15. Teknik : Kafanızdaki bütün açıklıkları kapatın

by admin

Merkeze odaklanma hakkındaki üçüncü teknik:

Ellerinle başındaki yedi açıklığı kapattığın zaman, gözlerinin arasındaki boşluk her şeyi dahil eder.

Bu, eski tekniklerden biridir… Çok kullanılan, aynı zamanda en basit teknik. Başındaki bütün açıklıkları kapa… Gözleri, kulakları, burnu, ağzı. Başındaki tüm açıklıklar kapandığı zaman, daima dışarı akan bilincin aniden durmuş olur: Dışarı çıkamaz.

Gözlemlememiş olabilirsin, nefesini bir anlığına durdursan bile zihnin aniden durur çünkü zihin nefesle hareket eder. Bu, zihnin bir koşullanmasıdır. ‘Koşullanma’nın ne demek olduğunu anlamalısın, ancak o zaman bu sutra kolayca anlaşılabilir.

Ünlü Rus psikologlarından biri olan Pavlov bu ‘koşullanma’ (ya da koşullu refleks) terimini yaratmıştır… Tüm dünyada her gün kullanılan bir sözcük. Psikolojiye az da olsa ilgi duyan herkes bu sözcüğü bilir. İki düşünme süreci (herhangi iki süreç) öylesine bağlantılı hale gelebilir ki birini başlattığın zaman diğeri de tetiklenir.

Pavlov’un ünlü örneğine bakalım: Pavlov bir köpekle çalışıyordu. Önüne yiyecek konan bir köpeğin salyalarının akmaya başladığını gördü. Köpeğin dili dışarı çıkıyordu ve yemek yemeye hazırlanıyordu. Bu doğaldır. Yiyeceği gördüğü zaman ya da yiyeceği hayal ettiği zaman salya akmaya başlar. Ama Pavlov bu süreci bir başkası ile koşulladı. Salya akmaya başladığında ve yiyecek oradayken, başka şeyler yapıyordu. Örneğin, bir zil çalıyordu ve köpek zilin çalmasını dinliyordu. On beş gün boyunca, ne zaman köpeğin önüne yiyecek koysa zil de çalıyordu. Sonra, on altıncı günde, köpeğin önüne yemek koymadı, yalnızca zil çaldı. Ama köpeğin salyası akmaya başladı ve yemek oradaymış gibi dili de dışarı çıktı.

Yiyecek yoktu, yalnızca zil çalmıştı. Zilin çalması ile salya arasında doğal bir ilişki yoktur, doğal ilişki yemek ile salya arasındadır. Ama zilin devamlı çalması onu salya ile ilişkilendirmişti ve artık zilin çalması bile süreci başlatıyordu.

Pavlov’a göre tüm yaşamımız koşullu bir süreçtir. Haklıdır da. Zihnin bir koşullanmadır. Bu yüzden, koşullanmada bir şeyi durdurursan, başka ilişkili şeyler de durur.

Örneğin, asla nefes almadan düşünmemişsindir. Düşünmek hep nefes ile birlikte olur. Nefesinin farkında değilsin ama daima, gece gündüz nefes alırsın. Her düşünce, her düşünce süreci nefesle ilişkilidir. Aniden nefesini durdurursan, düşünce de durur. Ve yedi deliğin tamamı (baştaki yedi açıklık) kapanırsa, bilincin dışarı çıkamaz. İçeride kalır ve o içeride kalış gözlerin arasında bir boşluk yaratır.  O boşluk üçüncü göz olarak bilinir.

Baştaki tüm açıklıklar kapansa, dışarı çıkamazsın çünkü sen hep bu açıklıklardan dışarı çıkıyordun. İçeride kalırsın ve bilincin içeride kaldığı zaman iki gözün arasında, iki sıradan gözün arasında yoğunlaşır. Bu iki göz arasında kalır, odaklanır. O nokta üçüncü göz olarak bilinir.

Bu boşluk her şeyi dahil eder. Bu sutra der ki her şey bu boşluğa dahil edilir; tüm varoluş dahil edilir. Bu boşluğu hissedebiliyorsan, her şeyi hissetmişsindir. Bir kez iki gözün arasındaki bu boşluğu hissettiğinde, tüm varoluşu tanımışsındır, onun bütünlüğünü çünkü bu içsel boşluk her şeyi dahil eder. Hiçbir şey onun dışında kalmaz.

Upanishadlar, ‘Kendini bilen her şeyi bilir.’ der.  Bu iki göz yalnızca sonlu olanı görür. Üçüncü göz sonsuzu görür. Bu iki göz yalnızca maddesel olanı görür. Üçüncü göz maddesiz olanı, tinsel olanı görür. Bu iki gözle asla enerjiyi hissedemezsin, asla enerjiyi göremezsin; yalnızca maddeyi görürsün. Ama üçüncü gözle bu enerji görülebilir.

Açıklıkların kapanması merkeze gitmenin bir yoludur çünkü bilinç akışı dışarı çıkamadığı zaman kaynağında kalır. O bilinç kaynağı üçüncü gözdür. Üçüncü göze odaklandığın zaman pek çok şey olur. İlki, tüm dünyanın içinde olduğunu keşfetmektir.

Swami Ramateertha şöyle derdi, ‘Güneş içimde hareket ediyor, yıldızlar içimde hareket ediyor, ay içimde doğuyor. Tüm evren içimde.’ Bunu ilk defa söylediğinde, müritleri delirdiğini düşünmüş. Yıldızlar Ramateertha’nın nasıl içinde olabilir?

O, üçüncü gözden, içsel boşluktan bahsediyordu. İlk defa içsel boşluk aydınlandığı zaman, hissedilen budur. Her şeyin içinde olduğunu gördüğün zaman, evren haline gelirsin.

Üçüncü göz fiziksel bedeninin bir parçası değildir. İki gözünün arasındaki boşluk bedeninle sınırlı bir boşluk değildir. İçine işlemiş sonsuz uzamdır.  Bu uzam bir kez bilinince, bir daha asla aynı kişi olmayacaksın. Bu içsel boşluğu tanıdığın an, ölümsüzlüğü tanımışsındır. O zaman ölüm yoktur.

Bu boşluğu ilk kez tanıdığında, yaşamın gerçek, yoğun olacak, ilk defa gerçekten canlı olacaksın. Artık hiçbir güvenliğe ihtiyaç duymazsın, artık korku duymazsın. Artık öldürülemezsin. Aniden senden hiçbir şey alınamaz. Artık tüm evren sana aiittir: Sen evrensin. Bu içsel boşluğu tanıyanlar coşku içinde bağırmışlardır, ‘Aham brahmasmi! Ben evrenim, ben varoluşum.’

Mansur adlı Sufi mistiği sırf bu üçüncü göz deneyimi yüzünden öldürülmüştür. İlk defa bu içsel boşluğu fark ettiği zaman, ‘Ben Tanrıyım!’ diye bağırmaya başlamış. Hindistan’da olsa, ona tapılırdı çünkü Hindistan bu üçüncü gözün bulunduğu içsel boşluğu bilen çok, pek çok kişi tanımıştı. Ama Müslüman bir ülkede farklıydı. Ve Mansur’un, ‘Ben Tanrıyım… Ene’l hak!’ diye bağırması günah olarak kabul edildi çünkü Müslümanlık insan ile Tanrının bir olması fikrini kavrayamaz. İnsan insandır (yaratılan) ve Tanrı yaratıcıdır, bu yüzden yaratılan nasıl yaratıcı olabilir? Bu yüzden Mansur’un ifadesi, ‘Ben Tanrıyım’ sözleri anlaşılmadı; bu yüzden öldürüldü. Ama öldürülürken, kahkahalar atıyormuş. Bu yüzden biri sormuş; ‘Neden gülüyorsun, Mansur?’

Mansur’un şöyle dediği anlatılır, ‘Gülüyorum çünkü sen beni öldürmüyorsun ve beni öldüremezsin. Sen bu bedene aldanıyorsun ama ben bu beden değilim. Ben bu evrenin yaratıcısıyım ve başlangıçta bütün bu evreni harekete geçiren benim parmağımdı.’

Mansur Hindistan’da kolayca anlaşılırdı. Bu dil yüzyıllardır biliniyor. Biz, içsel boşluğun bilindiği bir an geldiğini biliriz. O zaman insan basitçe delirir. Ve bu fark ediş o kadar kesindir ki bir Mansur’u öldürsen bile ifadesini değiştirmeyecektir. Çünkü gerçekte, onu ilgilendirdiği kadarıyla onu öldüremezsin. Artık o, bütün olmuştur. Onu yok etme olasılığı yoktur.

Mansur’dan sonra, Sufiler sessiz kalmanın daha iyi olduğunu öğrendiler. Bu yüzden Mansur’dan sonra, Sufi geleneğinde, müritlere hep şu öğretildi, ‘Üçüncü göze geldiğin zaman sessiz kal ve hiçbir şey söyleme. Bu olduğu zaman sessiz kal. Hiçbir şey söyleme ya da biçimsel olarak, insanların inandığı şeyleri söylemeye devam et.’

Bu yüzden İslam’ın artık iki geleneği vardır: Biri sıradan, dışsal, herkesçe anlaşılır olandır; diğeri, gerçek İslam, Sufizm’dir, ezoterik olan. Ama Sufiler sessiz kalır çünkü Mansur’dan bu yana, üçüncü göz açıldığı zaman gelen o dilde konuşmanın gereksiz güçlüklere yol açtığını ve kimseye faydasının olmadığını anlamışlardır.

Bu sutra der ki:

Ellerinle başındaki yedi açıklığı kapattığın zaman, gözlerinin arasındaki boşluk her şeyi dahil eder.

İçsel boşluğun tüm uzam haline gelir.

(Dip not: Aşağıdaki ek bilgiler 16. tekniğin girişindeki paragraflardır ve bu teknikle alakalı ve tamamlıyor olduğu için eklenmiştir. )

Her teknik belirli cinsten bir zihin için faydalıdır. Tartıştığımız bir önceki teknik, merkeze ulaşmadaki üçüncü teknik (baştaki açıklıkların kapanması) pek çok kişi tarafından kullanılabilir. Çok basittir ve tehlikeli değildir. Onu kolaylıkla kullanabilirsin ve açıklıkları ellerinle de kapatman gerekmez. Kapatmak için kulak tıkaçları ve gözlerin için bir maske kullanabilirsin. Asıl gereken başındaki o açıklıkları birkaç dakikalığına tamamen kapatmaktır. Birkaç dakikalığına ya da birkaç saniyeliğine. Dene. Egzersiz yapma. Yalnızca aniden yardımcı olur. Ani olduğunda yardımcı olur. Yatağında yatmaktayken, aniden birkaç saniyeliğine tüm açıklıkları kapa ve içeride neler olduğunu gör.

Boğuluyormuş gibi hissettiğinde devam et. Tamamen dayanılmaz hale gelene kadar devam et. Ve tamamen dayanılmaz olduğunda, açıklıkları artık kapatamayacaksın, bu yüzden endişelenmene gerek yoktur. İçsel güç tüm açıklıkları açacaktır. Bu yüzden, seni ilgilendirdiği kadarıyla, devam et. Boğulma geldiğinde, an odur. Çünkü boğulma tüm eski ilişkiler kıracaktır. Birkaç dakika daha devam edebilirsen, iyi olacaktır. Zor ve zahmetlidir ve öleceğini hissedeceksin. Ama korkma çünkü ölemezsin. Sırf açıklıkları kapadın diye ölemezsin. Ama şimdi öleceğini hissettiğinde, an budur.

O an ısrar ettiğinde, aniden her şey aydınlanacak. İçsel boşluğun yayıldığını ve her şeyin içine dahil edildiğini hissedeceksin. O zaman açıklıklarını aç. Tekrar tekrar dene. Her zaman bulduğunda dene. Ama egzersiz yapma. Birkaç dakikalığına nefesi durdurarak egzersiz yapabilirsin. Ama egzersizin faydası olmaz, ani bir silkinişe ihtiyaç vardır. O silkinişte, bilincine giden eski kanallardaki akış durur ve yeni bir şey mümkün olur.

Bugün bile bunu pek çok kişi uygular. Hindistan’da pek çok kişi. Ama onlar egzersiz yaparlar ve bu ani bir yöntemdir. Egzersiz yaparsan, o zaman hiçbir şey olmaz. Seni aniden bu odadan dışarı fırlatsam, düşüncelerin durur. Ama bunu her gün çalışırsak, o zaman hiçbir şey olmaz. Mekanik bir alışkanlık olur. Bu yüzden çalışma. Yalnızca, her fırsatta dene. Sonra aniden, yavaş yavaş, içsel boşluğun farkına varacaksın. O içsel boşluk bilincine yalnızca ölümün kıyısında gelir. ‘Bir tek an bile devam edemem; artık ölüm yakın’ diye hissettiğin zaman, doğru andır. Diren! Korkma. Ölüm kolay değildir. En azından şimdiye dek kimse bu yöntemi kullanırken ölmemiştir.

Kendine has güvenlikler vardır, işte bu yüzden ölemezsin. İnsan ölmeden önce bilincini yitirir. Bilinçliysen ve öleceğini hissediyorsan, korkma. Hala bilinçlisin, bu yüzden ölemezsin. Ve bilincini yitirirsen nefesin yeniden başlar. O zaman nefesi engelleyemezsin. Bu yüzden kulak tıkaçları vesaire kullanabilirsin. Ellere gerek yoktur. Eller yalnızca şunun için kullanılırdı: Bilinçsizliğe düşerken eller gevşer ve yaşam süreci kendini başlatır.

Kulakların için tıkaç, gözlerin için maske kullan, ama burun ya da ağız için tıkaç kullanma çünkü o zaman ölümcül olabilir. En azından burun açık kalmalı. Onu ellerinle kapa. Sonra, bilinçsizliğe kayarken, eller gevşeyecek ve nefes içeri girecek. Yani kendine has bir güvenlik vardır. Bu yöntem pek çok kişi tarafından kullanılabilir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment