16. Teknik : Yüreğinizdeki hisleri özümseyin

by admin

Merkeze ulaşmadaki dördüncü teknik şöyledir:

Kutsanmış olan, duyular yüreğe soğurulurken, lotusun merkezine ulaş.

Her teknik belirli cinsten bir zihin için faydalıdır. Tartıştığımız bir önceki teknik, merkeze ulaşmadaki üçüncü teknik (baştaki açıklıkların kapanması) pek çok kişi tarafından kullanılabilir. Çok basittir ve tehlikeli değildir. Onu kolaylıkla kullanabilirsin ve açıklıkları ellerinle de kapatman gerekmez. Kapatmak için kulak tıkaçları ve gözlerin için bir maske kullanabilirsin. Asıl gereken başındaki o açıklıkları birkaç dakikalığına tamamen kapatmaktır. Birkaç dakikalığına ya da birkaç saniyeliğine. Dene. Egzersiz yapma. Yalnızca aniden yardımcı olur. Ani olduğunda yardımcı olur. Yatağında yatmaktayken, aniden birkaç saniyeliğine tüm açıklıkları kapa ve içeride neler olduğunu gör.

Boğuluyormuş gibi hissettiğinde devam et. Tamamen dayanılmaz hale gelene kadar devam et. Ve tamamen dayanılmaz olduğunda, açıklıkları artık kapatamayacaksın, bu yüzden endişelenmene gerek yoktur. İçsel güç tüm açıklıkları açacaktır. Bu yüzden, seni ilgilendirdiği kadarıyla, devam et. Boğulma geldiğinde, an odur. Çünkü boğulma tüm eski ilişkiler kıracaktır. Birkaç dakika daha devam edebilirsen, iyi olacaktır. Zor ve zahmetlidir ve öleceğini hissedeceksin. Ama korkma çünkü ölemezsin. Sırf açıklıkları kapadın diye ölemezsin. Ama şimdi öleceğini hissettiğinde, an budur.

O an ısrar ettiğinde, aniden her şey aydınlanacak. İçsel boşluğun yayıldığını ve her şeyin içine dahil edildiğini hissedeceksin. O zaman açıklıklarını aç. Tekrar tekrar dene. Her zaman bulduğunda dene. Ama egzersiz yapma. Birkaç dakikalığına nefesi durdurarak egzersiz yapabilirsin. Ama egzersizin faydası olmaz, ani bir silkinişe ihtiyaç vardır. O silkinişte, bilincine giden eski kanallardaki akış durur ve yeni bir şey mümkün olur.

Bugün bile bunu pek çok kişi uygular. Hindistan’da pek çok kişi. Ama onlar egzersiz yaparlar ve bu ani bir yöntemdir. Egzersiz yaparsan, o zaman hiçbir şey olmaz. Seni aniden bu odadan dışarı fırlatsam, düşüncelerin durur. Ama bunu her gün çalışırsak, o zaman hiçbir şey olmaz. Mekanik bir alışkanlık olur. Bu yüzden çalışma. Yalnızca, her fırsatta dene. Sonra aniden, yavaş yavaş, içsel boşluğun farkına varacaksın. O içsel boşluk bilincine yalnızca ölümün kıyısında gelir. ‘Bir tek an bile devam edemem; artık ölüm yakın’ diye hissettiğin zaman, doğru andır. Diren! Korkma. Ölüm kolay değildir. En azından şimdiye dek kimse bu yöntemi kullanırken ölmemiştir.

Kendine has güvenlikler vardır, işte bu yüzden ölemezsin. İnsan ölmeden önce bilincini yitirir. Bilinçliysen ve öleceğini hissediyorsan, korkma. Hala bilinçlisin, bu yüzden ölemezsin. Ve bilincini yitirirsen nefesin yeniden başlar. O zaman nefesi engelleyemezsin. Bu yüzden kulak tıkaçları vesaire kullanabilirsin. Ellere gerek yoktur. Eller yalnızca şunun için kullanılırdı: Bilinçsizliğe düşerken eller gevşer ve yaşam süreci kendini başlatır.

Kulakların için tıkaç, gözlerin için maske kullan, ama burun ya da ağız için tıkaç kullanma çünkü o zaman ölümcül olabilir. En azından burun açık kalmalı. Onu ellerinle kapa. Sonra, bilinçsizliğe kayarken, eller gevşeyecek ve nefes içeri girecek. Yani kendine has bir güvenlik vardır. Bu yöntem pek çok kişi tarafından kullanılabilir.

Dördüncü yöntem, çok gelişkin yüreğe sahip olanlar, sevgi dolu, duygu dolu, duygusal olanlar içindir.

Kutsanmış olan, duyular yüreğe soğurulurken, lotusun merkezine ulaş.

Bu yöntem yalnızca yürek yönelimli insanlar için kullanılabilir. Bu yüzden, ilk önce yürek yönelimli insanın ne olduğunu anla. O zaman bu yöntem anlaşılabilir.

Yürek yönelimli birinde her şey yüreğe gider, her şey. Onu seversen, sevgini yüreği hisseder, başı değil. Baş yönelimli biri sevildiği zaman bile, beyinsel olarak hisseder, kafasında. Bu konuda düşünür; bu konuda plan yapar. Aşkı bile zihnin bilinçli bir çabasıdır.

Duygulu kişi mantık olmadan yaşar. Elbette, yüreğin kendi mantığı vardır, ama o mantıksızca yaşar. Biri sana, ‘Neden seviyorsun?’ diye sorduğunda nedenini söyleyebiliyorsan, baş yönelimli birisin. Ve ‘Bilmiyorum, yalnızca seviyorum,’ diyorsan, yürek yönelimli birisin.

Birinin güzel olduğunu, bu yüzden onu sevdiğini söylesen bile bu bir sebeptir. Yürek yönelimli biri için, karşısındaki o sevdiği için güzeldir. Baş yönelimli kişi, güzel olduğu için birini sever. Mantık önce gelir ve sonra aşk gelir. Yürek yönelimli biri için önce aşk gelir ve diğerleri aşkı izler. Duygulu tipin merkezi yürektir, bu yüzden her ne olursa, yüreğine dokunur.

Kendini gözlemle. Yaşamında, her an pek çok şey oluyor. Bunlar nerene dokunuyor? Sen yürürken bir dilenci sokağı geçiyor. Dilenci senin nerene dokunuyor? Ekonomik koşulları hakkında düşünmeye mi başlıyorsun? Dilenmenin nasıl yasaklanması gerektiğini ta da dilenci olmaması için nasıl sosyalist bir toplum yaratılması gerektiğini mi düşünmeye başlıyorsun? Bu, baş yönelimli biridir. Bu dilenci onun için yalnızca bir veridir. Yüreğine dokunulmamıştır, yalnızca başına dokunulmuştur. Burada, şimdi bu dilenci için hiçbir şey yapmayacaktır. Hayır! Komünizm için bir şey yapacaktır, gelecek için, bir ütopya için bir şey yapacaktır. Hatta tüm yaşamını buna adayabilir, ama şu anda hiçbir şey yapmaz.

Zihin hep gelecekte bir şeyler yapar; yürek ise hep burada ve şu andadır. Yürek yönelimli biri dilenci için şimdi bir şey yapar. Bu dilenci bir bireydir, bir veri değil. Ama baş yönelimli biri için, bu dilenci yalnızca matematiksel bir sayıdır. Onun için, dilenmenin nasıl durdurulacağı sorundur, bu dilenciye yardım edilmesi gerektiği değil… Bunun önemi yoktur. Bu yüzden kendini gözlemle. Pek çok durumda, nasıl hareket ettiğini gözlemle. Yürekle mi ilgilisin, yoksa başla mı?

Yürek yönelimli biri olduğunu hissediyorsan, bu yöntem senin için çok faydalı olacaktır. Ama iyi bil ki herkes yürek yönelimli olduğunu düşünerek kendini aldatmaktadır. Herkes çok sevgi dolu, duygulu biri olduğunu hissetmeye çalışır. Çünkü sevgi o kadar temel bir ihtiyaçtır ki sevgisiz olduğunu, sevgi dolu bir yürekten yoksun olduğunu görmek herkesi huzursuz eder. Bu yüzden herkes bunu düşünmeye, buna inanmaya devam eder ama inanmak yeterli değildir. Tarafsız bir şekilde gözlemle, sanki başka birini gözlemliyormuş gibi ve sonra karar ver. Çünkü kendini kandırmaya gerek yoktur ve bunun faydası olmayacaktır. Kendini kandırsan bile, tekniği kandıramazsın, bu yüzden bu tekniği yaptığın zaman hiçbir şey olmadığını hissedeceksin.

İnsanlar bana gelir ve ben hangi türe ait olduklarını sorarım. Gerçekten bilmiyorlar. Hiç bu konuda düşünmemişler. Hangi türden oldukları konusunda. Kendileri hakkında yalnızca belirsiz fikirleri var ve o fikirler aslında hayal. Belirli idealleri ve kendileri hakkında imgeleri var ve o imgeler olduklarını düşünüyorlar. Daha doğrusu öyle olmayı diliyorlar. Değiller ve genellikle tam tersi olduklarını gösteriyorlar.

Bunun bir sebebi var. Yürek yönelimli olduğu konusunda ısrar eden bir insan, sırf yüreğin yokluğunu hissettiği ve bundan korktuğu için ısrar ediyor olabilir. Yüreği olmadığı gerçeğinin farkına varamıyordur.

Dünyaya bir bak!  Herkes yüreği konusunda haklı olsa, o zaman bu dünya bu kadar kalpsiz olamazdı. Bu dünya bizim toplamımızdır, bu yüzden bir yerlerde, yanlış olan bir şey var. Yürek orada değil. Gerçekten de, asla orada olmak üzerine eğitilmemiş. Zihin eğitilmiş, bu yüzden orada. Zihni eğitmek için okullar, kolejler, üniversiteler var, ama yüreği eğitmek için hiçbir yer yok. Ve zihnin eğitimi karlıdır ama yüreğin eğitilmesi tehlikelidir. Yüreğin eğitilirse, bu dünyaya tamamen uyumsuz olursun çünkü tüm dünya mantık aracılığıyla çalışıyor.

Yüreğin eğitimli olsa, tüm düzen bağlamında saçma olacaksın. Tüm dünya sağa giderken sen sola gideceksin. Her yerde güçlük çekeceksin. Gerçekten de, insan ne kadar medenileşirse, yürek o kadar az eğitilir. Onu aslında unutmuşuzdur. Var olduğunu ya da onun eğitilmesine gerek olduğunu. İşte bu yüzden çok rahat işe yarayabilecek bu tür yöntemler asla işe yaramaz.

Dinlerin çoğu yürek yönelimli tekniklere dayalıdır. Hıristiyanlık, İslamiyet, Hinduizm ve pek çok başkası. Onlar yürek yönelimli insanlara dayalıdır. Din ne kadar eskiyse, yürek yönelimli insanlara o kadar çok dayalıdır. Gerçekten de Vedalar, Hinduizmin kutsal metinleri yazıldığında, Hinduizm gelişirken, yürek yönelimli insanlar vardı. Ve zihin yönelimli bir insan bulmak o zaman gerçekten zordu. Ama artık sorun tam tersi. Dua edemiyorsun çünkü dua yürek yönelimli bir yöntemdir. İşte bu yüzden Batı’da, Hıristiyanlığın (bir dua dinidir) hakim olduğu yerlerde, dua güçleşmiştir. Özellikle de Katolik Kilisesi dua yönelimlidir.

Hıristiyanlık için meditasyon diye bir şey yoktur, ama artık Batı’da bile insanlar meditasyona ilgi gösteriyorlar. Kimse kiliseye gitmemektedir. Ve birileri gitse bile, yalnızca biçimsel bir şeydir, yalnızca bir pazar günü dini. Çünkü yürek yönelimli dua Batı’daki insan için tamamen bilinmez bir şey olmuştur.

Meditasyon daha zihin yönelimlidir, dua daha yürek yönelimlidir. Ya da duanın yürek yönelimli insanlar için -bir dua- olduğunu söyleyebiliriz. Bu teknik de yürek yönelimli insanlar içindir:

Kutsanmış olan, duyular yüreğe soğurulurken, lotusun merkezine ulaş.

Peki bu teknikte ne yapılır? Duyular yüreğe soğurulurken… Dene! Birine dokun: Yürek yönelimli biriysen dokunuşun niteliğini yüreğinde hissedersin. Baş yönelimli bir insanın elini tuttuğunda, eli soğuk olacaktır… Öyle soğuk değil, ama niteliği soğuk. Elde bir ölülük, belirli bir ölülük olacaktır. İnsan yürek yönelimliyse, o zaman belirli bir sıcaklık olacaktır, o zaman eli içinde eriyecektir. Elinden sana belirli bir akış hissedeceksin ve bir karşılaşma, bir sıcaklık iletişimi olacak.

Bu sıcaklık yürekten gelir. Asla baştan gelemez çünkü baş hep serindir… Soğuk, hesapçı. Yürek sıcaktır, hesapçı değildir. Baş hep nasıl daha fazlasını alacağını düşünür; yürek hep nasıl daha fazla vereceğini düşünür. O sıcaklık yalnızca bir veriştir… Bir enerji verişi, içsel titreşimleri veriş, bir yaşam verişi. İşte bu yüzden içinde değişik bir nitelik hissedersin. İnsan seni gerçekten kucaklarsa, onda derin bir eriyiş hissedersin.

Dokun! Gözlerini kapa; herhangi bir şeye dokun. Sevgiline ya da aşığına dokun, çocuğuna, annene, ya da dostuna dokun; bir ağaca, çiçeğe ya da yalnızca toprağa dokun. Gözlerini kapa ve yüreğinden toprağa, sevgiline bir iletişim hisset. Elini toprağa dokunmak üzere uzanmış yüreğinmiş gibi hisset. Bırak o dokunuşun hissi yürekle ilişkili olsun.

Müzik dinliyorsun. Onu başınla dinleme. Başını unut ve başsız olduğunu hisset, başın yok. Yatak odanda başsız bir fotoğrafının olması iyidir. Ona yoğunlaş; başsızsın, başın gelmesine izin verme. Müziği dinlerken, onu yürekten dinle. Müziğin yüreğine girmesini hisset; bırak yüreğin onunla titreşsin. Bırak duyuların başınla değil yüreğinle birleşsin. Bunu tüm duyularla dene ve her duyunun yüreğe gittiğini, orada eridiğini gittikçe daha fazla hisset.

Kutsanmış olan, duyular yüreğe soğurulurken, lotusun merkezine ulaş.

Yürek lotustur. Her duyu yalnızca lotusun yapraklarının açılmasıdır. İlk önce duyularını yürekle ilişkilendirmeye çalış. İkinci olarak, her duyunun yüreğin derinliklerine gittiğini ve orada soğurulduğunu hisset. Bu iki şey yerleştiği zaman, ancak o zaman duyuların sana yardım etmeye başlayacaktır. Seni yüreğine götürecek, yüreğin lotus olacaktır.

Bu yürek lotusu sana bir merkez verecektir. Bir kez yürek merkezini tanıyınca, göbek merkezine düşmek çok kolay olacaktır, çok kolay. Bu sutra bundan bahsetmez bile. Gerek yoktur. Gerçekten tamamen yüreğe soğurulmuşsan ve mantık çalışmayı bırakmışsa, o zaman düşeceksin. Yürekten göbeğe bir kapı açılmıştır. Yalnızca baştan göbeğe gitmek güçtür. Ya da ikisi arasındaysan, yürekle baş arasındaysan, o zaman da göbeğe gitmek güç olacaktır. Bir kez yüreğe soğurulunca, aniden yüreğin ötesine düşmüş olursun. Temel merkez olan göbek merkezine düşmüşsündür. Orijinal merkeze.

İşte bu yüzden dua işe yarar. İşte bu yüzden İsa ‘Aşk Tanrıdır,’ der. Tam olarak doğru değildir, ama aşk kapıdır. Derinlemesine aşıksan, herhangi birine, kim olduğu önemli değil… Aşk önemlidir; kime aşık olduğun değil. Birine derin bir aşk duyuyorsan, mantıkla ilişkin kesilir; aşığın böylece ilahileşecektir.

Gerçekten de, yürek gözü başka hiçbir şeyi göremez ve işte bu yüzden o, sıradan aşkta da olur. Birine aşık olduğunda, o kişi ilahileşir. Çok kalıcı olmayabilir ve çok derin bir şey çıkmayabilir, ama o anda aşık ya da sevgili ilahi olur. Baş önünde sonunda her şeyi mahveder çünkü araya girer ve her şeyi idare etmeye çalışır. Aşkın bile idare edilmesi gerekir. Ve baş bir kez idareyi ele aldığında her şey mahvolur.

Baş idareyi ele almadan aşık olabilirsen, aşkın dua olacaktır ve sevgilin kapı olacaktır. Aşkın seni yürek merkezli kılacaktır… Ve bir kez yürek merkezli olunca, kendiliğinde göbek merkezinin derinliklerine düşeceksin.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment