45. Teknik : ‘Ah’ ile biten bir kelime söyleyin

by admin

Sesle ilgili dokuzuncu teknik:

‘Ah’ ile biten bir sözcüğü sessizce söyle. Sonra ‘hh’da, çabasızca, kendiliğindenlik.

‘Ah’ ile biten bir sözcüğü sessizce söyle. ‘Ah’ ile biten herhangi bir sözcük… Sessizce söyle. Vurgu sondaki ‘ah’ üzerinde olmalıdır. Neden? Çünkü bu ‘ah’ sesi çıkarıldığı an nefesin dışarı gider. Sen gözlemlememiş olabilirsin, ama artık gözlemleyebilirsin: Ne zaman nefesin dışarı çıksa sen daha sessiz olursun ve ne zaman nefesin içeri girse daha gergin olursun. Çünkü dışa verilen nefes ölümdür ve içe çekilen nefes yaşamdır. Gerilim hayatın bir parçasıdır, ölümün değil. Gevşeme ölümün bir parçasıdır; ölüm mutlak gevşeme demektir. Yaşam tamamen gevşeyemez; imkansızdır.

Yaşam gerilim, çaba demektir. Yalnızca ölüm gevşemiştir. Bu yüzden bir insan tamamen gevşediğinde, ikisi birdendir.  Dıştan canlı, içten ölü. Bir budanın yüzünde aynı anda hem hayatı hem ölümü görebilirsin. İşte bu yüzden bunca sessizlik ve sakinlik vardır, onlar ölümün bir parçasıdır. Yaşam gevşeme değildir. Gece, uyurken gevşersin. İşte bu yüzden eski gelenekler ölüm ile uykunun benzer olduğunu söyler. Uyku geçici ölümdür ve ölüm daimi uykudur. İşte bu yüzden gece seni gevşetir, o dışa verilen nefestir. Sabah içe çekilen nefestir.

Gündüz seni gergin kılar, gece seni gevşetir. Işık seni gergin kılar, karanlık seni gevşetir. İşte bu yüzden aydınlıkta uyuyamazsın, gevşemek zordur çünkü ışık yaşama benzer: Ölümün karşıtıdır. Karanlık ölüme benzer: Ölüm taraftarıdır.

Bu yüzden karanlığın içinde derin bir gevşeme vardır ve karanlıktan korkanlar gevşeyemez. İmkansızdır çünkü her gevşeme karanlıktır. Ve karanlık iki yandan hayatını çevreler. Sen doğmadan önce karanlıktaydın; yaşam sonra erdiğinde yine karanlıkta olacaksın. Karanlık sonsuzdur ve bu ışık, bu yaşam onun içinde yalnızca bir andır, yalnızca yükselen, sonra alçalan bir dalga. İki yandan çevreleyen karanlığı hatırlayabilirsen, burada ve şu anda gevşersin.

Ölüm, yaşam… İkisi varoluşun iki tarafıdır. İçe giren nefes yaşamdır, dışa çıkan nefes ölümdür. Bu yüzden bir gün öleceğin söylenemez, her nefeste ölüyorsun. İşte bu yüzden Hindular hayatı nefesle sayar, hayatı senelerle saymazlar. Tantra, Yoga, tüm eski Hint sistemleri, hayatı nefesle sayar: Kaç nefes daha yaşayacağınla. Bu yüzden derler ki çok hızlı nefes alırsan, kısa sürede çok fazla nefes alırsan, daha erken ölürsün. Ağır ağır nefes alırsan ve belirli bir sürede daha az nefes olursa, daha uzun yaşarsın. Ve öyledir de.

Gidip hayvanları gözlemlersen, nefesleri daha yavaş olan hayvanlar daha uzun yaşarlar. Fili ele al: Fil uzun yaşar; nefesi çok yavaştır. Sonra bir de köpek vardır: Köpek çabuk ölür; nefesi çok hızlıdır. Ne zaman nefesi hızlı bir hayvan bulsan, herhangi bir hayvan, o hayvanın uzun bir ömrü yoktur. Uzun bir ömür hep yavaş nefesle gelir.

Tantra, Yoga ve başka Hint sistemleri ömrünü nefesle sayar. Gerçekten de, her nefesle doğar, her nefesle ölürsün. Bu mantra, bu teknik, dışa verilen nefesi sessizliğin derinliklerine inmek için yöntem, aracı, araç olarak kullanır. Bu bir ölüm yöntemidir. ‘Ah’ ile biten bir sözcüğü sessizce söyle. Nefes çıkmış… İşte bu yüzden sözcük ‘ah’ ile bitiyor.

Bu ‘ah’ çok anlamlıdır çünkü ‘ah’ dediğinde bu seni tamamen boşaltır. Tüm nefes dışarı çıkar; içeride hiçbir şey kalmaz. Tamamen boş olursun. Boş ve ölü. Bir an için, çok kısa bir süre için, yaşam içinden çıkmıştır. Sen ölüsün. Boş. Bu boşluk, eğer fark edilirse, eğer onun sayesinde farkına varabilirsen, seni tamamen değiştirir. Farklı biri olursun.

O zaman bu hayatın senin hayatın olmadığını, bu ölümün de senin ölümün olmadığını çok iyi bilirsin. O zaman içe çekilen ve dışa verilen nefesin ötesinde bir şey bilirsin. Tanık olan ruhu. Ve bu tanıklık nefesi boşalttığın zaman kolayca gerçekleşebilir çünkü yaşam çekilmiştir ve tüm gerilimler dinmiştir. Bu yüzden dene, çok güzel bir yöntemdir. Ama sıradan süreç, sıradan alışkanlık içeri çekilen nefesi vurgulamaktır, asla dışa verilen nefesi değil.

Biz hep nefes alırız. Biz hep nefes alırız, ama asla vermeyiz. Biz alırız ve beden verir onu. Nefesini gözlemle, anlarsın. Biz alırız. Asla vermeyiz, biz yalnızca nefes alırız. Nefesi vermek beden tarafından yapılır çünkü biz ölümden korkarız, sebebi budur. Elimizde olsa hiç nefes vermezdik, nefes alır sonra onu içeride tutardık. Kimse nefes vermeyi vurgulamaz. Nefes almak vurgulanır. Nefes aldıktan sonra nefes vermek zorunda olduğumuzdan, buna ‘tahammül ederiz’. Ona hoşgörü gösteririz çünkü nefes vermeden nefes alamayız.

Bu yüzden nefes vermek gerekli bir kötülük olarak kabul edilir ama temel olarak biz nefes vermekle ilgilenmeyiz. Ve bu yalnızca nefes vermek konusunda böyle değildir, hayata karşı tüm yaklaşımımız böyledir. Bize gelen her şeye tutunuruz; hiçbir şey bırakmayız. Zihnin sefaleti budur işte.

Ve hatırla, bu pek çok şey ima eder. Kabızlıktan şikayet ediyorsan, temel sebep şu olacaktır: Hep nefes alıyorsun ve asla nefes vermiyorsun. Asla nefes vermeyen, yalnızca nefes alan zihin kabızlık çeker. Kabızlık aynı şeyin diğer ucudur. Hiçbir şey veremez, biriktirir durur, korkar. Korku oradadır. O yalnızca biriktirebilir, ama biriken her şey zehirli olur.

Yalnızca nefes alsan ve nefes vermesen, her nefes senin için zehir halini alır; bu yüzden ölürsün. Yaşam veren bir gücü, bu şekilde sefilce davranırsan bir zehire dönüştürürsün çünkü nefes vermek kesinlikle gereklidir. İçindeki tüm zehiri atar.

Bu yüzden gerçekte ölüm bir arındırma sürecidir ve yaşam bir zehirleme sürecidir. Bu çelişkili görünür. Yaşam bir zehirleme sürecidir çünkü yaşamak için pek çok şey kullanman gerekir… Ve onları kullandığın an onlar zehire dönüşür, zehir olurlar. Nefes alırsın, oksijeni kullanırsın ve sonra geride kalan zehir olur. Sırf oksijen yüzünden yaşamdı, ama sen onu kullandın. Bu yüzden yaşam her şeyi zehire dönüştürür durur.

Şimdi Batı’da büyük bir hareket var. Ekoloji. İnsan her şeyi kullanıp zehire dönüştürüyor ve yeryüzünün kendisi ölümün eşiğinde. Her an ölebilir çünkü biz her şeyi zehire dönüştürdük. Ölüm bir arındırma sürecidir. Tüm bedenin zehirli olduğunda, ölüm seni bedenden kurtaracak. Seni yenileyecek, sana yeni bir doğum verecek; sana yeni bir beden verilecek. Ölüm aracılığı ile tüm biriken zehir doğada çözünecek. Sana yeni bir mekanizma verilecek.

Ve bu her nefesle oluyor. Dışa verilen nefes ölüme benzer. Zehiri dışa çıkarır. Ve dışarı çıkarken, içeride her şey diner. Nefesi tamamen dışa atabilirsen, içeride hiç kalmayacak şekilde tamamen atabilirsen, nefes içerideyken asla dokunulmayan bir sessizlik noktasına dokunursun.

Tıpkı gelgit gibidir: Her nefesle yaşam sana gelir; verilen her nefesle her şey diner. Dalga gitmiştir. Sen yalnızca boş, ıssız bir kumsal olursun. Bu tekniğin faydası budur.

‘Ah’ ile biten bir sözcüğü sessizce söyle.

Dışa verilen nefesi vurgula. Ve bunu zihindeki pek çok değişim için kullanabilirsin. Kabızlıktan şikayetçiysen, nefes almayı unut. Yalnızca nefes ver ve alma. Bırak nefes alma işini beden yapsın; sen yalnızca nefes verme işini yap. Nefesi zorla çıkar ve nefes alma. Beden kendi kendine nefes alacaktır; senin bu konuda endişelenmene gerek yok, ölmeyeceksin. Beden nefes alacaktır, sen yalnızca onu dışarı at ve bırak beden alsın. Kabızlığın kaybolacaktır.

Kalp hastalığından şikayetçiysen, yalnızca nefes var, nefes alma. O zaman kalp hastalığından acı çekmezsin. Merdiven çıkarken ya da herhangi bir yerde, yorgun hissettiğinde.. Çok yorgun, boğuluyormuş, nefessiz kalmış gibi… Basitçe şunu yap: Nefes ver, nefes alma. O zaman dilediğin kadar basamak tırmanabilirsin ve yorulmazsın. Ne olur? Verdiğin nefesi vurgulayarak tırmanırken, salıvermeye hazır olursun, ölmeye hazır olursun. Ölümden korkmazsın; bu seni açık kılar. Aksi halde kapalı olursun. Korku seni kapatır.

Nefes verdiğinde tüm sistem değişir ve ölümü kabullenir. Korku yoktur, ölmeye hazırsındır. Ve ölmeye hazır biri yaşayabilir. Gerçekten de yalnızca ölmeye hazır biri yaşayabilir. Yalnızca o, yaşama yeteneğine sahip olur çünkü korkmamaktadır.

Ölümü kabullenen biri ona kucak açar, onu bir konuk olarak kabul eder, onunla yaşar, yaşamın derinliklerine dalar. Nefes ver, nefes alma; bu, zihni tamamen değiştirir. Basit teknikleri yüzünden Tantra asla cazip gelmez çünkü şöyle düşünürüz: ‘Benim zihnim çok karmaşık bir şeydir.’ Karmaşık değildir. Yalnızca aptaldır. Ve aptallar çok karmaşıktır. Bilge biri basittir. Zihninde karmaşık olan hiçbir şey yoktur, o çok basit bir sistemdir. Anlarsan, onu kolaylıkla değiştirebilirsin.

Ölmekte olan kimseyi görmemişsen, ölümü bir Buda gibi görmekten korunmuşsan, o konuda hiçbir şey anlayamazsın. Buda’nın babası korkuyormuş çünkü bir astrolog şöyle demiş: ‘Bu oğlan büyük bir sannyasin olacak. Dünyadan vazgeçecek.’ Baba sormuş: ‘Onu böyle bir şey yapmaktan nasıl koruyabilirim?’ Astrologlar düşünmüş, düşünmüş ve sonra bir sonuca varmışlar  ve demişler ki: ‘Onun ölümü görmesine izin verme çünkü ölümün farkına varmazsa yaşamdan vazgeçmek asla aklına gelmez.’

Bu güzeldir. Çok anlamlıdır. Bu, tüm dinler, tüm felsefeler, Tantra, Yoga, her şey temel olarak ölüm yönelimli demektir. Ölümün farkındaysan, ancak o zaman din bir anlam kazanır. İşte bu yüzden insan dışında hiçbir hayvan dindar olmaz çünkü hiçbir hayvan ölümün farkında değildir. Ölürler, ama farkında değillerdir. Ölüm olacağını kavrayamazlar, hayal edemezler.

Bir köpek öldüğünde, diğer köpekler ölümün onların da başlarına geleceğini asla hayal edemezler. Başka biri öldüğünde, bir köpek nasıl ‘Ben öleceğim’ diye düşünebilir? Kendisini ölürken görmemiştir. Başka biri, başka bir köpek öldüğünde, bunu ‘Ben öleceğim’ ile nasıl bağlayabilir? Hiçbir hayvan ölümün farkında değildir; işte bu yüzden hayvanlar dünyadan vazgeçmez. Hiçbir hayvan sannyasin olamaz. Ancak çok yüksek bir bilinç düzeyi seni vazgeçmeye götürebilir. Ölümün farkına vardığında. Ve insan olduğun halde ölümün farkında değilsen, hayvan krallığına aitsin demektir; henüz insan değilsin. Ancak ölümle karşı karşıya geldiğinde insan olursun. Aksi halde seninle hayvan arasında fark yoktur.

Her şey benzerdir, yalnızca ölüm fark yaratır. Ölümle karşı karşıya kalındığında, artık hayvan olmazsın, bir hayvana asla olmayan bir şey olmuştur sana. Artık sen farklı bir bilinç olursun.

Bu yüzden Buda’nın babası onu herhangi bir tür ölüm görmekten korumuş. Yalnızca insan ölümü değil, hayvan ölümleri, çiçek ölümlerine karşı da korumuş. Bahçıvanlara, çocuğun ölü çiçek, bir dalda ölmekte olan solgun bir çiçek, solgun bir yaprak, kuru bir yaprak görmesine izin vermemeleri söylenmiş. Hiçbir yerde bir şeyin öldüğünü fark etmemeliymiş. Bundan ‘Ben öleceğim’ diye çıkarsama yapabilirmiş. Sen eşini, anneni, babanı, çocuğunu ölürken görsen bile böyle bir çıkarsama yapmazsın. Onlar için ağlarsın, ama asla bunun ‘Ben öleceğim’ için bir işaret olduğunu kavrayamazsın.

Ama astrologlar demiş ki: ‘Bu oğlan çok, çok duyarlı, bu yüzden onu her tür ölümden koru.’ Ve baba aşırı dikkatliymiş. Yaşlı bir adamın, yaşlı bir kadının görülmesine bile izin vermemiş çünkü yaşlılık yalnızca uzaktan işitilen ölümdür; ölüm orada, uzaktadır, gelmektedir. Bu yüzden Buda’nın babası çocuğun yaşlı bir adam ya da kadın görmesine bile izin vermemiş. Buda aniden, Buda aniden, nefesi durdurarak bir adamın ölebileceğini fark etse, onun için çok zor olacakmış. ‘Sırf nefes almıyor diye bir insan nasıl ölür?’ diye merak edermiş. ‘Yaşam böylesine büyük, karmaşık bir süreç.’

Ölmekte olan birini görmediysen, sen bile nefes durdurularak bir insanın öleceğini kavrayamazsın. Sırf nefesi durdurarak mı? Böylesine basit bir şey! Ve böylesine karmaşık bir yaşam nasıl ölebilir?

Bu yöntemlerde de aynıdır. Basit görünürler ama temel gerçekliğe dokunurlar. Nefes verilirken, içindeki yaşam tamamen boşaldığında, ölüme dokunursun: Onun yanı başındasın ve içindeki her şey sessiz, sakin olur.

Bunu bir mantra olarak kullan. Ne zaman yorgunluk hissetsen, ne zaman gerginlik hissetsen, ‘ah’ ile biten bir sözcük kullan. ‘Allah’ olur. Tüm nefesini bırakacağın, tamamen vereceğin ve içinde hiç nefes kalmamasını sağlayacak herhangi bir sözcük iş görür. Nefesi boşalttığın an yaşam da boşalır. Ve tüm sorunların yaşama aittir: Ölüme ait sorunun yoktur. Endişen, ıstırabın, öfken, hüznün, hepsi yaşama aittir.

Ölüm sorunsuzdur. Ölüm kimseye asla sorun vermez. ‘Ölümden korkuyorum ve ölüm sorun yaratıyor,’ diye düşünsen bile, sorunu yaratan ölüm değil yaşama tutunmaktır. Yalnızca yaşam sorun yaratır; ölüm tüm sorunları yok eder. Bu yüzden nefes tamamen verildiğinde, ‘ah’, içindeki yaşam da boşalır. Nefesin tamamen boşaldığı o an içeriye bak. Yeniden nefes almadan önce, o arada derinlere git ve içerideki sakinliğin, sessizliğin farkına var. O anda sen bir budasın.

O anı yakalayabilirsen, Buda’nın bildiklerinin tadını alabilirsin. Ve bir kez bilince, bu tadı, alınan ve verilen nefesten ayırabilirsin. O zaman nefes gelip gitmeye devam edebilir ve sen artık tanıdığın o bilinç niteliğinde kalırsın. O daima oradadır; insanın keşfetmesi yeterlidir. Ve yaşam boşaldığı zaman keşfetmek daha kolaydır.

‘Ah’ ile biten bir sözcüğü sessizce söyle. Sonra ‘hh’da, çabasızca, kendiliğindenlik.

Ve nefes verildiği zaman, ‘hh’, her şey boşalır. Çabasızca: Bu anda, çaba göstermeye gerek yoktur. Kendiliğindenlik: Yalnızca farkında ol, kendiliğinden ol, duyarlı ol ve bu ölüm anını fark et.

Bu anda kapının yanı başındasın, kapının hemen yanında!.. Nihai olana çok, çok yakın. Yakın olan uzaklaştı, gereksiz olan uzaklaştı. Bu anda sen dalga değilsin: Sen okyanussun. Yanı başında, yanı başında! Farkına varabilirsen, dalga olduğunu unutursun. Dalga yine gelecektir, ama artık sen onunla asla özdeşleşmezsin, okyanus olarak kalırsın. Bir kez okyanus olduğunu bilince, bir daha asla dalga olmazsın.

Yaşam dalgalardır. Ölüm okyanustur. İşte bu yüzden Buda nirvanasının ölüm gibi olduğu konusunda bu kadar ısrar eder. Ölümsüzlüğe ulaşacağını asla söylemez, tamamen öleceğini söyler. İsa der ki: ‘Bana gel, sana yaşam vereyim, yaşam boldur.’ Buda der ki: ‘Ölümün farkına varmak için bana gel. Ben sana tamamen ölüm veririm.’ Ve ikisi de aynı anlama gelir ama Buda’nın terminolojisi daha temeldir. Ama sen ondan korkarsın. İşte bu yüzden Buda Hindistan’a cazip gelmez; o tamamen sökülüp atılmıştır. Ve biz bu toprakların dindar olduğunu söyler dururuz, ama en dindar kişi bile burada kök bulamaz.

Bu nasıl bir dindar ülke? Bir Buda daha çıkaramadık; o benzersiz. Ve dünya ne zaman Hindistan’ın dindar olduğunu düşünse, dünya Buda’yı hatırlar. Başka kimseyi değil. Buda yüzünden Hindistan’ın dindar olduğu düşünülür. Bu nasıl dindar ülke? Buda’nın burada kökleri yok; tamamen söküldü. O ölüm dilini kullandı. Sebebi budur ve brahminler yaşam dilini kullanıyordu. Onlar brahman diyor, Buda nirvana diyor: ‘Brahman’ yaşam demektir. Yaşam, sonsuz yaşam; ve ‘Nirvana’ yalnızca kesinti, ölüm demektir. Mutlak ölüm.

Buda der ki: ‘Senin sıradan ölümün mutlak değil; bir daha doğacaksın. Mutlak değil! Bir daha doğacaksın! Ben sana mutlak ölüm vereceğim ve bir daha doğmayacaksın.’ Mutlak ölüm demek, artık doğum mümkün değil demektir. Bu yüzden bu sözde ölüm, diyor Buda, ölüm değildir. Yalnızca bir dinlenme dönemidir, sen yine canlanacaksın. O yalnızca verilen bir nefesti. Yine nefes alacaksın, yine doğacaksın. Buda diyor ki: ‘Ben sana bir yol veriyorum, ki nefes çıksın ve bir daha girmesin. Mutlak ölüm, nirvana, kesinti.’

Biz korkarız çünkü bir hayata tutunuruz. Ama bu çelişkilidir: Hayata ne kadar tutunursan o kadar çok ölürsün ve ölmeye ne kadar hazırsan o kadar ölümsüz olursun. Ölmeye hazırsan, o zaman ölüm olasılığı yoktur. Sen zaten kabulleniyorsan kimse sana ölüm veremez çünkü o kabullenme aracılığı ile sen içinde ölümsüz olan bir şeyin farkına varırsın.

Bu, içeri giren nefes ve dışarı çıkan nefes, bedenin yaşam ve ölümüdür, ‘ben’in değil. Ama ‘ben’ bedenden başka hiçbir şey bilmiyorum; ‘ben’ bedenle özdeşleşmişim. O zaman nefes alındığı zaman farkına varmak zor olacaktır, nefes verildiği zaman farkına varmak kolay olacaktır. Nefes verilirken, o an için yaşlı olursun, ölmekte olursun, nefesten tamamen yoksun kalırsın; bir anlığına ölü olursun.

‘Hh’ da çabasızca, kendiliğindenlik.

Dene! Her an deneyebilirsin. Bir otobüste ya da trende yolculuk ederken, ofise giderken, zaman bulduğunda ‘Allah’ gibi bir ses çıkar. ‘Ah’ ile biten herhangi bir ses. ‘Allah’ sözcüğü İslamda çok yardımcı olmuştur. Orada, gökyüzündeki Allah değil, bu ‘ah’ sesi. Bu sözcük çok güzeldir. Ve sonra, insan bu sözcüğü kullanmaya devam ederken, ‘Allah, Allah…’ sözcük kısalır. Sonra kalan, ‘Lah, Lah…’ olur. Sonra daha da kısalır; o zaman ‘Ah, Ah…’ kalır. Bu iyidir, ama ‘ah’ ile biten herhangi bir sözcüğü kullanabilirsin. Ya da yalnızca ‘Ah’da olur.

Ne zaman gerilsen içini çektiğini hiç fark ettin mi? ‘Ah’… Ve gevşediğini hissedersin. Ya da ne zaman coşku duysan, çok sevinsen, ‘Ah’ dersin ve tüm nefes dışarı atılır ve sen içinde hiç hissetmediğin bir dinginlik hissedersin. Şunu dene: Çok iyi hissettiğinde nefes al ve sonra neler hissettiğine bak. ‘Ah’ ile gelen o iyilik hissini duyamazsın. O, verilen nefes yüzünden hissedilir.

Bu yüzden diller değişir, ama bu iki şey asla değişmez. Dünyanın her yerinde, ne zaman biri yorgun hissetse, ‘Ah’ der. Aslında ölümün gelip onu rahatlatmasını istemektedir. Ne zaman insan sevinse, mutlu olsa, ‘Ah’ der. Sevinçle öyle doludur ki artık ölümden korkmamaktadır. Kendini tamamen bırakabilir, tamamen gevşeyebilir.

Peki dener, dener, denersen ne olur? İçindeki bir şeyin tamamen farkına varırsın… Benliğinin kendiliğindenliği; kendiliğinden olmanın sahaj’ı. Ama sen yaşamla çok ilgilisin, yaşamla çok meşgulsün. Arkadaki benliğin farkına varamıyorsun.

Yaşamla, alınan nefesle meşgul olmadığında, arkadaki benlik ortaya çıkar; onu görürsün. Ama görüş yavaş yavaş fark ediş halini alacaktır. Ve bir kez bilince, bir daha unutamazsın. Ve bu senin yarattığın bir şey değildir. İşte bu yüzden kendiliğindendir: Senin yarattığın bir şey değildir. Oradadır, yalnızca sen unutmuşsundur. Bu hatırlamaktır! Yeniden keşiftir!

Çocukların, çok küçük çocukların nefes almasını görmeye çalış. Onlar farklı bir şekilde nefes alır. Uyuyan bir çocuğa bak. Karnı yükselip alçalır, göğsü değil. Sen uyurken, gözlemlenirsen, göğsünün yükselip alçaldığını görülür; nefesin asla karnına gitmez. Nefes ancak nefes verirken karnına gider, nefes alırken değil. Nefes alırsan ve nefes vermezsen, nefes karna gidemez. Nefesin karna gitmesinin sebebi, insan nefes verirken tüm nefesin dışarı atılması ve bedenin nefes almasıdır. Ve beden yalnızca gerektiği kadarını alır. Ne azı, ne fazlası.

Bedenin kendi bilgeliği vardır, o senden daha bilgedir. Onu rahatsız etme. Daha fazla alabilirsin, o zaman beden rahatsız edilmiş olur. Daha azını alabilirsin, o zaman da bedenin rahatsız edilmiş olur. Bedenin kendi bilgeliği vardır, o yalnızca gerektiği kadar alır. Daha fazlasına ihtiyaç duyulduğunda, durumu bu yaratır. Daha azı gerektiğinde, durumu bu yaratır. Asla aşırıya kaçmaz, beden daima dengelidir. Ama eğer sen nefes alırsan, asla dengeli değildir çünkü sen ne yaptığını bilmiyorsun, sen bedeninin ihtiyacının ne olduğunu bilmiyorsun. Ve ihtiyaç her an değişir.

Bedene izin ver! Sen yalnızca nefes ver, nefesi dışarı at ve sonra beden nefes alacaktır… Ve o derinden, ağır ağır nefes alacaktır ve nefes karnına gidecektir. Tam olarak göbek noktasına çarpacak, karnın yükselip alçalacaktır. Sen nefes alırsan, aslında asla tamamen nefes vermezsin. O zaman nefes alınır ve sen almaya devam edersin, bu yüzden zaten içeride olan nefes yeni nefesinin en dibe gitmesine izin vermez. O zaman yalnızca sığ nefes alınıp verilir. Nefes almaya devam edersin ve zehirli nefes oradadır, seni doldurmaktadır.

Derler ki akciğerinde altı bin kese var ve nefesin yalnızca iki binine dokunuyor. Kalan dört bin hep verilmesi gereken zehirli gazlarla dolu ve göğsünün üçte ikisi zihinde, bedeninde endişe, ıstırap ve üzüntü yaratıyor. Bir çocuk nefes verir, asla nefes almaz. Nefes alma işini bedenin kendisi yapar.

Çocuk doğduğunda, yaptığı ilk şey ağlamaktır. O ağlama ile boğazı açılır, o ağlama ile ilk ‘ah’ gelir. Anneden aldığı oksijen ve hava verilir. Bu onun ilk nefes alma çabasıdır. İşte bu yüzden çocuk ağlamıyorsa, o zaman doktor huzursuzlanır çünkü çocuk yaşam belirtisi göstermemiştir. Hala annesine bağımlı hissetmektedir. Ağlamalıdır! O ağlama onun bir birey olduğunu gösterir; anneye ihtiyacı yoktur, o kendi nefesini alacaktır. Ve ilk şey, annenin verdiklerini dışarı atmak için nefes vermektir ve sonra bedeni işlemeye, çocuk nefes almaya başlar.

Bir çocuk daima nefes verir ve çocuk nefes almaya başladığında, vurgu nefes almaya kaydığında, farkında ol. O yaşlanmıştır bile, senden bir şeyler öğrenmiştir. Gerginleşmiştir. Sen ne zaman gergin olsan derin bir nefes alırsın. Neden? Karnın katılaşır. Ne zaman gergin olsan karnın katılaşır, nefesin aşağı gitmesine izin vermez. O zaman sığ nefesler alman gerekir.

‘Ah’ı dene. Onda güzel bir his vardır. Ne zaman yorgun hissetsen, ‘Ah’… Nefesi dışarı at. Ve nefes vermeyi vurgulamaya özen göster. Farklı biri olursun ve farklı bir zihin evrimleşir. Alınan nefesin vurgulanması ile pinti bir zihin ve pinti bir beden geliştirmişsindir. Nefes vermenle, o pintilik kaybolur ve onunla birlikte tüm sorunlar da kaybolur. Her şeye sahip olma arzusu kaybolur.

Bu yüzden Tantra sana pintiliği bırak demez. Tantra der ki nefes sistemini değiştir, o zaman zaten pintilik kalmaz. Kendi nefesini ve ruh hallerini gözlemle, o zaman farkına varırsın. Her ne yanlışsa, daima içeri giren nefesin vurgulanması ile bağlantılıdır. Ne zaman yalan söylesen nefesini tutarsın. Ne zaman gerçeği söylesen nefesini asla tutmazsın. ‘Yalan söylüyorum,’ diye korkarken nefesini tutarsın. Onunla birlikte. Dışa çıkan nefesle bir şeylerin de gideceğinden korkarsın. Gizlediğin gerçek ortaya çıkabilir, bu yüzden korkarsın.

Bu ‘ah’ı daha , daha fazla dene. Bedensel olarak, zihinsel olarak daha sağlıklı olacaksın ve farklı bir sakinlik, rahatlık, dinginlik niteliği gelişecek.

 

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment