdır. Onu takip ettiğin zaman, ilahi olanı takip etmiş olursun; kendini takip ettiğin zaman işleri karıştırırsın ve ne yaptığını bilmezsin. Kendini çok bilge sanıyor olabilirsin. Değilsin.

Bilgelik yürekten gelir, zekadan değil. Bilgelik benliğinin en içteki derinliklerinden gelir, baştan değil. Başını kes, başsız ol… Ve benliği takip et, ne olursa olsun, nereye giderse gitsin. Tehlikeye gitse bile, tehlikeye git, çünkü senin ve büyümenin yolu odur. O tehlike aracılığı ile büyüyeceksin, olgunlaşacaksın. İçsel rehber seni ölüme götürse bile git, çünkü senin yolun o olacaktır. Onu takip et, ona güven ve onunla hareket et.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment