17. Teknik : Seçmeyin, arada kalın

by admin

Merkeze ulaşmayla ilgili tekniklerin beşincisi:

Zihne aldırış etme, ortada kal. Ta ki.

Sutra yalnızca bu kadardır. Bilimsel her sutra gibi kısadır, ama bu bir kaç sözcük bile hayatını tamamen değiştirebilir.

Zihne aldırış etme, ortada kal. Ta ki.da

Ortada kal. Buda tüm meditasyon tekniğini bu sutra ile geliştirmiştir. Onun yolu majjhim nikai olarak bilinir. Orta yol. Buda der ki: ‘Daima ortada kal. Her şeyde.’

Prens Shron isimli biri başlangıç ayinini yapmış ve Buda onu sannyas’a kabul etmiş. O prens nadir bir adammış ve sannyası aldığı zaman, başladığı zaman, tüm krallığı şaşkınlık içinde kalmış. Krallık buna inanamamış, insanlar Prens Shron’un bir sannyasin olduğuna inanamamış. Bu, kimsenin aklına bile gelmemişmiş çünkü o bu dünyadan biriymiş. Her zevki sonuna kadar yaşıyormuş. Tüm çevresini şarap ve kadınlar oluşturuyormuş.

Sonra aniden şehre Buda gelmiş ve prens bir darshan için, tinsel bir karşılaşma için onu görmeye gitmiş. Buda’nın ayaklarına kapanmış ve demiş ki: ‘ Beni kabul et. Bu dünyayı terk edeceğim.’ Onunla gelenler farkında bile değilmişler. O kadar ani olmuş. Bu yüzden Buda’ya sormuşlar: ‘Neler oluyor? Bu bir mucize. Shron o tip bir adam değildir ve büyük lüks içinde yaşar. Şimdiye dek Shron’un sannyasa başlayacağını hayal bile etmezdik, ne oldu? Sen bir şey mi yaptın?’

Buda demiş ki: ‘Ben hiçbir şey yapmadım. Zihin bir aşırı uçtan diğerine kolayca geçebilir. Zihnin yolu budur işte. Bir aşırı uçtan diğerine geçmek. Bu yüzden Shron yeni bir şey yapmıyor. Beklemesi gerekir. Sen zihnin yasasını bilmediğin için bu kadar şaşırdın.’

Zihin hep bir aşırı uçtan diğerine geçer, zihnin yolu budur. Bu yüzden bir gün gelir, servete deli olan bir adam her şeyden vazgeçer, çıplak bir fakir olur. Biz de, ‘Ne mucize, ama!’ diye düşünürüz. Ama bu hiçbir şey değildir. Sıradan kuraldır. Servete deli olmayan birinin vazgeçmesi beklenemez çünkü yalnızca bir aşırı uçtan diğerine gidebilirsin. Tıpkı bir sarkaç gibi, bir aşırı uçtan diğerine.

Bu yüzden, şimdiye dek servet peşinde koşan, servete deli olan bir adam, onun aleyhine dönebilir ama delilik kalır. Zihin böyledir. Sırf cinsellik için yaşayan bir adam cinsellikten uzak duran biri olabilir, yalnızca seçebilir, ama delilik kalır. Önceden sırf cinsellik için yaşıyordu, artık sırf cinsellik karşıtlığı için yaşayacak. Ama tavır, yaklaşım aynı kalacak.

Bu yüzden bir brahmachari, cinsellikten uzak yaşayan biri, aslında cinselliği aşmamıştır; zihni tamamen cinsellik yönelimlidir. Ona karşıdır, ama ötesine geçmemiştir. Ötenin yolu hep ortadan geçer, asla aşırı uçlardan değil. Bu yüzden Buda der ki: ‘Bunun beklenmesi gerekirdi. Mucize olmadı. Zihin böyle çalışır.’

Shron bir dilenci, bir sannyasin olmuş. Bir bhikku olmuş, bir keşiş ve kısa süre sonra Buda’nın diğer müritleri onun diğer aşırı uca gittiğini gözlemişler. Buda kimseden çıplak dolaşmasını istemezdi ama Shron çıplak dolaşıyormuş. Buda çıplaklığı savunmazdı. Demiş ki: ‘Bu yalnızca diğer aşırı uç.’

Yaşamları buymuş gibi, sırf giysiler için yaşayan insanlar vardır ve çıplak gezen diğerleri vardır. Ama ikisi de aynı şeye inanır. Buda asla çıplaklık öğretmezdi ama Shron soyunmuş. Buda’nın çıplak gezen tek müridiymiş. Kendine çok işkence eden biri olmuş. Buda sannyasinlere günde bir öğün yemek yeme izni verirdi, ama Shron iki günde bir yemek yermiş. İncelmiş, zayıflamış. Tüm diğer müritler ağaçların altında, gölgede meditasyon yaparken, Shron asla ağaç altında oturmazmış. Hep kızgın güneş altında kalırmış. Çok güzel bir adammış ve çok harika bir bedeni varmış, ama altı ay sonra artık kimse adamı tanıyamaz olmuş. Çirkinleşmiş, kararmış, yanmış.

Bir gece Buda Shron’a gitmiş ve sormuş: ‘Shron, bir prensken, aramıza katılmadan önce veena, sitar çaldığını ve büyük bir müzisyen olduğunu duydum. Bu yüzden sana bir soru sormak için geldim. Veena’nın telleri çok gevşediği zaman ne olur?’ Shron demiş ki: ‘Teller çok gevşediği zaman müzik yapmak imkansız olur.’ Ve sonra Buda sormuş, ‘Peki, teller fazla gerildiği zaman ne olur?’ Shron demiş ki: ‘ O zaman da müzik yapılamaz. Teller tam ortada olmalı. Ne gevşek, ne gergin; tam ortada.’ Shron demiş ki: ‘Veena’yı çalmak kolaydır, ama yalnızca bir usta telleri tam gerektiği gibi, ortada ayarlayabilir.’

Bu yüzden Buda demiş ki: ‘ Son altı aydır seni gözledikten sonra ben de aynısını sana söylüyorum. Yaşamda da müzik yalnızca teller ne gevşek, ne gerginken, tam ortadayken gelir. Bu yüzden, vazgeçmek kolaydır, ama yalnızca bir usta nasıl ortada olunacağını bilir. Bu yüzden Shron, usta ol ve bırak yaşam telleri tam ortada olsun. Her şeyde. Bu aşırı uca gitme, ötekine de gitme. Her şeyin iki aşırı ucu vardır, ama sen tam ortada kal.’

Ama zihin çok aldırışsızdır. Bu yüzden bu sutra, Zihne aldırış etme, der. Bunu duyacaksın, bunu anlayacaksın, ama zihin dikkate almayacak. Zihin hep aşırı uçları seçer.

Aşırı uçlar zihni büyüler. Neden? Çünkü ortada zihin ölür. Sarkaça bak: Eski bir saatin varsa, sarkaça bak. Aşırı uçlara gidiyorsa sarkaç bütün gün çalışır. Sola gittiği zaman sağa gitmek için momentum toplamaktadır. Sağa gittiği zaman sağa gittiğini düşünme. Sola gitmek için momentum toplamakta. Yani hep aşırı uçlar: Sağ-sol, sağ-sol.

Sarkacın ortada kalmasına izin ver, o zaman tüm momentum kaybedilir. O zaman sarkacın enerjisi yoktur çünkü enerji aşırı uçların birinden gelir. Sonra o aşırı uç onu diğerine fırlatır, sonra diğerine ve bu bir devirdir. Sarkaç hareket etmeyi sürdürür. Bırak ortada kalsın, o zaman tüm hareket duracaktır.

Zihin tıpkı bir sarkaç gibidir ve her gün, eğer gözlüyorsan, bunu anlamaya başlayacaksın. Bir aşırı uçta bir şeye karar verirsin sonra diğerine gidersin. Kızgınsın; sonra pişman olursun. Karar verirsin: ‘Hayır, bu kadarı yeter. Artık bir daha öfkelenmeyeceğim.’ Ama aşırı ucu görmezsin.

‘Asla’ bir aşırı uçtur. Bir daha öfkelenmeyeceğinden nasıl bu kadar emin olabilirsin? Sen ne diyorsun? Bir kez daha düşün. Asla mı? O zaman geçmişe git ve kaç sefer, ‘Asla öfkelenmeyeceğim’ diye karar verdiğini hatırla. ‘Asla öfkelenmeyeceğim’ dediğin zaman, öfkelenerek diğer aşırı uca gidecek momentumu biriktirdiğini bilmiyorsun.

Şimdi pişman hissediyorsun, kötü hissediyorsun. Kendine dair sahip olduğun imge bozuldu, sarsıldı. Artık iyi biri olduğunu söyleyemezsin, dindar biri olduğunu söyleyemezsin. Öfkelendin; dindar biri nasıl öfkelenebilir? İyi biri nasıl öfkelenebilir? Bu yüzden tekrar iyilik kazanmak için pişman oluyorsun. En azından kendi bakış açınla rahat hissedebilirsin. Pişman oldun ve bir daha öfkelenmemeye karar verdin. Sarsılan imge eski durumuna döndü. Artık rahat hissediyorsun, diğer aşırı uca gittin.

Ama ‘ Bir daha asla öfkelenmeyeceğim’ diyen zihin yine öfkelenecektir. Yine öfkelendiğinde, pişmanlığını, kararını tamamen unutacaksın. Her şeyi. Öfkeden sonra, karar yine gelecek ve pişmanlık da gelecek ve sen bundaki aldatmacayı asla hissetmeyeceksin. Bu hep böyle olageldi.

Zihin öfkeden pişmanlığa, pişmanlıktan öfkeye gidiyor. Ortada kal. Öfkelenme ve pişman olma. Öfkelendiysen, o zaman lütfen, en azından şunu yap: Pişman olma. Diğer aşırı uca gitme. Ortada kal. De ki: ‘ Ben öfkelendim ve kötü biriyim, şiddet dolu biriyim. Öfkelendim. Ben böyleyim işte.’ Ama pişman olma; diğer aşırı uca gitme. Ortada kal. Kalabilirsen, güç kazanmazsın, tekrar öfkelenecek enerjiyi biriktirmezsin.

Bu yüzden bu sutra der ki: ‘Zihne aldırış etmeden, ortada kal. Ta ki. ‘Peki ta ki ile ne kastedilir?’ Ta ki patlayana kadar! Ortada kal, ta ki zihin ölene kadar. Ortada kal, ta ki zihin olmayana kadar. Bu yüzden, ‘Zihne aldırış etmeden ortada kal. Ta ki’ zihin olmayana kadar. Zihin aşırı uçlardaysa, o zaman orta zihinsizlik olacaktır.

Ama bu, dünyadaki en zor şeylerden biridir. Kolay görünür, basit görünür; bunu yapabilirmişsin gibi görünür. Ve pişmanlığa gerek olmadığını düşünürsen kendini iyi hissedersin. Bunu dene, öfkelendiğin zaman zihninin pişmanlık konusunda ısrar edeceğini göreceksin.

Eşler birbirleriyle tartışır durur ve yüzyıllardır danışmanlar, akıl hocaları, nasıl yaşanıp sevileceğini öğreten büyük insanlar vardır. Ama onlar tartışmaya devam ederler. Freud, ilk defa, bir olgunun farkına varmış: Ne zaman aşık olsan ( sözde aşk) aynı zamanda nefret de hissediyorsun. Sabah aşk oluyor, akşam nefret ve sarkaç hareket etmeye devam ediyor. Her eş bunu bilir ama Freud’un çok tekinsiz bir kavrayış yeteneği var. Freud diyor ki bir çift kavga etmeyi bırakmışsa, çok iyi bil ki aşk ölmüştür.

Nefret ve kavga ile var olan aşk kalıcı olamaz, bu yüzden hiç kavga etmeyen bir çift gördüğünde, onların ideal çift olduğunu düşünme. Onlar aslında çift falan değillerdir. Paralel yaşamlar yaşıyorlar, ama birbirleriyle yaşamıyorlar. Onlar hiç bir yerde kesişmeyen paralel çizgiler, kavgada bile kesişmiyorlar. İkisi de birlikteyken yalnız. Paralel.

Zihnin zıt yöne gitmesi gereklidir, bu yüzden artık psikoloji daha iyi öğütler vermektedir. Tavsiyeler daha iyi, daha der,m, daha içe işler niteliktedir. Aşkı gerçekten istiyorsan (zihinle) o zaman kavgadan korkmaman gerektiği söyleniyor. Gerçekten de, aşkın diğer aşırı ucuna gitmen için kavga etmen gerekir. Bu yüzden eşinle kavga edeceğin zaman, bundan kaçınma; aksi halde aşktan da kaçınmış olursun. Kavga zamanı geldiğinde, sonuna kadar kavga et. Sonra, geceleyin sevebilirsin: Zihin güç kazanmıştır. Sıradan aşk kavgasız olamaz çünkü zihnin bir hareketi vardır. Yalnızca zihinden olmayan bir aşk kavgasız var olabilir, ama o tamamen farklı bir şeydir.

Aşık bir Buda. Ve tamamen farklı bir şeydir. Ama eğer Buda sana aşık olursa, kendini iyi hissetmezsin çünkü bunda hiç hata olmayacaktır. Yalnızca tatlı, tatlı ve tatlı olacaktır… Ve can sıkıcı çünkü kavga aşkın baharatıdır. Bir Buda öfkelenemez, yalnızca sever. Onun sevgisini hissetmezsin çünkü sen yalnızca zıtları hissedebilirsin; yalnızca zıtlık içinde hissedebilirsin.

Buda on iki sene sonra kasabasına geri döndüğü zaman, eşi onu karşılamaya gelmemiş. Eşi dışında tüm şehir onu karşılamaya gelmiş. Buda gülmüş ve baş müridi Ananda’ya demiş ki: ‘Yashodhara gelmedi. Onu iyi tanıyorum. Öyle görünüyor ki beni hala seviyor. Gurur duyuyor ve kendini incinmiş hissediyor. Ben on iki senenin uzun bir zaman olduğunu, artık beni sevmiyor olabileceğini düşünmüştüm, ama anlaşılan hala aşık. Hala öfkeli. Beni karşılamaya gelmedi. Benim eve gitmem gerekecek.’

Buda böylece evine gitmiş. Ananda yanındaymış; Ananda’nın, Buda’nın yanında olması gerekiyormuş. Ananda Buda’nın müridi olduğunda, hep yanında olacağına dair Buda’ya şart koşmuş ve Buda kabul etmiş. O, Buda’nın büyük kuzen-kardeşiymiş, bu yüzden Buda’nın bu şartı kabul etmesi gerekmiş.

Ananda onu eve, saraya kadar takip etmiş ve Buda demiş ki: ‘ En azından bunun için arkada kal ve benimle gelme çünkü eşim çok kızar. On iki sene sonra geri dönüyorum ve ona söylemeden kaçmıştım. Eşim hala öfkeli, bu yüzden benimle gelme; aksi halde onun bir şey söylemesine bile izin vermediğimi hisseder. Pek çok şey söylemek istiyor olmalı, bu yüzden bırak öfkelensin, benimle gelme.’

Buda içeri girmiş. Elbette, Yashodhara tıpkı bir volkan gibiymiş. Patlamış. Ağlamaya, hıçkırmaya, konuşmaya başlamış. Buda orada kalmış, beklemiş ve yavaş yavaş kadın sakinleşmiş ve Buda’nın tek kelime etmediğini fark etmiş. Gözlerini silip Buda’ya bakmış ve Buda demiş ki: ‘ Bir şey kazandığımı, bir şey öğrendiğimi, bir şey fark ettiğimi söylemek için geldim. Sakinleşirsen sana mesajı verebilirim… Fark ettiğim gerçeği. Bunca zaman duygularını boşaltabilesin diye bekledim. On iki sene uzun zaman. Pek çok yara almış olmalısın ve öfken anlaşılabilir bir şey; ben bunu bekliyordum. Bu beni hala sevdiğini gösterir. Ama bu aşkın ötesinde bir aşk var ve sırf o aşk yüzünden sana bir şey söylemek için geldim.’

Ama Yashodhara o aşkı hissetmiyordu. Onu hissetmek zordur çünkü çok sessizdir. Öylesine sessizdir, sanki yokmuş gibi. Zihin durduğu zaman, farklı türden bir aşk olur. Ama o aşkın zıddı yoktur. Zihin durduğu zaman, gerçekten de, her ne olursa olsun,  zıddı yoktur. Zihin varken daima bir zıt vardır ve zihin bir sarkaç gibi hareket eder. Bu sutra harikadır ve onunla mucizeler mümkündür.

Zihne aldırış etme, ortada kal… Ta ki.

Dene. Bu sutra tüm yaşamın içindir. Zaman zaman uygulayamazsın onu, daima farkında olmalısın. Yaparken, yürürken, yerken, ilişki halindeyken, her yerde. Ortada kal. En azından dene, belli bir sakinliğin geliştiğini, üzerine bir dinginlik çöktüğünü, içinde sessiz bir merkezin büyüdüğünü hissedeceksin.

Tam olarak ortada olmakta başarılı olmasan bile, ortada olmaya çalış. Yavaş yavaş ortanın ne anlama geldiğini hissetmeye başlayacaksın. Durum ne olursa olsun. Nefret ya da aşk, öfke ya da pişmanlık. Daima kutupsal zıtları hatırla ve aralarında kal. Ve önünde sonunda tam orta noktaya rastlayacaksın.

Bir kez tanıyınca, bir daha asla unutamazsın çünkü o orta nokta zihnin ötesindedir. O orta nokta tinselliğin anlamıdır.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment