42. Teknik : Sesi hislerinize giden bir geçit olarak kullanın

by admin

Sesle ilgili altıncı yöntem:

Bir sesi sesli olarak çıkar, sonra sesi gittikçe hafiflet, duygu bu sessiz ahengin içinde derinlere daldıkça daha da hafiflet.

Her ses iş görür, ama belirli bir sesi seviyorsan daha da iyi çünkü belirli bir sesi seviyorsan o zaman ses yalnızca ses değildir. Sesi çıkarırken, aynı zamanda onunla birlikte gizli bir duyguyu da seslendirirsin ve yavaş yavaş ses geride bırakılır ve yalnızca duygu kalır.

Sesin duyguya geçiş için yol olarak kullanılması gerekir. Ses zihindir ve duygu yürektir. Zihnin yüreğe gitmek için bir yol kullanması gerekir. Yüreğe doğrudan girmek zordur. Eksikliğini bunca çok hissettiğimiz, ömürlerdir hissettiğimiz için yüreğe nereden gidileceğini bilmeyiz. Ona nasıl girmeli? Kapı kapalı görünür.

Yürek hakkında konuşur dururuz, ama o konuşma da yalnızca zihindedir. Yüreğimizle sevdiğimizi söyleriz, ama bu da beyinseldir; zihindedir. Yürek hakkında konuşmak bile kafada yer alır. Ve biz yüreğin nerede olduğunu bilmeyiz. Fiziksel kısmından bahsetmiyorum, onu biliyoruz. Ama fizyologlar, tıp bilimi onun içinde sevgi olma olasılığı bulunmadığını söyleyecektir. O yalnızca bir pompalama sistemidir. İçinde başka hiçbir şey yoktur ve başka her şey yalnızca mit, şiir ve düştür.

Ama Tantra fiziksel yüreğinin arkasında gizli, derin bir merkez bilir. O derin merkeze ancak zihin aracılığı ile ulaşılır çünkü biz zihinde durmaktayız. Biz kafadayız ve içe doğru yapılacak her yolculuk oradan başlamalıdır. Zihin sestir. Her tür ses dursa, hiç zihnin kalmaz. Sessizlikte zihin yoktur. İşte bu yüzden sessizlik konusunda bu kadar ısrar edilir. Sessizlik bir zihinsizlik durumudur.

Normalde şöyle deriz, ‘Zihnim sessiz.’ Bu saçmadır, anlamsızdır çünkü zihin demek sessizliğin yokluğu demektir. Bu yüzden zihnin sessiz olduğunu söyleyemezsin. Zihin varsa, o zaman sessizlik olamaz ve sessizlik olduğunda zihin yoktur. Bu yüzden sessiz zihin diye bir şey yoktur; olamaz. Bu tıpkı birinin yaşayan-ölü olduğunu söylemek gibidir. Hiç mantıklı değildir. Adam ölüyse, o zaman canlı değildir. Canlıysa, o zaman ölü değildir. Yaşayan-ölü olamazsın.

Bu yüzden sessiz zihin diye bir şey yoktur. Sessizlik geldiğinde, zihin orada değildir. Gerçekten de, zihin dışarı çıkar ve sessizlik içeri girer; sessizlik içeri girer ve zihin dışarı çıkar. İkisi birden orada olamaz. Zihin sestir. Ses sistematikse aklın başındadır, ses kaotik olmuşsa delirmişsindir, ama her iki durumda da ses vardır ve biz zihin noktasında dururuz.

O zaman, o noktadan içerideki yürek noktasına nasıl düşmeli? Sesi kullan, ses çıkar. Bir ses faydalı olur. Zihinde pek çok ses varsa, onları bırakmak güç gelir. Yalnızca bir ses varsa, kolayca bırakılabilir. Bu yüzden ilk önce bir ses uğruna pek çok sesten vazgeçilmesi gerekir. Yoğunlaşmanın, konsantrasyonun faydası budur.

Bir ses çıkar. Onu çıkarmaya devam et, ilk önce işitebilmen için sesli olarak ve sonra yavaş yavaş, ağır ağır, işitilmez bir şekilde. O zaman başka kimse onu duyamaz, ama sen içeride duyabilirsin. Onu daha sessiz kıl, gittikçe daha az işitilir kıl ve sonra aniden bırak. Sessizlik olacaktır, bir sessizlik patlaması… Ama duygu orada olacaktır. Artık hiç düşünce yoktur, ama duygu orada olacaktır.

İşte bu yüzden hakkında duygular beslediğin bir ses, bir isim, bir mantra kullanmak iyidir. Bir Hindu ‘Rama’ sözcüğünü kullanıyorsa, onun için duyguları vardır. Bu onun için yalnızca bir sözcük değildir, yalnızca kafasında değildir. Titreşimler yüreğine de ulaşır. O farkında olmayabilir, ama kemiklerine, kanına işlemiştir. Uzun bir gelenek vardır, ömürler süren uzun bir koşullanma. Daima bir sese bağlı kalırsan, çok derinlere kök salar. Onu kullan. Kullanılabilir.

Bir Hıristiyan ‘Rama’ sesini kullanabilir, ama bu sözcük zihinde kalır, derinlere gitmez. Onun ‘İsa’ ya da ‘Meryem’ sözcüklerini ya da başka bir şey kullanması daha iyi olacaktır. Yeni bir fikrin etkisi altına girmek çok kolaydır, ama onu kullanmak zordur. Onun için hiçbir duygu beslemezsin. Zihinde bunun daha iyi olacağına ikna olsan bile, bu ikna yalnızca yüzeydedir.

Arkadaşlarımdan biri Almanya’da yaşıyordu. Otuz senedir oradaydı ve anadilini tamamen unutmuştu. Bir Maharashtrian idi ve anadili Marathi idi. Ama o unutmuştu çünkü otuz senedir Almanca konuşuyordu. Almanca anadili gibi olmuştu. Gibi diyorum çünkü hiçbir dil sonradan anadilin olamaz. Olasılık yoktur çünkü anadil içinde, derinlerde kalır. O bilinçli olarak anadilini unutmuştu ve onu konuşamıyor, anlayamıyordu.

Sonra hastalandı; o kadar hastaydı ki tüm ailesi onu görmek için oraya gitmek zorunda kaldı. Adam bilincini kaybetmişti, ama zaman zaman bilincini tekrar kazanıyordu. Ne zaman bilincini kazansa Almanca konuşuyordu ve bilincini kaybetmişken Marathi dilinde mırıldanıyordu; baygınken Almanca anlayamıyordu.

Bilinç dışının derinliklerinde Marathi duruyordu; o onun anadiliydi. Ve anadilinin yerine bir başkasını koyamazsın. Üzerine başka şeyler koyabilirsin, başka şeyler dayatabilirsin, ama onun yerine başkasını koyamazsın. Derinlerde, o kalır.

Bu yüzden belli bir ses için duygular besliyorsan, onu kullanmak daha iyidir. Düşünsel bir ses kullanma, hiç faydası olmaz çünkü ses zihinden yüreğe geçmek için kullanılmalıdır. Bu yüzden derin bir aşk hissettiğin, belli bir duygu beslediğin bir sesi kullan.

Bir Müslüman ‘Rama’ sözcüğünü kullanırsa çok zor olur, sözcüğün onun için anlamı yoktur. İşte bu yüzden en eski iki din, din değiştirmeye inanmaz. Hinduizm ve Yahudilik. Bunlar en eski iki dindir, iki orijinal din, tüm diğer dinler bu ikisinden filizlenmiştir. Hıristiyanlık ve İslamiyet Yahudi geleneğinden filizlenmiştir; Budizm, Caynacılık, Sihizm Hinduizm’den doğmuştur. Bu iki orijinal din, din değiştirmeye asla inanmamıştır ve sebebi şudur; Bir insanı düşünsel olarak döndürebilirsin, ama yüreğini döndüremezsin. Bir Hindu’yu Hıristiyan yapabilirsin bir Hıristiyan’ı Hindu yapabilirsin, ama döndürme zihinsel olarak kalır.

Derinlerde, din değiştirmiş Hindu Hindu olarak kalır. Kiliseye gidebilir, Meryem’e ya da İsa’ya dua edebilir, ama duası kafasında kalır. Bilinçaltını değiştiremez. Ve onu hipnotize edersen, hala bir Hindu olduğunu görürsün. Onu hipnotize edersen ve bilinç dışını ortaya sermesine izin verirsen, onun bir Hindu olduğunu görürsün.

Bu temel gerçek yüzünden Hindular ve Yahudiler asla din değiştirmeye inanmadılar. Bir insanın dinini değiştiremezsin çünkü yüreğini bilinç dışı duygularını değiştiremezsin. Ve denersen, o zaman onu rahatsız edersin çünkü ona yüzeysel kalacak, onu bölecek bir şey vermiş olursun. O zaman bölünmüş kişiliğe sahip olur. Derinlerde bir Hindu’dur; yüzeyde bir Hıristiyandır. Hıristiyan sesleri mantraları kullanır, ama bunlar derine gitmez ve o derine gidebilecek Hindu sesleri kullanmaz. Hayatını altüst etmiş olursun.

Bu yüzden hakkında duygular beslediğin belli bir ses bul. Kendi ismin bile faydalı olur. Başka herhangi bir şeye karşı duygu beslemiyorsan, o zaman kendi ismin faydalı olur. Pek çok vaka kaydedilmiştir… Çok ünlü bir gizemci olan Bukkh kendi ismini kullanıyormuş çünkü şöyle diyormuş: ‘Ben herhangi bir Tanrıya inanmıyorum. Onu bilmem. İsmini bilmem.  İşittiğim isimler var, ama bunların onun adı olduğuna dair kanıt yok. Ve ben kendimi arıyorum, o zaman neden kendi ismimi kullanmayayım?’ Bu yüzden kendi ismini kullanmış ve yalnızca kendi ismini kullanarak sessizliğe dalıyormuş.

Başka herhangi bir şeye karşı sevgi beslemiyorsan, kendi ismini kullan. Ama bu çok zor olur çünkü kendine karşı o kadar kınayıcısın ki kendine karşı herhangi bir duygu beslemiyorsun, saygı beslemiyorsun. Başkaları sana karşı saygılı olabilir, ama sen kendine karşı saygılı değilsin.

Bu yüzden ilk şey, faydalı olacak bir ses bulmaktır: Örneğin, sevgilinin adı, aşığının adı. Bir çiçeği seviyorsan, o zaman ‘gül’ sözcüğü de olur, herhangi bir şey. Kullanırken, telaffuz ederken, dinlerken iyi hissettiğin, ondan belli bir iyilik hissi aldığın herhangi bir ses. Bir ses bulamazsan, o zaman geleneksel kaynaklarda bazı öneriler vardır. ‘Aum’ kullanılabilir, ‘Amin’ kullanılabilir, ‘Meryem’ kullanılabilir, ‘Rama’ kullanılabilir ya da Buda’nın ismi, Mahavira’nın ismi ya da sevgi duyduğun herhangi bir isim kullanılabilir. Ama bir duygusu olmalıdır. İşte bu yüzden, eğer bir duygu besliyorsan, ustanın ismi faydalı olabilir. Ama duygu şarttır!

Bir sesi sesli olarak çıkar, sonra sesi gittikçe hafiflet, duygu bu sessiz ahengin içinde derinlere daldıkça daha da hafiflet.

Ve sesi hafifletmeye devam et. Onu daha ağır söyle, daha hafif, ki sen bile içeride işitebilmek için çaba göstermek zorunda kalasın. Hafiflet, hafiflet ve değişimi hisset. Ses ne kadar hafiflerse, sen o kadar duygu dolu olacaksın. Ses kaybolduğunda, yalnızca duygu kalacak. Bu duyguya isim verilemez. Bir sevgidir bu, derin bir sevgi, ama herhangi birine karşı değil. Fark budur.

Bir ses ya da bir sözcük kullandığında, sevgi bir etikete bağlıdır. ‘Rama, Rama, Rama…’ dersin. Bu sözcüğe karşı derin bir duygu beslersin, ama duygu ‘Rama’ ya hitaben vardır. ‘Rama’yla sınırlanmıştır. ‘Rama’yı hafifletmeye devam ettiğinde bir an gelir, ‘Rama’ kaybolur, ses kaybolur. Artık yalnızca duygu kalır, sevgi duygusu. Rama’ya karşı değil, artık bu sevgi yöneltilmemiştir. Yalnızca bir sevgi duygusudur… Herhangi birine karşı değil, yöneltilmiş bile değil; yalnızca bir sevgi duygusu, sanki bir sevgi okyanusundaymışsın gibi.

Yöneltilmiş olmadığında, o zaman yürekten gelen bir sevgidir. Yöneltilmişken kafadan gelir. Birine karşı duyulan sevgi kafadan gelir; yalnızca sevgi yürekten gelir. Ve sevgi basit, yönlendirilmemişken, dua olur. Yönlendirilmişse, henüz dua değildir; yalnızca yoldasın. İşte bu yüzden diyorum ki eğer Hıristiyan’san bir Hindu gibi başlayamazsın, bir Hıristiyan olarak başlamalısın. Bir Müslümansan bir Hıristiyan olarak başlayamazsın, bir Müslüman olarak başlamalısın. Ama ne kadar derine inersen, o kadar az Müslüman, Hıristiyan ya da Hindu olacaksın.

Yalnızca başlangıç Hindu, Müslüman ya da Hıristiyan olacaktır. Yüreğe doğru ne kadar ilerlersen, ses hafifledikçe ve duygu arttıkça, o kadar az Hindu, o kadar az Müslüman olacaksın. Ses kaybolduğunda, sen yalnızca bir insan olacaksın. Hindu değil, Müslüman değil, Hıristiyan değil.

Bu ‘mezhep’ ile ‘din’ arasındaki fark gibidir. Din birdir, mezhep çoktur. Mezhepler başlamana yardımcı olur. Onların son olduğunu düşünüyorsan, o zaman işin bitmiştir. Onlar yalnızca başlangıçtır. Onları bırakıp öteye geçmelisin çünkü başlangıç son değildir. Sonunda din vardır; başlangıçta yalnızca mezhep vardır. Mezhebi dine gitmek için kullan; sınırsıza gitmek için sınırlıyı kullan; sonsuza gitmek için sonluyu kullan.

Herhangi bir ses iş görür. Kendi sesini bul. Ve onu çıkardığında, onunla sevgi dolu bir ilişkin olup olmadığını hissedersin çünkü yürek hala titriyor olur. Tüm bedenin daha duyarlı olmaya başlar. Bir tür sıcaklığa dalacakmışsın gibi, sevgilinin kucağına düşecekmişsin gibi hissedersin; sıcak bir şey seni sarmaya başlar. Ve bu yalnızca zihinsel bir duygu değil, aynı zamanda fiziksel bir duygudur. Sevdiğin bir sesi çıkarırsan, çevrende, içinde belli bir sıcaklık hissedersin. Artık dünya soğuk bir dünya değildir, sıcaktır.

Bir Hindu tapınağına gitmişsen, o zaman garbhagriha’yı, rahim evini duymuşsundur. Tapınağın en içindeki merkez garbha, rahim olarak bilinir. Neden rahim dendiğini gözlemlememiş olabilirsin. Tapınağın ismini söylersen (ve her tapınağın kendi sesi, kendi mantrası, kendi istha devata’sı, kendi ilahı ve ilahın kendi mantrası vardır) o sesi çıkarırsan, ana rahmindeki aynı sıcaklık yaratılır. İşte bu yüzden garbha, tapınağın rahmi, tıpkı ana rahmi gibi yapılmıştır: Yuvarlak şekilli, kapalı, tek bir çıkışı olan bir oda.

Hıristiyanlar ilk defa Hindistan’a geldikleri ve Hindu tapınaklarını keşfettikleri zaman bu tapınakların gerçekten hijyenik olmadığını hissettiler. Havalandırılmıyorlardı, yalnızca tek bir küçük kapıları vardı. Ama rahmin de tek bir kapısı vardır ve hiç havalandırılmaz. İşte bu yüzden tapınağa tek bir kapı yapılır, tıpkı rahim gibi ve o sesi çıkarırsan, o rahim canlanır. Ve aynı zamanda, ona garbha denir çünkü orada yeniden doğabilir, yeni bir insan olabilirsin.

Sevdiğin, belli bir duygu beslediğin bir sesi çıkarırsan, etrafında bir ses-rahmi yaratırsın. Bu yüzden bu yöntemi açık gökyüzü altında uygulamamak daha iyi olur. Sen çok zayıfsın, tüm gökyüzünü sesinle dolduramazsın. Küçük bir oda seçmek daha iyidir ve eğer oda sesinle titreşecek gibiyse iyidir, çok iyi olur. Ve eğer her gün aynı yeri seçersen, bu da çok iyidir. Oda şarj olur. Her gün aynı ses yinelenirse, her atom, mekanın kendisi bir ortam oluşturur.

İşte bu yüzden diğer dinlerin takipçilerinin tapınaklara girmesine izin verilmez. Mekke’ye Müslüman olmayan kimse giremez ve bu iyidir. Bunda yanlış olan bir şey yoktur çünkü Mekke özel bir bilince aittir. Müslüman olmayan biri oraya ortamı tamamen bozacak bir sesle gider. Eğer bir Müslümanın bir Hindu tapınağına girmesine izin verilmiyorsa, bunda hakaret amacı yoktur. ve tapınaklar, din ve ezoterik bilim hakkında hiçbir şey bilmeyen tüm sosyal reformcular sloganlar, saçma sloganlar atar dururlar ve her şeyi bozarlar.

Bir Hindu tapınağı Hindular içindir çünkü bir Hindu tapınağı özel bir yerdir. Yaratılmış bir yer. Binlerce sene onu canlandırmak için çalışmışlar ve kimse onu bozamaz. Bu rahatsızlık çok tehlikelidir. Tapınak halka açık bir yer değildir. Özel bir amaç için, belirli insanlar için vardır; ziyaretçiler için değildir. İşte bu yüzden eski günlerde ziyaretçilere izin verilmezdi. Artık ziyaretçilere izin veriliyor çünkü biz ne yaptığımızı bilmiyoruz. Ziyaretçiye izin verilmemeli. Orası görülmek için yapılmamıştır, turizm için değildir. Özel titreşimlerle dolu, yaratılmış bir yerdir.

Eğer bir Rama tapınağı ise ve sen Rama’nın adının kutsal olduğu, sevildiği bir ailede doğmuşsan, o zaman Rama’nın adıyla dolu, canlı bir mekana girdiğinde, sesi çıkarmak istemesen bile, Rama mantrasını kullanmasan bile, yine de söylemeye başlarsın. Çevrendeki mekan seni zorlar. Çevrendeki o titreşimler sana çarpar ve sen derinlerden söylemeye başlarsın. Bu yüzden bir mekan kullan… Bir tapınak iyidir.

Bu yöntemler tapınak yöntemleridir. Bir tapınak, bir cami ya da bir kilise kullanılabilir. Kendi evin bu yöntemler için iyi değildir çünkü bunca sesle, çevrende kaotik bir mekan vardır ve sen sırf kendi sesinle mekanı değiştirecek kadar güçlü değilsin. Bu yüzden belli bir sese ait belli bir yere gitmek ve onu kullanmak daha iyidir. Ve her gün aynı yere gitmek de iyidir.

Yavaş yavaş güçlenirsin. Yavaş yavaş zihinden yüreğe düşersin. O zaman bu yöntemi her yerde yapabilirsin ve tüm kozmos senin tapınağın olur. O zaman sorun kalmaz. Ama başlangıçta mekanı seçmek, hatta yapabiliyorsan zamanı seçmek ve her gün aynı zamanda yapmak daha iyidir çünkü o zaman tapınağın seni bekler. Tam o anda, tapınak seni bekler. Daha alıcıdır, senin geldiğine mutludur. Ve fiziksel olarak demek istiyorum; bu simgesel bir şey değildir, fiziksel bir şeydir.

Her gün yemeklerini belli bir zamanda yemek gibidir. O belirli anda tüm bedenin açlığı hisseder. Bedenin kendi içsel saati vardır, açlığı tam olarak aynı zamanda hisseder. Her gün belli bir zamanda uyursan, tüm bedenin o belirli zamanda hazır olur. Uyku ve yemek zamanlarını her gün değiştirirsen, bedenini rahatsız edersin.

Artık yaşının bundan etkileneceğini söylüyorlar. Bedensel düzenini her gün değiştirirsen, seksen sene yaşayacaksan, artık yalnızca yetmiş sene yaşarsın. On sene kaybolur. Ve düzenli olarak beden saatinle hareket edersen, seksen sene yaşayacaksan, bunun yerine rahatlıkla doksan sene yaşayabilirsin. On sene eklenir.

Tıpkı bunun gibi, çevrendeki her şeyin kendi saati vardır ve dünya kozmik zamanda hareket eder. Tapınağa her gün tam olarak aynı zamanda girersen, tapınak sana hazır olur ve sen de tapınağa hazır olursun. Bu iki hazırlık karşılaşır ve sonuçlar bin kat artar.

Ya da evinde küçük bir köşe yaratabilirsin. O zaman o köşeyi başka amaç için kullanma çünkü her amacın kendi titreşimleri vardır. O köşeyi iş için kullanırsan ya da orada kağıt oynarsan, o mekanın kafası karışır. Ve artık bu kargaşalar mekanik aletlere bile kaydedilebilmektedir; mekan karışmışsa, bu bilinebilmektedir.

Evinde küçük bir köşe, küçük bir tapınak yaratabilirsen, çok iyidir. Küçük bir tapınak yaptıracak durumdaysan, denenen ilk şey bu olur. Ama onu başka amaç için kullanma. Bırak tamamen sana özel olsun ve o zaman sonuçlar kısa sürede gelmeye başlar.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment