31. Teknik : Bir nesneye bir bütün olarak bakın

by admin

Bakma üzerine ikinci teknik:

Kenarları ya da malzemeyi görmeden bir çanağa bak. Birkaç dakika içinde farkına var.

Kenarları ya da malzemeyi görmeden bir çanağa bak.

Herhangi bir nesneye bak, ama şu iki koşulla: Kenarlara bakma, nesneye bir bütün olarak bak. Normalde, biz yalnızca parçalarına bakarız. Bilinçli olarak yapılıyor olmayabilir, ama biz parçalarına bakarız. Sana baktığım zaman, ilk önce yüzünü görürüm, sonra gövdeni, sonra tüm bedenini. Nesneye bir bütün olarak bak; onu parçalara bölme. Neden? Çünkü bir şeyi parçalara böldüğün zaman, gözlerin bir parçadan diğerine hareket etme olanağı olur. Şeye bir bütün olarak bak. Yapabilirsin.

Sana, hepinize iki şekilde bakabilirim. Bu yandan bakarım ve sonra hareket ederim. A’ya bakarım, sonra B’ye, sonra C’ye bakarım ve hareket etmeye devam ederim. A, B, ve C’ye baktığımda, ben yokum… Ya da yalnızca kıyıda varım, ama odaklanmamışım. B’ye baktığımda A’yı terk ediyorum. C’ye baktığımda, A artık tamamen kaybolmuş; odağımdan kaçmış. Bu gruba bu şekilde bakabilirim, ama tüm gruba, bireylere, birimlere bölmeden, bir bütün olarak da bakabilirim.

Dene. İlk önce bir şeye, bir parçadan diğerine giderek bak. Sonra aniden bu şeye bir bütün olarak bak; bölme. Bir şeye bütün olarak baktığında, gözlerin hareket etmesi gerekmez. Gözlerine hareket fırsatı vermemek için, bunun koşul olduğunu bilmek gerekir: Nesneye tamamen, bütün olarak bak. Ve ikinci olarak, malzemeyi görmeden bak. Çanak tahtadansa, tahtayı görme: Yalnızca çanağı, biçimi gör. Malzemeyi görme.

Altından olabilir, gümüşten olabilir. Sen gözlemle. Çanağın yapıldığı malzemeye bakma, yalnızca biçime bak. İlk şey, ona bir bütün olarak bakmaktır. İkinci olarak, ona bir biçim olarak bak, malzeme olarak değil. Neden? Çünkü malzeme maddesel kısmıdır, biçim tinsel kısmıdır ve sen maddeden maddesel olmayan gitmelisin. Bu faydalı olacaktır.

Dene. Herhangi biriyle de deneyebilirsin. Bir erkek ya da bir kadın ayakta durmaktadır: Bak ve erkeği ya da kadını bütün olarak, tamamen bakışına al. Başlangıçta tuhaf bir duygu verecektir çünkü sen bu şekilde bakmaya alışık değilsin, ama sonunda çok güzel olacaktır. Ve sonra baktığın bedenin güzel olup olmadığını, beyaz ya da siyah, erkek ya da kadın olduğunu düşünme. Düşünme; yalnızca biçime bak. Malzemeyi unut ve yalnızca biçime bak.

Birkaç dakika içinde farkına var. Biçime bir bütün olarak bakmaya devam et. Gözlerin hareket etmesine izin verme. Malzeme olarak düşünmeye başlama. Ne olacak? Aniden benliğinin farkına varacaksın. Bir şeye bakarken, benliğinin farkına varacaksın. Neden? Çünkü gözler için dışarı hareket etme olasılığı kalmamıştır. Biçim bütün olarak alınmıştır, bu yüzden parçalara gidemezsin. Malzeme unutulmuştur, saf biçim alınmıştır. Artık altın, tahta, gümüş vesaire hakkında düşünemezsin.

Bir biçim, saf bir biçimdir. Onun hakkında düşünmek imkansızdır. Bir biçim yalnızca bir biçimdir; onun hakkında düşünemezsin. Altındansa, pek çok şey düşünebilirsin. Ondan hoşlanabilir, onu çalmak isteyebilir, onunla bir şey yapmak, onu satmak isteyebilir, fiyatını düşünebilirsin. Pek çok şey mümkündür. Ama saf biçim hakkında düşünmek imkansızdır. Saf biçim düşünceyi durdurur. Ve bir parçadan diğerine gitmek olanağı da yoktur; onu bir bütün olarak almışsındır.

Bütünle ve biçimle kal. Aniden kendinin farkına varacaksın çünkü artık gözler hareket edemez. Ve onların harekete ihtiyacı vardır; doğaları budur. Bu yüzden bakışın sana doğru hareket edecektir. Geri dönecek, eve dönecektir ve aniden kendi benliğinin farkına varacaksın. Bu, insanın kendi benliğinin farkına varışı mümkün olan esrik anlardan biridir. İlk defa kendi benliğinin farkına vardığında, öylesine büyük bir güzelliği ve mutluluğu vardır ki onu bildiğin başka hiçbir şeyle karşılaştıramazsın.

Gerçekten de ilk defa kendi benliğin olursun; ilk defa var olduğunu bilirsin. Benliğin bir ışık çakması içinde ortaya çıkar.

Ama bu neden olur? Özellikle çocuk kitaplarında, bir resimde ya da bazı psikoloji tezlerinde görmüş olabilirsin, ama herkesin o ya da bu yerde gördüğünü sanıyorum. İçinde güzel bir kadın resminin gizli olduğu yaşlı bir kadın resmi. Bir resim vardır, aynı çizgiler, ama içinde iki şekil bulunmaktadır: Bir yaşlı kadın, bir genç kadın.

Resme bak: Aynı anda ikisinin birden farkına varamazsın. Ya birini ya diğerini fark edersin. Yaşlı kadını fark etmişsen, genç kadının nereye saklandığını göremezsin. Ama onu bulmaya çalışırsan, zor olur ve çabanın kendisi bulmana engel olur. Çünkü yaşlı kadını fark etmişsindir, o, gözlerinde sabit bir şey olmuştur. Bu sabit şeyle, genç kadını bulmaya çalışıyorsun. Bu imkansızdır, onu bulamazsın. Bir teknik kullanman gerekir.

Yaşlı kadına bak; genç kadını tamamen unut. Yaşlı kadına, yaşlı kadın şekline bak. Gözlerini dik! Bakmaya devam et. Aniden yaşlı kadın kaybolur ve orada gizli genç kadının farkına varırsın. Neden? Onu bulmaya çalışırsan kaçırırsın. Bu tarz resimler bulmaca olarak çocuklara verilir ve ‘Diğerini bul’ denir. Sonra onlar genç kadını bulmaya çalışırlar ve bu yüzden kaçırırlar.

İşin hilesi onu bulmaya çalışmamaktır: Yalnızca şekle bak, o zaman farkına varırsın. Diğerini unut, onun hakkında düşünmeye gerek yoktur. Gözlerin bir noktada kalamaz, bu yüzden yaşlı kadına bakarsan gözler yorulur. Sonra aniden şekilde uzaklaşırlar ve o harekette yaşlı kadının yanına aynı çizgilere gizlenmiş diğer şeklin farkına varırsın. Ama mucize şudur: Genç kadının farkına vardığında yaşlı kadını göremezsin. Ama artık ikisinin de orada olduğunu bilirsin.

Başlangıçta, genç kadının saklandığına inanmamış olabilirsin, ama artık biliyorsun çünkü ilk önce yaşlı kadını gördün. Artık yaşlı kadının orada olduğunu biliyorsun, ama genç kadına bakarken aynı zamanda yaşlı kadını göremezsin. Ve yaşlı kadının farkına varırsan, bu sefer yine genç kadını kaçırırsın. İkisi aynı anda görülemez, onları ancak teker teker görebilirsin.

Dışarı ve içeri bakışta da aynı şey olur. Aynı anda ikisinde birden sahip olamazsın. Bir çanağa ya da herhangi bir nesneye bakarken, dışarı bakıyorsun: Bilinç dışarı gidiyor, ırmak dışarı akıyor. Çanağa odaklanmışsın. Ona bakmaya devam et. O bakışın kendisi içeri girme fırsatı yaratacaktır. Gözler yorulacak, hareket etmek isteyecektir. Dışarıda hareket edecek hiçbir şey bulamayınca, aniden ırmak geri dönecektir. Kalan tek olasılık budur. Bilincini geri gitmeye zorlamışsındır. Ve farkına vardığında, çanağı kaçırırsın; orada olmaz.

İşte bu yüzden bir Shankara ya da bir Nagarjuna tüm dünyanın hayali olduğunu söyler; onlar öyle olduğunu görmüşlerdir. Kendimizi bildiğimizde, dünya yoktur. Aslında dünya hayali değildir; oradadır. Ama sen iki dünyayı aynı anda göremezsin. Sorun budur. Bu yüzden bir Shankara kendine girdiği zaman, kendi benliğini bildiği zaman, bir tanık olduğu zaman, dünya orada değildir. Bu yüzden haklıdır. Onun maya olduğunu söyler; yanılsama olduğunu. Öyle görünür, orada değildir.

Gerçeğin farkına var. Sen dünyayı tanıdığında, sen yoksun. Sen oradasın, ama gizlisin ve orada gizli olduğuna inanamazsın; senin için dünya çok fazla vardır. Ve doğrudan kendini aramaya başladığında, zor olacaktır, çabanın kendisi buna engel olabilir. Bu yüzden Tantra der ki bakışlarını dünyada bir yere sabitle, herhangi bir nesneye ve oradan kıpırdama, orada kal. Bu, orada kalma çabasının kendisi bilincin yukarı akması olasılığını yaratacak… Geri geri. O zaman kendi benliğinin farkına varacaksın.

Ama kendi benliğini fark ettiğinde, çanak orada olmayacak. Aslında orada, ama senin için orada olmayacak. Bu yüzden Shankara dünyanın hayali olduğunu söyler çünkü sen kendi benliğini tanıdığında dünya orada değildir. Düş gibi kaybolur.

Ama Charvak ve Epikür ve Marx, onlar da haklıydı. Onlar dünyanın doğru olduğunu, senin benliğinin sahte olduğunu söyler; o, hiçbir yerde değildir. Bilimin gerçek olduğunu söylerler. Bilim yalnızca maddenin olduğunu, yalnızca nesnelerin olduğunu söyler; özne yoktur. Haklılardır çünkü gözler nesneye odaklanmıştır.

Bir bilim adamı daima nesnelere odaklanır. Benliği tamamen unutur. Hem Shankara hem Marx bir anlamda haklı, bir başka anlamda haksızdır. Dünyaya odaklanmışsan, bakışların dünyaya sabitlenmişse, benlik hayali görünecektir. Tıpkı bir düş gibi. İçe bakıyorsan, dünya düş haline gelecektir. İkisi de gerçektir, ama sen aynı anda ikisinin birden farkına varamazsın… Sorun budur. Ve hiçbir şey yapılamaz. Yaşlı kadınla karşılaşırsın ya da genç genç kadınla karşılaşırsın ve biri maya, hayali olur. Ama bu teknik kolaylıkla kullanılabilir. Biraz zaman alır, ama zor değildir.

Bir kez bilinci döndürmeyi öğrenince, bunu her yerde yapabilirsin. Bir otobüste giderken ya da bir trende otururken yapabilirsin. Herhangi bir yerde. Bir çanağa ya da özel bir nesneye gerek yoktur: Herhangi bir şeyle yapabilirsin. Herhangi bir şeye bak, bak, bak… Ve aniden içe dön ve tren yok olur. Elbette, çıktığın içsel yolculuktan döndüğünde yol almış olursun, ama tren kaybolmuştur. Bir istasyondan diğerine gidersin ve arada tren olmaz. Yalnızca bir boşluk. Elbette, tren oradaydı; aksi halde diğer istasyona nasıl gidersin? Ama senin için orada değildi; senin için yoktu.

Bu tekniği uygulayanlar dünyada çok kolay yaşayabilirler. Her an, herhangi bir şeyi yok edebilirler… Bunu hatırla. Karın ya da kocan seni rahatsız ediyor… Onun kaybolmasını sağlayabilirsin. Karın yanında oturuyor ve orada değil. O maya, kaybolmuş. Sırf bakarak ve sonra bilincini içeri çevirerek, kaybolmasını sağlayabilirsin. Ve bu defalarca olmuştur.

Sokrates’i hatırlıyorum. Karısı Xanthippe onun hakkında çok endişeleniyormuş. Her eş aynı ikileme düşerdi. İnsanın kocasının Sokrates olması, tahammül edilmesi güç şeylerden biridir. Sokrates iyi bir öğretmendir, ama iyi bir koca değildir.

Bir gün, kadının iki bin senedir kınanmasına yol açan bir şey olmuş, ama bu adil değildir, ben onun yanlış bir şey yaptığını düşünmüyorum. Sokrates orada oturuyormuş ve bu teknik gibi bir şey yapıyor olmalı… Kaydedilmiş değildir, yalnızca varsayımda bulunuyorum. Karısı ona çay vermek için bir tepsiyle, bir çaydanlıkla gelmiş. Onun orada olmadığını görmüş olmalı çünkü kadının Sokrates’in üzerine, yüzüne çay döktüğü anlatılır. Sonra aniden Sokrates geri gelmiş.

Hayatı boyunca yüzü yanık kalmış. Ve bu yüzden karısı çok kınanmıştır, ama kimse Sokrates’in orada ne yaptığını bilmez. Çünkü hiçbir kadın bunu aniden yapmaz, bunu yapmaya gerek yoktur. Adam bir şey yapıyor olmalı; orada bir şeyler oluyor olmalı. İşte bu yüzden Xanthippe yüzüne çay döktü. İçten bir transta olmalı ve çayın yakması onu geri getirmiş, bilincini döndürmüş olmalı.

Böyle olduğunu düşünüyorum çünkü Sokrates hakkında, buna benzer başka pek çok olay anlatılır. Adam kırk sekiz saat boyunca bulunamamış. Her yerde aramışlar, tüm Atina Sokrates’i aramaya başlamış, ama hiçbir yerde bulamamışlar. Sonra şehrin dışında, kilometrelerce uzakta, bir ağacın altında dururken bulmuşlar. Bedeninin yarısı kar altındaymış. Kar yağıyormuş ve o donakalmış, açık gözlerle duruyormuş. Ama hiç kimseye bakmıyormuş.

Kalabalık toplandığında, onun gözlerine bakmışlar ve öldüğünü düşünmüşler. Gözleri taş gibiymiş. Bakıyormuş, ama kimseye bakmıyormuş; durağanmış, kıpırtısızmış. Yüreğini yoklamışlar: Ağır ağır atıyormuş; canlıymış. Ona şok vermek zorunda kalmışlar, ancak o zaman geri dönüp onlara bakmış. Hemen sormuş: ‘Saat kaç?’ Kırk sekiz saati tamamen kaçırmış, onun için kırk sekiz saat hiç var olmamış. Bu zamanda ve uzamda değilmiş.

Bu yüzden sormuşlar: ‘Sen ne yapıyordun? Öldüğünü düşündük. Kırk sekiz saat geçti!’ Demiş ki: ‘Yıldızlara bakıyordum ve aniden yıldızlar kayboldu. Ve sonra, bilmiyorum. Sonra tüm dünya kayboldu. Ama öylesine dingin, sakim, mutlu bir durumdaydım ki bu ölümse, bin ömre değer. Eğer bu ölümse, o zaman ona tekrar tekrar girmek isterim.’

Bu durum, Sokrates’in bilgisi dışında gerçekleşmiş olabilir çünkü Sokrates bir yogi değildi, bir tantrika değildi. Herhangi bir şekilde, bilinçli olarak tinsel uygulamalarla ilgilenmiyordu. Ama o, büyük bir düşünürdü ve kazayla, gece yıldızlara bakarken, aniden geriye, içe dönmüş olabilir. Sen de yapabilirsin. Ve yıldızlar gerçekten iyi hedeflerdir.

Yere uzan, siyah gökyüzüne bak ve sonra bir yıldıza sabitlen. Ona yoğunlaş, gözlerini ona dik. Bilincini bir yıldıza daralt. Diğer yıldızlar orada, kıyıda, sınırda olacak. Ama yavaş yavaş onlar da kaybolacak ve tek bir yıldız kalacak. Sonra bakmaya devam et. Bir an gelecek, o yıldız da kaybolacak. Ve o yıldız kaybolduğunda, sen, kendin de kaybolacaksın.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment