26. Teknik : Herhangi bir isteğinizle yüzleşin

by admin

Durma üzerine ikinci teknik:

Bir arzu geldiğinde, onu düşün. Sonra, aniden, ondan vazgeç.

Bu, aynı tekniğin farklı bir boyutudur.

Bir arzu geldiğinde, onu düşün. Sonra, aniden, ondan vazgeç.

Bir arzu hissediyorsun… Cinsel arzu, aşk arzusu, yemek arzusu, herhangi bir şey. Bir arzu hissediyorsun: Onu düşün. Sutra düşün, dediğinde, onun lehine ya da aleyhine düşünme, yalnızca arzuyu düşün, ne olduğunu düşün, demek istiyor.

Zihne cinsellik arzusu geliyor. Sen, ‘Bu kötü’, diyorsun. Bu, düşünmek değil. Sana bunun kötü olduğu öğretilmiş, bu yüzden bu arzuyu düşünmüyorsun, yazmalara danışıyorsun, geçmişe danışıyorsun… Geçmişteki öğretmenlere, rishilere… Bilgelere. Arzunun kendisini düşünmüyorsun, başka bir şey düşünüyorsun. Pek çok şey düşünüyorsun; kendi koşullanmanı, yetiştirilme tarzını, eğitimini, kültürünü, uygarlığını, dinini… Ama arzuyu değil.

Bu basit arzu geldi. Zihni, geçmişi, eğitimi, koşullanmayı getirme; değerleri getirme. Yalnızca arzuyu düşün… Ne olduğunu. Zihnin sana toplum tarafından verilenlerden, ebeveynlerinin sana verdiklerinden (eğitim, kültür) tamamen arındırılabilirse, bütün zihnin arındırılabilirse, cinsel arzu yükselir. Yükselir çünkü o arzu sana toplum tarafından verilmemiştir. O arzu biyolojik olarak vardır; içindedir.

Örneğin, bir çocuk doğduğunda ona dil öğretilmezse, çocuk hiçbir dili öğrenmez. Dilsiz kalır. Dil sosyal bir olgudur; öğretilmesi gerekir. Ama doğru an geldiğinde, çocuk cinsel arzu hisseder. Bu sosyal bir olgu değildir, çocukta biyolojik olarak vardır. Arzu doğru olgun anda gelir. Sosyal değildir, biyolojiktir… Daha derindir. Hücrelerinde vardır.

Cinsellikten doğduğun için, bedeninin her hücresi cinsel bir hücredir; sen cinsel hücrelerden oluşmuşsun. Biyolojin tamamen yok edilmediği sürece arzu orada olacaktır. Duyulacaktır. Zaten oradadır. Bir çocuk doğduğunda cinsel arzu zaten oradadır çünkü çocuk cinsel birleşmenin yan ürünüdür. Cinsellik aracılığıyla gelir; tüm bedeni cinsel hücrelerle yapılmıştır. Arzu oradadır, bedenin o arzuyu hissedecek kadar olgunlaşması için, o arzuyu harekete geçirmesi için yalnızca zamana ihtiyacı vardır. Sana cinselliğin iyi ya da kötü olduğu öğretilse de, sana cinselliğin cennet ya da cehennem olduğu öğretilse de, sana şu ya da bu, lehine ya da aleyhine öğretilse de ( çünkü ikisi de öğretidir) cinsellik orada olacaktır.

Eski gelenekler, eski dinler, özellikle Hıristiyanlık cinsellik aleyhine vaaz vermeye devam eder. Hippilerin, yuppilerin ve diğerlerinin yeni kültleri karşıt bir hareket başlatmıştır. Onlar cinselliğin iyi, cinselliğin esrik olduğunu, cinselliğin dünyadaki tek gerçek şey olduğunu söylerler. İkisi de öğretidir. Arzunu bir öğretiye göre değerlendirme. Yalnızca onu kendi saflığı içinde, olduğu gibi düşün. Bir gerçek olarak. Onu yorumlama.

Burada düşünmek, yorumlamak anlamında değildir, yalnızca gerçeğe olduğu gibi bakmak anlamındadır. Arzu oradadır: Ona doğrudan, hemen bak. Düşüncelerini ya da fikirlerini getirme çünkü hiçbir düşünce, hiçbir fikir senin değildir. Her şey sana verilmiştir, her fikir ödünç alınmış bir şeydir. Hiçbir düşünce orijinal değildir… Hiçbir düşünce orijinal olamaz. Düşünceyi getirme, yalnızca arzuna bak, onun hakkında hiçbir şey bilmiyormuşsun gibi ne olduğuna bak. Onunla yüzleş! Onunla karşılaş! Onu düşün derken kastedilen bu.

Bir arzu geldiğinde, onu düşün.

Yalnızca gerçeğe bak… Ne olduğuna. Ne yazık ki bu, yapması zor şeylerden biridir. Bununla karşılaştırıldığında, aya ulaşmak ya da Everest’in zirvesine ulaşmak o kadar zor değildir. Son derece karmaşıktır… Aya ulaşmak son derece karmaşıktır, sonsuz ölçüde karmaşıktır, çok karmaşık bir olgudur. Ama içsel zihin gerçeği ile yaşamak ile karşılaştırıldığında hiçbir şeydir çünkü zihin yaptığın her şeye öylesine incelikle karışır. O daima oradadır. Sözcüğe bak… Ben ‘cinsellik’ dediğimde, bunu söylediğim an sen lehine ya da aleyhine karar verirsin. Benim ‘cinsellik’dediğim an sen yorumlamışsındır: ‘ Bu iyi değil. Bu kötü.’ Ya da : ‘Bu iyi.’ Sözcüğü bile yorumlarsın.

Cinsellikten Üstüm Bilince kitabı yayımlandığı zaman pek çok insan geldi bana. Geldiler ve dediler ki: ‘Lütfen başlığı değiştir.’ ‘Cinsellik’ sözcüğü onları rahatsız ediyor… Daha kitabı okumadan. Ve kitabı okuyanlar da başlığın değiştirilmesini istiyorlar.

Neden sözcüğün kendisi sana belli bir yorum veriyor. Zihin öylesine yoruma eğilimlidir ki: ‘Limon suyu’ desem salyan akmaya başlar. Sözcükleri yorumlamışsındır.

‘Limon suyu’ sözcüklerinde limona benzer hiçbir şey yoktur, ama senin salyan akmaya başlar. Birkaç dakika beklesem huzursuz olursun çünkü yutkunman gerekir. Zihin yorumlamıştır; zihin işe karışmıştır. Sözcüklere bile uzak olamazsın, yorumlamadan duramazsın. Arzu yükseldiğinde uzak durmak, yalnızca tarafsız bir gözlemci olmak, sakin ve sessiz olmak, gerçeğe yorumlamadan bakmak çok zor olur.

‘Bu adam Müslüman’ dediğimde, ‘Bu adam Müslüman’ dediğim anda, bir Hindu, bu adamın kötü olduğunu düşünmüştür bile. Ben ‘Bu adam Yahudi’ dediğimde, bir Hıristiyan bu adamın iyi olmadığına karar vermiştir. ‘Yahudi’ sözcüğü üzerine Hıristiyan zihni yorum yapar; geleneksel, alışıldık fikirler alevlenir. Bu Yahudi düşünülmeyecektir, eski yorum bu Yahudi’ye dayatılacaktır.

Her Yahudi farklı bir Yahudi’dir. Her Hindu farklı, benzersiz bir bireydir. Onu yorumlayamazsın çünkü sen başka Hinduları tanıyorsun. Tanıdığın bütün Hinduların kötü olduğu sonucuna varmış olabilirsin, ama bu Hindu senin deneyimlerinde yoktur. Yorumlama, yorumlama düşünme değildir. Düşünme, bu gerçeği düşünmek anlamına gelir… Yalnızca bu gerçeği. Bu gerçekle kal.

Rishiler cinselliğin kötü olduğunu söylemiştir. Onlar için kötü olabilir; sen bilmiyorsun. Arzun var, taze bir arzu. Onu düşün, ona bak, ona dikkat et. Sonra, aniden, vazgeç.

Bu tekniğin iki kısmı vardır. İlki, gerçekle kal… Farkında, neler olduğuna dikkat ederek. Cinsel arzu hissettiğinde, içinde neler oluyor? Nasıl hararetlendiğini gör, bedeninin nasıl titremeye başladığını, ani bir deliliğin nasıl üzerine geldiğini, nasıl içine başka biri girmiş gibi hissettiğini. Hisset, düşün. Yargılama, yalnızca bu gerçeğe gir… Cinsel arzu gerçeğine. Onun kötü olduğunu söyleme!

Bunu söylemişsen, düşünce durmuştur, kapıyı kapatmışsındır. Artık yüzün arzuya dönük değil… Sırtın arzuya dönük. Ondan uzaklaştın. Derinliklerindeki biyolojik varlık tabakasına inme şansını kaçırdın. Sen sosyal tabakaya, en üstteki tabakaya yapışıyorsun.

Cinsellik senin shastralarından, dini yazmalarından daha derindir çünkü biyolojiktir. Tüm shastralar yok edilebilse -ve yok edilebilirler, pek çok defa yok edilmişlerdir- yorumların kaybolur. Ama cinsellik kalır; o daha derindir. Ona yüzeysel şeyler getirme. Yalnızca gerçeği düşün ve içinde hareket et ve sana neler olduğunu hisset. Bazı rishilere, Muhammed ve Mahavira’ya ne olduğu ilgisizdir. Şu anda sana neler oluyor? Bu canlı anda, sana neler oluyor?

Bunu düşün, gözlemle. Ve sonra ikinci kısım… Bu gerçekten çok güzeldir. Şiva der ki sonra, aniden, vazgeç.

Aniden… Hatırla. Şöyle deme: ‘Bu kötü, bu yüzden ondan vazgeçeceğim. Bu fikirle, bu arzuyla hareket etmeyeceğim. Bu kötü, bu günah, bu yüzden duracağım, baskılayacağım.’ O zaman bir baskılama olur, ama meditasyon dolu zihin durumu olmaz. Ve baskılama aslında kendi ellerinle aldatılmış bir benlik ve zihin yaratmaktır.

Baskılama psikolojiktir. Tüm mekanizmayı yok ediyorsun ve enerjilerini bastırıyorsun; o enerjiler her an patlayabilir. Enerji orada, sen yalnızca onu baskılamışsın. Enerji dışarı çıkmamış, içeri girmemiş, sen yalnızca onu baskılamışsın. Enerji yalnızca yana kaymış. Bekleyecek ve sapkınlaşacak ve sapkın enerji insanın temel sorunudur.

Psikolojik hastalıklar sapkın enerjinin yan ürünleridir. O zaman öyle şekiller, öyle biçimler alır ki hayal bile edilemez ve o biçimler içinde ifade edilmek için tekrar çaba gösterir. Ve sapkın bir biçimde ifade edildiği zaman, seni çok, çok derin bir ıstıraba sürükler çünkü sapkın biçimde tatmin yoktur. Ve sapkın kalamazsın, ifade etmek zorundasın. Baskılama sapkınlık yaratır. Bu sutra baskılama ile ilgili değildir. Bu sutra kontrol et demez, bu sutra baskıla demez. Sutra, aniden, vazgeç, der.

Ne yapmalı? Arzu oradadır; düşünmüşsün. Düşünmüşsen, zor olmayacaktır; ikinci kısım kolay olacaktır. Düşünmemişsen, zihnine bak. Zihnin düşünüyor olacak, mesele senin istemen değildir. Senin istemen senin değil, toplumun istemesi olabilir. Senin istemen senin kendi düşüncen değil, yalnızca bir gelenek olabilir. İlk önce düşün, herhangi bir beğeni ya da hoşlanmazlık yaratma. Yalnızca düşün ve o zaman ikinci kısım kolay olur… Arzudan vazgeçebilirsin.

Nasıl vazgeçmeli? Her şeyi tamamen düşündüğün zaman, çok kolaydır; elimdeki bu kağıdı bırakmak kadar kolaydır. Vazgeç… Ne olacak? Orada bir arzu var. Onu baskılamadın ve o dışarı çıkıyor, yükseliyor; tüm benliğini harekete geçirdi. Gerçekten de, arzuyu yorumlamadan düşündüğünde, tüm benliğin bir arzu haline gelir.

Cinsellik oradayken ve sen lehine ya da aleyhine dönmemişsen, o konuda fikrin yoksa, o zaman sırf arzuna baktığında tüm benliğin işe karışır. Tek bir cinsel arzu, bir alev halini alır. Tüm benliğin alevde yoğunlaşır, sanki tamamen cinsel olmuşsun gibi. Yalnızca cinsel merkezde olmaz, tüm bedene yayılır. Bedeninin her lifi titremeye başlar. Tutku bir aleve dönüşür. Şimdi, vazgeç. Onunla savaşma, yalnızca, ‘Vazgeçiyorum’ de.

Ne olacak?  ‘Vazgeçtim’ dediğin an, bir ayrılık olacak. Bedenin -tutkulu bedenin, cinsel arzu ile dolu bedenin- ve sen iki ayrı varlık olacaksınız. Aniden, bir anda, iki ayrı kutup olacak. Beden tutkuyla ve cinsellikle titriyor ve merkez sessiz, gözlemci. Orada mücadele yok, yalnızca bir ayrılık var… Bunu hatırla. Mücadelede ayıramazsın. Mücadele ederken hedef ile birsin. Yalnızca vazgeçtiğinde, ayrılırsın. Şimdi ona, orada sen değil başka biri varmış gibi, bakabilirsin.

Arkadaşlarımdan biri senelerce yanımda yaşadı. Zincirleme sigara içerdi ve tüm tiryakilerin yaptığı gibi sigarayı bırakmaya çalıştı durdu. Bir gün, aniden, bir sabah, ‘Artık içmeyeceğim,’ diye karar verirdi ve akşam yine başlardı. Ve suçlu hisseder, bunu savunmaya çalışırdı ve sonra birkaç gün, sigarayı bir daha bırakma cesaretini toplayamazdı. Sonra olanları unuturdu. Sonra bir gün, yine, ‘Artık sigara içmeyeceğim’ derdi ve ben yalnızca gülerdim çünkü bu daha önce defalarca olmuştu. Sonra o da her şeyden bıktı… Bu sigara içmeler, sonra bırakmalar, bu daima kısır döngü.

Ne yapması gerektiğini merak etti. Bana ne yapması gerektiğini sordu ve ben de dedim ki: ‘ Sigara içmeye karşı olma… Yapacak ilk şey bu. İç ve onunla ol. Yedi gün boyunca ona karşı olma; önce bunu yap.’

Dedi ki: ‘Sen bana ne diyorsun? Ben ona karşıydım ve o zaman bile bırakamadım ve sen bana ona karşı olma, diyorsun. O zaman bırakmam imkansız.’

Ben de dedim ki: ‘Sen düşmanca bir tavırla denedin ve başarısız oldun. Şimdi diğerini dene…Dostça tavırla. Yedi gün boyunca ona karşı olma.’

Hemen dedi ki: ‘ O zaman bırakabilecek miyim?’

Ben de dedim ki: ‘Sen hala ona düşmanca yaklaşıyorsun. Bırakmayı hiç düşünme. İnsan bir dostu bırakmayı nasıl düşünebilir? Yedi gün bunu unut. Onunla kal, onunla işbirliği yap, olabildiğince derinlemesine iç, başka her şeyi unut; sigara içiş ol. O konuda tamamen rahat ol, onunla derin bir birlik yaşa. Yedi gün boyunca, dilediğin kadar çok sigara iç ve onu bırakmayı unut.’

O yedi gün bir düşünme süreci oldu. Sigara içme gerçeğine bakabildi. Ona karşı değildi, bu yüzden onunla yüzleşebildi. Bir şeye ya da bir kişiye karşıyken, onunla yüzleşemezsin. Karşı olmanın kendisi bir engeldir. Düşünemezsin… Bir düşmanı nasıl düşünebilirsin ki? Ona bakamıyorsun, gözlerine bakamıyorsun; onunla yüzleşmek zordur. Yalnızca sevdiğin birinin gözlerine derinlemesine bakabilirsin; o zaman derinlere işleyebilirsin. Aksi halde gözler asla birleşmez.

Böylece gerçeğe derinlemesine baktı. Yedi gün boyunca düşündü. Ona karşı değildi, bu yüzden enerji oradaydı, zihin oradaydı ve bu bir meditasyon halini aldı. Onunla işbirliği yapmak zorundaydı; sigara içici olmak zorundaydı. Yedi gün sonra bana söylemeyi unuttu. Ben onun, ‘Yedi gün sona erdi, şimdi nasıl bırakacağım onu?’ demesini bekliyordum. Yedi gün konusunu tamamen unuttu. Üç hafta geçti ve sonra ona sordum: ‘Tamamen unuttun mu?’

Dedi ki: ‘ Deneyim öylesine güzeldi ki artık başka hiçbir şey düşünmek istemiyorum. Çok güzel ve ilk defa gerçekle mücadele etmiyorum. Yalnızca bana neler olduğunu hissediyorum.’

Ben de ona dedim ki: ‘Ne zaman sigara içme dürtüsünü hissetsen, basitçe vazgeç.’ Bana nasıl vazgeçeceğini sormadı, her şeyi düşünmüştü ve her şey çok çocuksu gelmişti ve bir mücadele yoktu. Bu yüzden dedim ki: ‘Bir daha sigara içme dürtüsü hissettiğinde, bunu düşün, ona bak ve vazgeç. Sigarayı eline al, bir an dur, sonra sigarayı bırak. Bırak düşsün ve sigara düşerken bırak dürtü de içeriye düşsün.’

Nasıl yapacağını sormadı çünkü düşünme süreci insanı buna kadir kılar… Yapabilirsin. Ve yapamazsan, unutma, gerçeği düşünmemişsindir. Ona karşıydın, bunca zaman onu nasıl bırakacağını düşünüyordun. O zaman vazgeçemezsin. Aniden dürtüyü hissettiğinde ve vazgeçtiğinde, tüm enerji içeriye sıçrar. Teknik aynıdır, yalnızca boyutlar farklıdır. Bir arzu geldiğinde, onu düşün. Sonra, aniden, ondan vazgeç.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment