32. Teknik : Bir nesneye onu ilk kez görüyormuşçasına bakın

by admin

Bakma üzerine üçüncü teknik:

İlk defa görüyormuş gibi, güzel bir insanı ya da sıradan bir nesneyi gör..

İlk önce bazı temel şeyler; sonra bu tekniği yapabilirsin. Biz şeylere hep eski gözlerle bakarız. Eve gelirsin; ona, gerçekten bakmadan bakarsın. Bilirsin… Bakmaya gerek yoktur. Ona senelerdir tekrar tekrar girip duruyorsun. Kapıya gidersin, kapında girersin; kapının kilidini açabilirsin. Ama bakmaya gerek yoktur.

Bu sürecin tamamı robot gibi, mekanik olarak, bilinçsiz olarak sürer. Yolunda gitmeyen bir şey olursa, ancak anahtarın kilide uymazsa, o zaman kilide bakarsın. Anahtar uyarsa, asla kilide bakmazsın. Mekanik alışkanlıklar yüzünden, aynı şeyi tekrar tekrar yapmak yüzünden bakma alışkanlığını yitirirsin; bakma tazeliğini yitirirsin. Gerçekten de, gözlerinin işlevini yitirirsin. Bunu hatırla. Temel olarak kör olursun çünkü gözlere ihtiyaç yoktur.

Eşine en son ne zaman baktığını hatırla. Eşine en son seneler önce bakmışsındır. Kaç senedir bakmadın? Yalnızca geçerken kayıtsız bir bakış fırlatırsın, bakmazsın. Yine git ve eşine onu ilk defa görüyormuşsun gibi bak. Neden? Çünkü ilk defa bakıyorsan, gözlerin bir tazelikle dolar. Canlanır.

Bir sokaktan geçiyorsun ve güzel bir kadın geçiyor. Gözlerin canlanır. Aydınlanır. İçlerine ani bir alev dolar. Bu kadın birisinin karısı olabilir. O ona bakmaz; senin karına karşı olduğun kadar kör olmuş olabilir. Neden? İlk defa gözlere ihtiyaç olmuştur, ikinci sefer o kadar değil ve üçüncü sefer ihtiyaç kalmaz. Birkaç tekrardan sonra kör olursun. Biz kör yaşıyoruz.

Farkında ol. Çocuklarınla karşılaştığında, onlara bakıyor musun? Onlara bakmıyorsun. Bu alışkanlık gözleri öldürür; gözler sıkılır… Aynı eski şeyi tekrar tekrar görüyor. Ve aslında hiçbir şey eski değildir, yalnızca alışkanlığın öyle hissetmene sebep olur.  Karın aslında dünkü ile aynı değildir, olamaz; aksi halde bir mucize olur. Bir sonraki an hiçbir şey aynı kalmaz. Yaşam bir akıştır, her şey akmaktadır, hiçbir şey aynı değildir.

Aynı gün doğumu bir daha olmaz. Bir anlamda, güneş de aynı değildir. Her gün yenidir; temel değişiklikler olmuştur. Ve gökyüzü bir daha asla aynı olmayacaktır; bu sabah bir daha gelmeyecektir. Her sabahın kendi bireyselliği vardır ve gökyüzü ve renkler bir daha aynı düzlemde toplanmayacaktır. Ama sen, sanki her şey aynıymış gibi hareket etmeyi sürdürürsün.

Gökyüzünün altında yeni bir şey yok, derler. Aslında, gökyüzünün altında eski hiçbir şey yoktur. Yalnızca gözler eskir, şeylere alışır; o zaman hiçbir şey yeni olmaz. Çocuklar için her şey yenidir; işte bu yüzden her şey onlara heyecan verir. Kumsaldaki renkli taş bile onları çok heyecanlandırır. Sen bizzat Tanrının evine geldiğini görsen bile heyecanlanmazsın. O kadar heyecanlanmazsın! Dersin ki: ‘Onu tanıyorum, onun hakkında kitaplar okudum.’ Çocuklar çok heyecanlanır çünkü onların gözleri yeni ve tazedir ve her şey yeni bir dünya, yeni bir boyuttur.

Çocukların gözlerine bak; gözlerindeki tazeliğe, parlaklığa, canlılığa. Ayna gibi görünür; sessiz, ama delici. Yalnızca bu tür gözler içeriye ulaşabilir. Bu yüzden bu teknik şöyle der:

İlk defa görüyormuş gibi, güzel bir insanı ya da sıradan bir nesneyi gör.

Herhangi bir şey iş görür. Ayakkabılarına bak. Onları senelerdir kullanıyorsun, ama ilk defa görüyormuşsun gibi bak ve farkı gör: Bilincinin niteliği aniden değişir.

Van Gogh’un kendi ayakkabısının resmini gördün mü? Çok nadir resimlerden biridir. Yalnızca eski bir ayakkabı vardır; yorgun, hüzünlü, sanki ölümün eşiğindeymiş gibi. Yalnızca eski bir ayakkabıdır, ama ona bak, onu hisset; bu ayakkabının ne kadar uzun ve sıkıcı bir hayat yaşadığını hissedeceksin. Çok hüzünlüdür, yaşamdan alınıp götürülmek için dua etmektedir, tamamen yorulmuştur, bütün sinirleri bozulmuştur; yalnızca yaşlı bir adam, eski bir ayakkabı. Çok orijinal bir resimdir. Peki Van Gogh bunu nasıl görebildi?

Senin daha da eski ayakkabıların vardır. Daha yorgun, daha ölü, daha hüzünlü, depresif, ama sen onlara, onlara ne yaptığına, onlara nasıl davrandığına hiç bakmazsın. Onlar senin hakkında bir yaşam öyküsü anlatır çünkü onlar senin ayakkabılarındır. Senin hakkında her şeyi söyleyebilirler. Yazabilseler, birlikte yaşamak zorunda kaldıkları kişi hakkında en gerçek biyografiyi yazabilirler. Her ruh halini, her yüzü. Sahip aşıkken, ayakkabılara farklı davranır, öfkeliyken farklı davranır. Ve ayakkabılar hiç ilgili değilken, her şey onların üzerinde bir iz bırakır.

Van Gogh’un resmine bak, onun ayakkabılarda ne görebildiğini göreceksin. Her şey oradadır. Onları kullanan insanın tüm biyografisi. Ama nasıl görebildi? Bir ressam olabilmek için, insanın çocuğun bakışını, tazeliğini yeniden edinmesi gerekir. O her şeye bakabilir. En sıradan şeylere bile. O bakabilir!

Cezanne bir sandalyeyi, sıradan bir sandalyeyi resmetmiş ve sen hayrete düşebilirsin. Neden bir sandalye resmetsin ki? Gerek yok. Ama Cezanne aylarca bu resim üzerinde çalışmış. Sen bu resme bakmak için bir an durmuş olabilirsin, ama o aylarca bu resim üzerinde çalışmış çünkü o bir sandalyeye bakabiliyordu. Bir sandalyenin kendi ruhu, kendi hikayesi, kendi üzüntüleri ve mutlulukları vardır. Yaşamıştır! Yaşamdan geçmiştir. Kendi deneyimleri, anılar vardır. Cezanne’ın resminde bütün bunlar ortaya konmaktadır. Ama sen sandalyene bakabilir misin? Kimse sandalyesine bakmaz, kimse onu hissetmez.

Herhangi bir nesne iş görür. Bu teknik gözlerini taze kılmak içindir; öylesine taze, canlı, parlak: Böylece gözlerin içeride hareket edebilirler ve sen kendi içsel benliğine bakabilirsin. İlk defa görüyormuş gibi gör. Her şeyi ilk defa görüyormuş gibi görmeyi bir amaç haline getir ve bir gün, aniden, ne kadar güzel bir dünyayı ıskaladığını anlayarak şaşıracaksın. Aniden farkına var ve eşine onu ilk defa görüyormuş gibi bak. Ve ilk defa hissettiğin aynı aşkı, aynı enerji kabarmasını, aynı çekimi hiç eksiksiz hissedersen şaşırma. Güzel birine ya da sıradan bir nesneye ilk defa görüyormuş gibi bak. Ne olacak? görme yeteneğini yeniden kazanacaksın. Sen körsün. Şu anda, olduğun halinle, körsün. Ve bu körlük fiziksel körlükten daha ölümcüldür çünkü senin gözlerin var ve yine de bakamıyorsun.

İsa defalarca şöyle demiş: ‘Gözleri olanlar, görsünler. Kulakları olanlar işitsinler.’ Körlerle ya da sağırlarla konuşuyormuş gibi görünür. Ama o tekrarlar durur. Nedir o? Bir körler enstitüsünde amir mi? Tekrarlar durur, ‘Gözlerin varsa bak,’ diye ısrar ediyor? O, bu tekniğin sana verebileceği gözlerden bahsediyor.

Yanında geçtiğin her şeye, ilk defa görüyormuşsun gibi bak. Bunu daimi bir tavır haline getir. Her şeye, ilk defa dokunuyormuşsun gibi dokun. Ne olacak? Bunu yapabilirsen, özgürleşeceksin. Geçmişindeki yük, derinlik, kirlik, birikmiş deneyimler. Onlardan kurtulacaksın.

Her an, geçmişten uzaklaş. Onun içine girmesine izin verme; onun taşınmasına izin verme. Terk et onu. Her şeye, ilk defa görüyormuşsun gibi bak. Geçmişinden kurtulmak için harika bir tekniktir bu. Sonra daima mevcut olursun ve yavaş yavaş şu ana yakın hissetmeye başlarsın. Sonra her şey yeni olur. Sonra Herakleitos’un, aynı ırmağa iki kez girilemeyeceği üzerine deyişini anlarsın.

Bir kişiyi iki kez göremezsin… Aynı kişiyi… Çünkü hiçbir şey durağan değildir. Her şey ırmak gibidir, akar, akar, akar. Geçmişinden kurtulursan ve şu anı görebileceğin bir bakış edinirsen, varoluşa girebilirsin. Ve bu giriş ikili olabilir. Her şeye, ruhuna girersin ve aynı zamanda kendine girersin çünkü şu an kapıdır. Tüm meditasyonlar o ya da bu şekilde seni şu anda yaşatmaya çalışır. Bu yüzden bu teknik güzel tekniklerden biridir. Deneyebilirsin, hiç tehlikesi yoktur.

Aynı sokaktan geçiyor olsan bile, taze bir bakışla, o yeni bir sokaktır. Aynı arkadaşla bir yabancıymış gibi karşılaşırken, eşine onu ilk defa görüyormuşsun, o bir yabancıymış gibi bakarken, gerçekten de onların hala birer yabancı olmadığını söyleyebilir misin? Eşinle yirmi sene, otuz sene, kırk sene yaşamış olabilirsin, ama onu tanıdığını söyleyebilir misin? O hala bir yabancıdır; siz birlikte yaşayan iki yabancısınız. Birbirinizin dışsal alışkanlıklarını, dışsal tepkilerini biliyorsunuz, ama benliğin içsel nüvesi bilinmedik, dokunulmadık kalıyor.

Bir daha, taze olarak, ilk defa görüyormuş gibi bak, aynı yabancıyı göreceksin. Hiçbir şey, hiçbir şey eskiyemez; her şey yenidir. Bu, bakışına bir tazelik verecektir. Gözlerin masumlaşacak. O masum gözler görebilir. O masum gözler içsel dünyaya girebilir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment