43. Teknik : Zihninizi dil üzerine yoğunlaştırın

by admin

Ses üzerine yedinci teknik:

Ağız aralıkken, zihni dilin ortasında tut. Ya da nefes sessizce içeri girerken, ‘hh’ sesini hisset.

Zihin bedende herhangi bir yere odaklanabilir. Normalde, biz başa odaklanırız ama herhangi bir yere odaklanabilir. Ve odağın değiştirilmesi ile niteliklerin değişir. Örneğin, pek çok Doğu ülkesinde, Japonya, Çin, Kore’de, geleneksel olarak zihnin kafada değil karında olduğu düşünülür. Ve bu yüzden, zihnin karında olduğunu düşünenlerin farklı zihin özellikleri vardır. Sen o özelliklere sahip olamazsın çünkü sen zihnin başta olduğunu düşünüyorsun.

Aslında zihin hiçbir yerde değildir. Beyin baştadır; zihin orada değildir. ‘Zihin’ odağın demektir. Onu herhangi bir yere odaklayabilirsin ve bir kez odaklanınca onu o noktadan almak çok zordur.

Örneğin, artık psikologlar ve derin insan araştırmaları yapanlar sevişirken zihnin baştan genital bölgeye gitmesi gerektiğini söylüyorlar; aksi halde cinselliğin hayal kırıklığı olur. Başta kalırsa, cinselliğin derinlerine gidemezsin. Sonuç orgazm olmaz, deneyim orgazmik olmak. Sana bir zirve vermez. Çocuk yapabilirsin, ama aşkın en yüksek zirvesini tanıyamazsın.

Tantra’nın bahsettiğini ya da Khajuraho’nun tasvir ettiğini tanımamışsındır, bilemezsin.  Khajuraho’yu hiç gördün mü? Ya da Khajuraho’yu görmediysen, Khajuraho tapınağının resimlerini görmüş olabilirsin. Yüzlere bak, sevişen çiftlere bak. Yüzlere bak, yüzler ilahi görünür. Cinsel eylem içindedirler, ama yüzleri herhangi bir budanın yüzü gibi kendinden geçmiştir. Onlara ne olmaktadır? Bu cinsellik beyinsel değildir. Onlar başlarıyla sevişmezler; onlar bunu düşünmezler. Onlar baştan düşmüşlerdir. Odakları değişmiştir.

Bu baştan düşüş sayesinde bilinç de genital bölgeye kaymıştır. Zihin artık yoktur. Zihin zihinsizlik olmuştur. Yüzlerinde, budanın sahip olduğu aynı esriklik vardır. Bu cinsellik meditasyon olmuştur. Neden? Çünkü odak değişmiştir. Bir kez zihninin odağını değiştirebilirsen, onu başından uzaklaştırabilirsen, baş gevşer, yüz rahatlar. O zaman tüm gerilimler çözülür. Sen artık orada olmazsın, ego orada olmaz.

İşte bu yüzden zihin ne kadar düşünsel, rasyonel olursa, aşk konusunda daha az becerikli olur çünkü aşk farklı bir odağa ihtiyaç duyar. Aşkta yüreğe yakın bir odağa ihtiyacın olur; cinsellikte genital bölgeye yakın bir odağa ihtiyacın olur. Matematik çalışıyorsan, baş iyidir. Ama aşk matematik değildir ve cinsellik kesinlikle değildir. Ve eğer matematik başta devam ederse ve sen sevişiyorsan, yalnızca boşa enerji harcıyorsun. O zaman tüm çaba iğrenç olur.

Ama zihin değiştirilebilir. Tantra, yedi merkez olduğunu söyler ve zihin herhangi bir merkeze kaydırılabilir. Her merkezin farklı bir işlevi vardır. Belirli bir merkeze yoğunlaşırsan, farklı biri olursun.

Japonya’da, Hindistan’daki kshatriyalara benzeyen bir askeri grup vardı ve samurai olarak bilinirlerdi. Onlar asker olarak eğitilirlerdi ve aldıkları ilk eğitim zihinlerini göbeğin beş santim altına kaydırmaktı. Japonya’da bu merkeze hara denir. Samuraylar zihni haraya getirme eğitimi alırlardı. Bir asker zihnini haraya odaklayamadığı sürece savaşmasına izin verilmezdi. Bu doğrudur: Samuraylar dünyanın bildiği büyük savaşçılardır; dünyada samuraylara denk hiçbir şey yoktur. Samuray farklı bir insandır, farklı bir varlıktır çünkü odağı farklıdır.

Savaşırken zaman olmadığını söylerler. Zihnin işlemesi için zamana ihtiyacı vardır; zihin hesap yapar. Saldırıya uğramışsan ve zihnin nasıl korunacağını düşünürse, asıl noktayı çoktan kaçırmış, kaybetmişsindir. Zaman yoktur. Zamansızca işlemelisin ve zihin zamansız işleyemez, zihnin zamana ihtiyacı vardır. Ne kadar kısa olursa olsun, zihnin zamana ihtiyacı vardır.

Göbeğin altında bir merkez vardır, hara; bu merkez zamansız işler. Haraya odaklanmışsa ve savaşçı savaşıyorsa, o zaman bu savaş düşünsel değil sezgisel olur. Sen ona saldırmadan o anlar. Harada ince bir duygu vardır, başta değil. Bir çıkarsama değildir, psişik telepatidir. Sen ona saldırmadan, sen ona saldırmayı düşünmeden, düşünce ona ulaşmıştır. Harasına çarpmıştır ve o kendini savunmaya hazırdır. Daha sen saldırmadan, o savunma halindedir, kendini korumuştur.

Zaman zaman, iki kişi savaşıyorsa ve ikisi de samuray ise, diğerini alt etmek sorun olur. İkisi de karşısındakini alt edemez. Kimsenin kazandığı ilan edilemez. Bir açıdan imkansızdır çünkü sen adama saldıramazsın… Sen saldırmadan o anlar.

Bir Hintli matematikçi vardı… Tüm dünya hayretler içinde kalmıştı çünkü hesap yapamıyordu. Adı Ramanujam’dı. Ona bir problem veriyordun ve o hemen sana yanıtı veriyordu. İngiltere’nin iyi matematikçilerinden Hardy, Ramanujam’ı ziyaret etti. Hardy o güne dek doğmuş iyi matematikçilerden biriydi ve belirli bir problem üzerinde altı saat çalışması gerekiyordu. Ama aynı problem Ramajunam’a verildi ve o hemen yanıtladı. Zihnin bu şekilde işlemesine olanak yoktu çünkü zihin zamana ihtiyaç duyar.

Ramajunam’a tekrar tekrar soruldu: ‘Nasıl yapıyorsun?’ O şöyle diyordu: ‘Bilmiyorum. Sen bana problemi veriyorsun ve yanıt aklıma geliyor. Aşağıdan bir yerden geliyor. Kafamdan değil.’ Yanıt haradan geliyordu. O farkında değildi, eğitilmiş değildi, ama ben şöyle hissediyorum: O önceki doğumunda Japon olmalı çünkü Hindistan’da biz hara üzerine pek çalışmayız.

Tantra der ki zihnini farklı merkezlere odakla; sonuçların farklı olduğunu göreceksin. Bu teknik dile odaklanma, dilin ortasına odaklanma ile ilgilidir. Ağız hafifçe aralıkken. Konuşacakmışsın gibi. Kapalı değil, konuşmak üzereymişsin gibi hafifçe aralık; konuşuyormuş gibi değil, ama tam konuşacakmışsın gibi.

Sonra zihni dilin ortasında tut. Çok tuhaf bir his yaşayacaksın çünkü dilin tam ortasında, düşüncelerini kontrol eden bir merkez vardır. Aniden farkına varırsan ve ona odaklanırsan, düşüncelerin durur. Tüm zihnin dile gelmiş gibi odaklan… Tam ortaya. Bırak ağız konuşmak üzereymişsin gibi aralık olsun ve sonra kafanda değilmiş gibi zihni odakla. O dilindeymiş, tam ortasındaymış gibi hisset.

Konuşma merkezi dildedir ve düşünce konuşmadır. Düşündüğünde ne yaparsın? İçten içe konuşursun. İçten içe konuşmadan herhangi bir şey düşünebiliyor musun? Yalnızsın; kimseyle konuşmuyorsun, düşünüyorsun. Düşünürken ne yaparsın? İçten içe, kendi kendine konuşursun. Dilin işe karışır. Bir sonraki sefer, düşünürken farkında ol: Dilini hisset. Başka biriyle konuşuyormuşsun gibi titremektedir. Sonra yine hisset ve o titreşimlerin ortada odaklandığını hissedebilirsin. Onlar ortadan yükselir ve tüm dile yayılır.

Düşünce içten içe konuşmadır. Bütün bilincini, zihnini dilin ortasına getirebilirsen, düşünce durur. Bu yüzden sessizliği uygulayanlar yalnızca konuşmamayı uygulamaktadır. Dıştan konuşmayı bırakırsan, o zaman içerideki konuşmanın derinlemesine farkında olursun. Ve eğer bir ay, iki ay, bir sene tamamen sessiz kalırsan, konuşmazsan, dilinin şiddetle titrediğini hissedersin. Sen bunu hissetmiyorsun çünkü sen konuşup duruyorsun ve titreşimler serbest bırakılıyor. Ama şu anda bile, eğer durup düşünürken bilincine varırsan, dilinin birazcık titrediğini hissedersin. Dilini tamamen durdur ve sonra düşünmeye çalış… Düşünemezsin. Dilini donmuş gibi tamamen durdur, kıpırdamasına izin verme. O zaman düşünemezsin.

Merkez tam ortadadır, bu yüzden zihnini oraya getir.

Ağız aralıkken, zihni dilin ortasında tut. Ya da nefes sessizce içeri girerken, ‘hh’ sesini hisset.

Ya da nefes sessizce içeri girerken, ‘hh’ sesini hisset.

Bu teknikte düşüncen durur, içeride bir katılık hissedersin. Sanki katılaşmışsın gibi. Düşünceler orada değilken sen hareket ettirilemez olursun; düşünceler içsel harekettir. Ve düşünceler artık yokken ve sen kıpırtısız olduğunda, sonsuzun bir parçası olmuşsundur ve sonsuz hareket eder görünür, ama hareket ettirilemez, kıpırtısız kalır.

Düşüncesizlikte sonsuzluğun, hareketsizin bir parçası olursun. Düşünce ile hareketin parçası olursun çünkü doğa harekettir. Dünya harekettir, işte bu yüzden ona sansara, çark deriz. Hareket eder, eder, eder. Dünya harekettir ve gizli, nihai olan hareket etmez, ettirilemez, kıpırtısızdır.

Tıpkı hareket eden bir tekerlek gibidir, ama tekerlek hiç hareket etmeyen bir şeyin üzerinde hareket eder. Bir tekerlek yalnızca merkezinde asla hareket etmeyen, kıpırtısız kalan bir şey olduğu için hareket edebilir. Dünya hareket eder ve aşkın olan kıpırtısız kalır. Düşüncelerin durursa,  aniden bu dünyadan diğerine düşersin. İçerideki hareket durmuşken, sen sonsuzun bir parçası olursun… Asla değişmeyenin bir parçası.

Ya da nefes sessizce içeri girerken, ‘hh’ sesini hisset.

Ağzını, konuşmak üzereymişsin gibi arala. Sonra nefes al ve nefes almakla yaratılan sesin farkına var. Yalnızca bir ‘hh’ sesidir. Nefes alsan da, nefes versen de. Sesi çıkarmayacaksın, yalnızca aldığın nefesi dilinin üzerinde hissedeceksin. Çok sessizdir. ‘Hh’ sesini hissedeceksin. Çok sessiz, zar zor duyulur olacak. Farkına varmak için çok uyanık olman gerekecek. Ama onu yaratmaya çalışma. Onu sen yaratırsan, asıl noktayı kaçırırsın. Yarattığın sesin faydası olmaz, nefes alır ya da verirken çıkan doğal ses olmalıdır.

Ama teknik, nefes verirken değil nefes alırken der. Çünkü nefes verirken sen dışarı çıkarsın ve sesle birlikte sen çıkarsın, ama çaba içeri girmek içindir. Bu yüzden nefes alırken ‘hh’ sesini işit. Nefes almaya devam et ve ‘hh’ sesini işitmeye devam et. Önünde sonunda sesin yalnızca dilde değil, aynı zamanda boğazda yaratıldığını hissedeceksin. Ama o zaman çok, çok işitilmezdir. Derin bir uyanıklıkla onun farkına varabilirsin.

Dilden başla, sonra yavaş yavaş uyanıklaş; hissetmeye devam et. Onu boğazında işiteceksin, sonra yüreğinde işitmeye başlayacaksın. Ve yüreğe ulaştığında, zihnin ötesine geçmişsindir. Tüm bu teknikler yalnızca sana düşünceden düşüncesizliğe, zihinden zihinsizliğe, yüzeyden merkeze gitmek üzere bir köprü vermek içindir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment