109. Teknik : Bedenini boş olarak hisset

by admin

Edilgen biçimini duvarları deriden boş bir oda olarak hayal et… Boş.

Edilgen biçimini duvarları deriden boş bir oda olarak hayal et… Ama içeride, her şey boş. Bu en güzel tekniklerden biridir. Meditasyon duruşunda, gevşemiş, yalnız, belkemiğin dik, tüm bedenin gevşemiş olarak otur… Sanki tüm beden belkemiğinden asılıymış gibi. Sonra gözlerini kapat. Birkaç dakika için gevşemiş, daha fazla gevşemiş hisset, daha sakin, daha sakin, daha sakin. Ahenk kazanmak için bunu birkaç dakika yap. Ve sonra aniden bedenini deriden duvarlar gibi hissetmeye başla, içeride hiçbir şey yok, içeride kimse yok, ev boş. Bazen düşüncelerin gelip geçtiğini, düşünce bulutlarının hareket ettiğini hissedeceksin, ama onların sana ait olduğunu düşünme. Sen yoksun. Onların boş bir gökyüzünde gezindiğini düşün… Kimseye ait değiller, kökleri yok.

Gerçekten de durum budur: Düşünceler tıpkı gökyüzünde hareket eden bulutlar gibidirler. Hiçbir kökleri yoktur ve gökyüzüne ait değildirler, yalnızca gökyüzünde gezinirler. Gelirler ve giderler ve gökyüzü dokunulmamış kalır, etkilenmemiş kalır. Bedeninin yalnızca deriden duvarlar olduğunu, içeride hiç kimse olmadığını hisset. Düşünceler sürecektir… Eski alışkanlıklar, eski momentum, eski işbirliği yüzünden düşünceler gelmeye devam edecektir. Ama sen onların boşlukta hareket eden köksüz bulutlar olduklarını hayal et… Onlar sana ait değil, onlar kimseye ait değil. Ait olabilecekleri kimse yok… Sen boşsun. Bu zor olacaktır, ama yalnızca eski alışkanlıklar yüzünden. Zihnin bir düşünce yakalamak, onunla özdeşleşmek, onunla hareket etmek, ondan zevk almak, ona dalmak isteyecektir. Diren! Zevk alacak kimse olmadığını, savaşacak kimse olmadığını, bu düşünce ile herhangi bir şey yapacak kimse olmadığını söyle.

Birkaç gün, birkaç hafta içinde düşünceler yavaşlayacak, azalacaklardır. Bulutlar kaybolmaya başlayacaklardır ya da gelseler bile, düşünce barındırmayan büyük, bulutsuz gökyüzü boşlukları olacaktır. Bir düşünce geçecektir. Sonra, bir süre için başkası gelmeyecektir. Sonra bir başka düşünce gelecek ve sonra yine bir aralık olacaktır. O aralıklarda, ilk defa boşluğun ne olduğunu bileceksin. Ve bunu görmek seni öyle derin bir mutlulukla dolduracak ki, hayal bile edemezsin.

Gerçekten de bu konuda bir şey söylemek zordur, çünkü dil kullanılarak ne denirse densin sana atıfta bulunacaktır ve sen orada olmayacaksın. Mutlulukla dolacağını söylersem, bu saçma olur. Sen orada olmayacaksın, o zaman nasıl senin mutlulukla dolacağını söyleyebilirim? Mutluluk orada olacaktır. Derinin dört duvarları arasında mutluluk olacaktır, titreşecektir… Ama sen orada olmayacaksın. Üzerine derin bir sessizlik çökecektir, çünkü sen yoksan, hiç kimse rahatsızlık yaratamaz. Sen hep başkalarının seni rahatsız ettiğini düşünür durursun; sokaktaki trafiğin gürültüsü, çevrende oynayan çocuklar, mutfakta çalışan karın… Birileri seni rahatsız ediyor. Seni hiç kimse rahatsız etmiyor; rahatsızlığın sebebi sensin. Sen var olduğun için, her şey seni rahatsız edebilir. Sen olmasan, o zaman rahatsızlık sana dokunmadan boşluktan gelir ve geçer. Sen varsın… Çok alıngan, bir yara; her şey, hemen seni incitir.

Fantastik bir hikaye duydum. Üçüncü dünya savaşında herkes ölmüş; artık yeryüzünde kimse yokmuş, yalnızca ağaçlar ve tepeler varmış. Büyük bir ağaç, eskiden olduğu gibi büyük bir gürültü çıkarmayı düşünmüş. Büyük bir kayadan aşağı düşmüş, olası her şeyi yapmış, ama gürültü çıkmamış. Çünkü gürültü için kulaklara ihtiyaç vardır, ses için senin kulaklarına ihtiyaç vardır. Sen yoksan, ses yaratılamaz. İmkansızdır. Ben burada konuşuyorum. Sen burada olduğun için ses çıkarıyorum. Burada kimse olmasa, ben konuşmaya devam edebilirim, ama ses çıkmaz. Ama ben sesi kendim için çıkarabilirim, çünkü ben işitebilirim. İşitecek kimse olmasa ses çıkmaz, çünkü ses senin kulaklarının bir tepkisidir.

Yeryüzünde kimse olmasa, güneş yükselir, ama ışık yaratamaz. Bu saçma görünür. Biz bunu kavrayamayız, çünkü biz hep güneşin doğduğunu ve aydınlık olduğunu düşünürüz. Senin gözlerine ihtiyaç vardır. Gözlerin olmadan güneş ışık yaratamaz. Doğmaya devam eder, ama boşuna olur, çünkü ışınlar boşluğun içinden geçer. Tepki verecek, bunun ışık olduğunu söyleyecek kimse olmaz. Işık senin gözlerinle ilgili bir olgudur. Sen tepki verirsin. Ses kulaklarınla ilgili bir olgudur. Sen tepki verirsin. Ne düşünüyorsun?.. Bahçede bir gül var, ama kimse geçmezse, kokusu olur mu? Tek başına bir gül koku yaratamaz. İmkansızdır. Sana ve burnuna ihtiyaç vardır… Tepki verecek, bunun koku olduğu, gül kokusu olduğu yorumunu yapacak birine. Gül ne kadar çok uğraşırsa uğraşsın, bir burun yokken gül olamaz.

Sokaktaki gürültü aslında yoktur, o senin egonda vardır. Senin egon tepki verir ve bunun gürültü olduğunu söyler. Bu senin yorumundur. Bazen, farklı bir ruh halindeyken bundan zevk alabilirsin. O zaman gürültü gibi gelmez. Farklı bir ruh halindeyken bundan zevk alırsın. Ve sonra şöyle dersin: ‘Ne güzel müzik ama!’ Ama hüzünlü bir anda, müzik bile bir rahatsızlığa dönüşür. Ama sen orada yoksan, yalnızca uzam, boşluk varsa, o zaman ne gürültü, ne müzik olur. Şeyler fark edilmeden içinden geçer gider. Çünkü çarpmaz, tepki verecek yara yoktur, karşılık verecek kimse yoktur; bir ego bile yaratılmaz. Buda’nın nirvana dediği budur.

Ve bu teknik sana faydalı olabilir.

Edilgen biçimini duvarları deriden boş bir oda olarak hayal et… Boş.

Edilgen bir durumda, hareketsiz, hiçbir şey yapmayarak otur… Çünkü ne zaman bir şey yapsan yapan işe karışır. Gerçekte yapan yoktur. Yalnızca yapış yüzünden sen biri olduğunu hayal edersin. Buda, sırf bu yüzden güçtür. Sırf dilbilimsel biçimler yüzünden sorunlar çıkmıştır. Bir adamın yürüdüğünü söyleriz. Bu cümleyi analiz edersen, yürüyen biri var anlamına gelir. Ama Buda, yalnızca bir yürüyüş süreci var, yürüyen kimse yok, der. Gülüyorsun. Dil yüzünden gülen biri varmış gibi görünür. Buda, gülüş olduğunu, ama içeride gülen kimse olmadığını söyler. Gülerken bunu hatırla ve kimin güldüğünü bulmaya çalış. Kimseyi bulamayacaksın… Yalnızca gülüş vardır. Onun arkasında, onu yapan kimse yoktur. Hüzünlü olduğunda hüzünlü olan kimse yoktur, yalnızca hüzün vardır. Şuna bak. Yalnızca hüzün. Bu bir süreçtir: Yalnızca kahkaha, yalnızca mutluluk, yalnızca hüzün. Arkasında kimse yoktur.

Sırf dil yüzünden biz ikili terimlerle düşünürüz. Bir hareket varsa, hareket eden biri olması gerektiğini söyleriz… Hareket eden. Tek başına hareketi hayal edemeyiz. Ama sen hiç hareket edeni gördün mü? Güleni gördün mü? Buda yaşam olduğunu, yaşam süreci olduğunu, ama içeride canlı olan biri bulunmadığını söyler. Ve sonra bir de ölüm vardır, ama ölen kimse yoktur. Buda için sen bir ikilik değilsin… İkiliği dil yaratır. Ben konuşuyorum. Konuşan biri gibi görünüyorum. Ama Buda yalnızca konuşma var, konuşan kimse yok, der. Bu bir süreç. Kimseye ait değil.

Ama bizim için bu zordur, çünkü bizim zihnimiz ikiliğe derinlemesine kök salmıştır. Ne zaman bir eylem düşünsek, içeride bir aktör, bir yapan hayal ederiz. İşte bu yüzden meditasyonda edilgen, hareket halinde olmayan bir biçim iyidir, çünkü o zaman boşluğa daha kolay düşebilirsin. Buda der ki: ‘Meditasyon yapma. Meditasyon halinde ol.’ Çünkü eğer meditasyon yaparsan, yapan işe karışır… Sen meditasyon yaptığını düşünürsün. O zaman meditasyon bir eylem olur. Buda, ‘Meditasyon halinde ol’ der. Bu, tamamen edilgen ol, hiçbir şey yapma ve bir yapan olduğunu düşünme, demektir. İşte bu yüzden bazen, yapan yapışta kaybolduğunda, ani bir mutluluk dalgası hissedersin. Bu, sen bir olduğun için gelir. Dans eden için bir an gelir, dans kontrolü ele geçirir ve dans eden kaybolur… O zaman ani bir mutluluk, ani bir güzellik, ani bir esriklik gerçekleşir. O kişi bilinmedik bir mutlulukla dolar. Ne olmuştur? Yalnızca yapış kalmıştır ve yapan artık yoktur.

Savaş cephesinde, bazen askerler derin bir mutluluğa erişir. Bunu kavramak güçtür, çünkü ölüme çok yakındırlar… Her an ölebilirler. Başta bu onları korkutur; korku içinde titrerler. Ama her gün durmaksızın titremeye, korkmaya devam edemezsin. İnsan alışır, ölümü kabullenir… O zaman korku kaybolur. Ve ölüm bu kadar yakınken, herhangi bir yanlış harekette hemen ölebilecekken, yapan unutulur ve yalnızca görev kalır, yalnızca yapış kalır. Ve insanın öyle derinlemesine yapış halinde olması gerekir ki, ‘ben varım’ diye hatırlamasın. O ‘ben varım’ sorun yaratır. Iskalarsın. Eylemin tamamen içinde olmazın. Ve işin ucunda yaşam vardır, bu yüzden ikiliğe cesaret edemezsin. Eylem bütünsel olur. Eylem bütünsel olduğunda, aniden hiç olmadığın kadar mutlu olursun.

Savaşçılar, sıradan hayatın sana vermeyeceği çok derin coşku fışkırmaları yaşamışlardır. Savaşın bu kadar cazip gelmesinin sebebi bu olabilir. Ve kshatriyaların, savaşçıların mokşa’ya brahminlerden daha fazla erişmiş olmasının sebebi bu olabilir; çünkü brahminler hep düşünür, düşünür… Çok fazla zihinsel hareketlilik vardır. Yirmi dört Cayna tirthankarası Ram, Krishna, Buda, hepsi kshatriya idi, savaşçı idi. Onlar en yüksek zirveye erişti.

Hiçbir iş adamının o zirveye eriştiği duyulmamıştır. İş adamı öyle bir güvenlik içinde yaşar ki ikilikçi olmaya cesaret edebilir. Her ne yapıyorsa, asla bütünsel değildir. Kar bütünsel bir eylem olamaz. Ondan zevk alabilirsin, ama o asla bir ölüm kalım meselesi olmaz. Onunla oynayabilirsin, ama hiçbir şey tehlikede değildir. Bu bir oyundur. Bir iş, bir oyun oynamaktadır, para oyunu. Oyun çok tehlikeli değildir, bu yüzden iş adamı hemen hemen her zaman ortalama kalır… Bir kumarbaz bile bir iş adamından daha yüksek mutluluk zirvelerine erişebilir, çünkü bir kumarbaz daima tehlike içinde hareket eder. O, sahip olduğu her şeyi ortaya koyar… O kumar anında yapan kaybolur.

Kumarın, savaşın bu kadar cazip olmasının sebebi bu olabilir. Benim anladığım kadarıyla, cazip gelen her şeyin arkasında, bir yerlerde, saklanan bir esriklik, bir bilinmezlik olmalıdır, hayatın derin gizemine dair bir bakış gizli olmalıdır. Aksi halde hiçbir şey cazip gelmez.

Edilgenlik… Meditasyonda aldığın herhangi bir duruş edilgen olmalıdır. Hindistan’da en edilgen asanayı, en edilgen duruşu evrimleştirmişizdir, bu siddhasanadır. Ve güzelliği şuradadır: Bu siddhasana duruşunda, Buda’nın oturduğu gibi otururken, beden en derin edilgen duruşundadır. Uzanırken bile o kadar edilgen olmazsın; uyurken bile duruşun o kadar edilgen değildir, etkendir. Siddhasana neden bu kadar edilgendir? Pek çok sebebi vardır. Bu duruşta beden kilitlenmiş, kapanmıştır. Bedenin bir elektrik devresi vardır. Beden kapalı, kilitli iken, elektrik bedenin içinde döner durur, dışarıya sızmaz. Artık, belirli duruşlarda bedenin enerji sızdıracağı, kanıtlanmış, bilimsel bir olgudur. Beden enerji sızdırırken, durmaksızın enerji yaratması gerekir. Beden aktiftir. Sen sızdırdığın için beden dinamosu durmaksızın çalışmak zorunda kalır. Dış bedenden enerji sızarken, iç bedenin onu yenilemek için aktif olması gerekir. Bu yüzden en edilgen durum, hiç enerji sızdırmayan duruş olmalıdır.

Artık Batılı ülkelerde, özellikle de İngiltere’de, hastaları beden elektriklerini devre haline getirerek tedavi ediyorlar. Bu teknikler pek çok hastanede kullanılıyor ve çok faydalılar. Hasta bir kablo ağı üzerinde, yerde yatıyor. Kablo ağı sırf beden elektriğini devre haline getirmek için. Yarım saat yeterli ve hasta kendini öyle gevşemiş, öyle enerji dolu, öyle güçlü hissediyor ki oraya geldiğinde bu kadar zayıf olduğuna inanamıyor.

Tüm eski kültürlerde, enerji dışarı sızmasın diye insanlar gece belirli yönlere dönerek uyurlardı… Çünkü yerin bir manyetik gücü vardır. O manyetik gücü kullanmak için belli bir yöne bakarak yatman gerekir… O zaman yerin gücü bütün gece seni manyetize eder. Zıt yönde yatıyorsan güç seninle mücadele eder ve enerjin yok olur. Sabah pek çok insan kendini çok depresif, çok zayıflamış hisseder. Öyle olmalıdır, çünkü uykunun seni canlandırması, sana daha fazla enerji vermesi gerekir. Ama yatağa giderken enerjik olan çok kişi sabah ölü gibi kalkar. Bunun için pek çok sebep olabilir, ama biri şudur: Yanlış yöne bakarak yatmaktadırlar. Yeryüzünün manyetik gücüne karşı yatıyorlarsa dağıldıklarını hissederler.

Bu yüzden, artık bilim adamları bedenin kilitlenebilecek bir elektrik devresi olduğunu söylemektedirler ve siddhasana oturan pek çok yogiyi incelemişlerdir. O durumda bedenin sızdırdığı enerji minimumdadır; enerji korunmaktadır. Enerji korunurken içsel pillerin çalışmasına gerek olmaz, hareketliliğe gerek olmaz. Bu yüzden beden edilgendir. Bu edilgenlik içinde, aktif olduğun zamana göre daha boş olabilirsin.

Bu siddhasana duruşunda belkemiğin diktir ve tüm beden de diktir. Artık pek çok çalışma yapılmaktadır. Bedenin dikken, tamamen dikken, yer çekiminden etkilenmen minimuma iner. İşte bu yüzden uygun olmayan bir duruşta, senin uygunsuz bulduğun bir duruşta oturursan, uygunsuzluğun sebebi bedeninin yer çekiminden daha fazla etkilenmesidir. Dik otururken yer çekiminin etkisi minimuma iner, çünkü yalnızca belkemiğini çekebilir, başka bir yerini değil. İşte bu yüzden ayakta uyumak zordur. Shirshasanada, kafa üstü dururken uyumak hemen hemen imkansızdır. Uyku için uzanman gerekir, böylece yeryüzünün çekimi tüm bedene dokunur ve her hücreyi çeker. O zaman bilinçsiz olursun. Hayvanlar insandan daha bilinçsizdir, çünkü dik duramazlar. Evrimciler, insanın dik durabildiği için, iki ayak üstünde durabildiği için evrimleştiğini söylerler. Yer çekiminin etkisi azalmıştır. Bu yüzden insan biraz daha farkında olabilir.

Siddhasanada, yer çekiminin etkisi minimumdadır. Beden hareketsizdir ve edilgendir, içeriye kapalıdır, kendi başına bir dünya olmuştur. Dışarıya çıkan, içeriye giren hiçbir şey yoktur. Gözler kapalıdır, eller kilitlidir, ayaklar kilitlidir… Enerji çember halinde hareket eder. Ve ne zaman enerji çember halinde hareket etse, içsel bir ritim, içsel bir müzik yaratır. O müziği ne kadar fazla dinlersen, kendini o kadar gevşemiş hissedersin.

Edilgen biçimini boş bir oda olarak hayal et… Tıpkı boş bir oda gibi… Duvarları deriden… Boş. O boşluğa düşmeye devam et. Bir an gelecek, her şeyin kaybolduğunu hissedeceksin; kimsenin olmadığını, evin boş olduğunu, evin efendisinin kaybolduğunu, buharlaştığını. O boşlukta, o aralıkta, sen içeride yokken, ilahi olan olacaktır. Sen olmadığında Tanrı vardır. Sen olmadığında mutluluk vardır. Bu yüzden kaybolmaya çalış. İçeriden kaybolmaya çalış.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment