44. Teknik : Hassas bir kulağa sahip olanlar için bir yöntem

by admin

Ses üzerine sekizinci teknik:

‘A’ ya da ‘m’ kullanmadan ‘aum’ sesine odaklan.

‘Aum’ sesine odaklan… A-u-m… ‘A’ ya da ‘m’kullanmadan. Yalnızca ‘u’ kalır. Bu zor bir tekniktir, ama bazıları için uygun olabilir, özellikle de sesle çalışanlar için; müzisyenler, şairler, çok duyarlı kulağa sahip olanlar, onlar için bu teknik faydalı olabilir. Diğerleri için, duyarlı kulakları olmayanlar için, bu çok zordur çünkü çok hassastır.

Aum sesini çıkarman gerekir ve bu Aum’da üç sesi ayrı ayrı hissetmelisin. A-u-m. Aum sesini çıkar ve seste üç sesi hisset. A-u-m.  Orada, birbirine karışmışlardır. Çok hassas bir kulak farkına varabilir, sesi çıkarırken a-u-m seslerini ayrı ayrı işitebilir. Onlar ayrıdır. Çok yakın, ama ayrı. Onları ayrı ayrı işitemiyorsan, o zaman bu teknik yapılamaz. Kulaklarının bunun için eğitilmiş olması gerekir.

Japonya’da, özellikle de Zen’de, ilk önce kulakları eğitirler. Kulakları eğitmek için bir yöntemleri vardır. Dışarıda rüzgar esmektedir. Bir sesi vardır. Usta der ki: ‘Ona yoğunlaş. Tüm nüansları, değişimleri hisset: Sesin öfkeli olduğu zamanı, sesin öfkeden köpürdüğü zamanı, sesin sevecen, sevgi dolu, güçlü, narin olduğu zamanı. Sesin nüanslarını hisset. Rüzgar ağaçların arasında eserken… Onu hisset. Irmak akıyor. Nüansları hisset.’

Arayan, meditasyon yapan aylarca ırmak kıyısında oturur ve onu dinler. Farklı sesleri vardır. Her şey değişmektedir. Yağmurda taşar; çok canlanır, sel olur. Sesler farklılaşır. Yazın hiçliğe indirgenir, sesler kesilir. Ama insan dinliyorsa, dinliyorsan, işitilmez sesler olacaktır. Irmak tüm sene değişir ve insan farkına varmalıdır.

Hermann Hesse’nin Siddharta kitabında, Sidarta bir kayıkçı ile yaşar. Ve kimse yoktur, yalnızca ırmak, kayıkçı ve Sidarta vardır. Ve kayıkçı çok sessiz bir adamdır. Tüm hayatı boyunca ırmak kıyısında yaşamıştır. Çok sessizleşmiştir ve nadiren konuşur. Ne zaman Sidarta yalnızlık hissetse, kayıkçı ona ırmağa gitmesini, ırmağı dinlemesini söyler. İnsan sözcüklerini dinlemekten daha iyidir.

Ve sonra yavaş yavaş Sidarta ırmakla ahenk kazanır. Sonra onun hallerini hissetmeye başlar. Irmağın ruh hali değişir. Bazen dost canlısıdır ve bazen değildir ve bazen şarkı söyler, ağlar, bağırır ve akışında bazen kahkaha, bazen hüzün vardır. Ve sonra Sidarta hafifçe, hassas farkları hissetmeye başlar. Kulağı ahenk kazanır.

Bu yüzden başlangıçta zor olduğunu hissedebilirsin, ama dene. Aum sesini çıkar, çıkarmaya devam et, a-u-m seslerini hisset. Üç ses bir araya getirilmiştir: Aum üç sesin sentezidir. Bir kez onları ayrı ayrı hissetmeye başlayınca, ‘a’ ve ‘m’ seslerini düşür. O zaman Aum diyemezsin: ‘A’ düşürülmüştür, ‘m’ düşürülmüştür. Yalnızca ‘u’ kalmıştır. Neden? Ne olur? Asıl nokta mantra değildir.  A-u-m ya da düşürülüş değildir. Asıl nokta senin duyarlılığındır.

İlk önce üç sese duyarlılık kazanırsın, ki bu çok zordur ve ‘a’ ile ‘m’ seslerini düşürecek ve orta ses kalacak kadar duyarlı olduğunda, bu çabada zihnini kaybedersin. Ona öylesine dalar, o kadar derin bir dikkat gösterir ve öylesine duyarlı olursun ki düşünmeyi unutursun. Ve eğer düşünürsen, bunu yapamazsın.

Bu yalnızca seni kafandan çıkarmak için dolaylı bir yoldur. Öylesine çok yol denenmiştir ve hepsi öylesine basit görünürler merak edersin? ‘Ne olabilir? Böylesine basit yöntemlerle hiçbir şey olmaz.’ Ama mucizeler gerçekleşir çünkü dolaylıdır. Zihnin çok incelikli bir şeye odaklanmaktadır. Odaklanırsan, düşünmeye devam edemezsin; zihin geride kalır. Bir gün aniden farkına varırsın ve ne olduğunu merak edersin.

Zen’de koanlar kullanırlar. Yeni başlayan birine söyledikleri en ünlü koanlardan biri şudur: ‘ Git ve bir elin sesini duymaya çalış. İki elle ses yaratabilirsin. Bir el ses yaratabiliyorsa, bunu işit.’

Küçük bir oğlan bir Zen ustasına hizmet ediyormuş. Pek çok insanın geldiğini görmüş. Onlar ustaya gelir, başlarını ayaklarına dokundururmuş ve sonra ustadan, üzerine meditasyon yapılacak bir şey isterlermiş. Usta onlara bir koan verirmiş. Oğlan usta için aynı işi yapıyormuş, ona hizmet ediyormuş. Dokuz, on yaşlarındaymış.

Her gün bir sürü insanın gelip gittiğini görerek, bir gün büyük bir ciddiyetle gelmiş ve başını ustanın ayaklarına dokundurmuş ve sonra demiş ki: ‘Bana meditasyon hedefi olacak bir koan ver.’ Usta gülmüş, ama oğlan çok ciddiymiş,bu yüzden usta demiş ki: ‘Tamam! Bir elin sesini duymaya çalış. Ve onu işitebildiğin zaman, bana gel ve söyle.’

Oğlan denemiş, denemiş. Bütün gece uyuyamamış. Sabah gelmiş ve demiş ki: ‘Duydum. Bu, ağaçların arasında esen rüzgarın sesi.’ Usta demiş ki: ‘Ama el nerede işe karışıyor? Git ve yine dene. ‘ Böylece oğlan her gün gelir olmuş. Bir ses buluyor ve sonra geliyormuş. Usta da, ‘Bu da değil. Denemeye devam et, denemeye devam et!’ diyormuş.

Sonra bir gün oğlan gelmemiş. Usta beklemiş, beklemiş ve sonra müritlerine gidip neler olduğunu öğrenmelerini söylemiş… Oğlan işitmiş gibi görünüyormuş. Bu yüzden müritler çevreyi dolanmışlar. Oğlan bir ağacın altında oturmuş, dalmışmış… Tıpkı yeni doğmuş bir buda gibi. Müritler geri gelip şöyle demişler, ‘Ama oğlanı rahatsız etmekten korktuk. Tıpkı yeni doğmuş bir buda gibi görünüyordu. Sesi işitmiş gibi görünüyor.’ Böylece usta gitmiş, başını oğlanın ayaklarına dokundurmuş ve sormuş: ‘İşittin mi?’ İşitmiş gibisin.’ Oğlan demiş ki: ‘Evet, ama o sessizlik.’

Bu oğlan nasıl gelişti? Duyarlılığı gelişti. Her sesi denedi, dikkatle dinledi. Dikkati gelişti. Uyumadı. Bütün gece bir elin sesinin ne olduğunu dinledi. O senin kadar zeki değildi, bu yüzden bir elin sesinin olamayacağını hiç düşünmedi. Koan sana verilmişse, sen denemezsin. Dersin ki: ‘Ne saçmalık! Bir elin sesi falan olmaz.’

Ama oğlan denedi. Usta onda bir şey olması gerektiğini söylemişti, bu yüzden denedi. Basit bir oğlandı, bu yüzden ne zaman bir şey işitse, ne zaman bunun yeni bir şey olduğunu hissetse, yine geliyordu. Ama bu süreçte duyarlılığı gelişti. Dikkatli, uyanık, farkında oldu. Tek noktalı oldu. Arayış içindeydi ve zihni geride kaldı çünkü usta şöyle demişti: ‘Düşünmeye devam edersen kaçırabilirsin. Zaman zaman bir elin sesi duyulan bir ses olur. Öyle uyanık ol ki onu kaçırma.’

Oğlan denedi, denedi. Bir elin sesi yoktur, ama bu yalnızca duyarlılık, farkındalık yaratmak için dolaylı bir yoldur. Ve bir gün, aniden, her şey kayboldu. Oğlan öyle dikkatliydi ki yalnızca dikkat vardı, öyle duyarlıydı ki yalnızca duyarlılık vardı, öyle farkındaydı ki… Bir şeyin farkında değil, yalnızca farkında! Ve sonra dedi ki: ‘Duydum, ama o sessizlik. Sessizlik!’ Ama senin dikkatli, uyanık olmak için eğitilmen gerekir.

Bu yalnızca seni, sesin ince nüanslarını hassas bir şekilde farkında kılmak için bir yöntemdir. Bunu yaparken Aum sesini unutursun. Yalnızca ‘a’ düşmez, yalnızca ‘m’ düşmez, bir gün sen de düşersin ve sessizlik olur ve sen de ağacın altında oturan yeni doğmuş bir buda olursun.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment