46. Teknik : Kulaklarınızı kapatın ve rektumu kasın

by admin

Ses üzerine onuncu teknik:

Kulakları bastırarak, rektumu büzerek tıka ve sese gir.

Biz bedenin, bedenin nasıl işlediğinin, tao’sunun, yolunun ne olduğunun bile farkında değiliz. Ama gözlemlersen, o zaman kolaylıkla farkına varabilirsin. Kulaklarını tıkarsan ve rektumu yukarı çekersen, rektumunu büzersen, senin için her şey durur. Tüm dünya kıpırtısız olmuş gibidir. Sanki her şey durağan olmuştur, durmuştur. Yalnızca hareketler değil, zaman bile durmuş gibi gelir.

Rektumu çektiğin zaman, büzdüğün zaman ne olur? Ne olur? İki kulak aynı anda tıkandığı zaman, tıkanmış kulaklarla içeride bir ses işitirsin. Ama eğer rektum çekilmemişse, o ses rektumdan salıverilir. O ses çok incedir. Rektum çekilirse, büzülürse ve kulaklar tıkanırsa, içeride bir ses sütunu görürsün. Ve o ses sessizliğe aittir. Olumsuz bir sestir. Tüm sesler kesildiğinde, o zaman sessizliğin sesini duyarsın. Ama o rektumdan salıverilir.

Bu yüzden kulakları tıka ve rektumu büz. O zaman iki yandan kapanmış olursun ve bedenin kapanmış olur ve yalnızca sesle dolu olur. Bu, benliğin sesle dolu olduğu duygusu sana derin bir tatmin verir. Bu yüzden bunun çevresindeki pek çok şeyi anlamalıyız, ancak o zaman senin için neler olduğunu hissetmek mümkün olur.

Biz bedenin farkında değiliz. Bir arayıcı için temel sorunlardan biri budur. Ve toplum bedenin farkına varılmasına karşıdır çünkü toplum bedenden korkar. Bu yüzden her çocuğu bedenin farkına varmaması için eğitiriz, her çocuğu duyarsız kılarız. Çocuğun zihni ve bedeni arasında bir mesafe yaratırız ki çocuk bedeninin farkına varmasın çünkü beden farkındalığı toplum için sorunlar yaratır.

Pek çok şey ima edilmektedir. Çocuk bedenin farkındaysa, önünde sonunda cinselliğin de farkına varır. Ve eğer bedenin çok fazla farkındaysa, cinselliği, tenselliği çok daha fazla hissedecektir. Bu yüzden kökleri yok etmemiz gerekir. Çocuk, bedeni hakkında ‘donuklaştırılmalıdır’, duyarsızlaştırılmalıdır ki onu asla hissetmesin. Sen kendi bedenini hissetmiyorsun. Yalnızca kötü bir şey olduğunda, yolunda gitmeyen bir şey olduğunda hissediyorsun onu.

Başın ağrıyor, o zaman başını hissediyorsun. Bir diken battı, o zaman bacağını, ayağını hissediyorsun. Bedenin ağrıdığı zaman, bir bedenin olduğunu hissediyorsun. Onu ancak yolunda gitmeyen bir şey olduğunda hissediyorsun ve o zaman da hemen hissetmiyorsun. Hastalıklarını asla hemen hissetmiyorsun. Ancak bir süre geçtikten sonra, hastalık bilincinin kapısını çalar, ‘Ben geldim,’ derken farkına varıyorsun. Ancak o zaman fark ediyorsun. Bu yüzden kimse zamanında doktora gitmez. Herkes oraya geç ulaşır, hastalık derinlere işlediğinde ve çok kötülük yaptıktan sonra.

Bir çocuk duyarlılıkla büyümüşse, hastalığı daha hastalık olmadan fark eder. Ve artık, özellikle Rusya’da, insan bedeni konusunda çok duyarlıysa, hastalığın altı ay önce bilinebileceği teorisi üzerinde çalışıyorlar çünkü ince değişimler çok önceden başlıyor. Bedeni hastalığa hazırlıyorlar. Etkisi altı ay önceden bile hissediliyor.

Ama değil hastalıklar, biz ölümün bile farkına varamıyoruz! Yarın öleceksen, bugün bunun farkında olmuyorsun. Ölüm gibi bir şey bir sonraki an bile olabilir ve sen bu anda farkında değilsin. Bedenine karşı tamamen ölüsün, duyarsızsın. Tüm toplum, şimdiye kadarki tüm kültür bu donukluğu, bu ölülüğü yarattı çünkü toplum bedene karşı. Senin bedeni hissetmene izin verilmiyor. Ancak kazalarda affediliyorsun, onun farkına varman mazur görülüyor; aksi halde, ‘Bedenin farkına varma.’

Bu pek çok sorun yaratır, özellikle de Tantra için çünkü Tantra derin duyarlılığa, beden bilgisine inanır. Sen hareket eder durursun, bedenin pek çok şey yapar durur ve sen hiçbirinin farkında olmazsın. Artık beden dili üzerine pek çok çalışma yapılmaktadır. Bedenin kendi dili vardır ve psikiyatrlar, psikologlar ve psikanalistler özellikle beden dili konusunda eğitilmektedirler çünkü çağdaş insana inanılamayacağını söylerler. O ne derse desin, inanılamaz. İnsan, daha çok bedenini gözlemlemeli, bu daha doğru ipuçları verir.

Psikiyatrın ofisine biri girer. Eski psikiyatri, Freud psikanalizi, zihninde her ne gizli ise onu dışarı çıkarmak için adamla konuşur, konuşurdu. Çağdaş psikiyatri onun bedenini gözlemler çünkü beden ipucu verir. Adam egoistse, sorunu ego ise, alçak gönüllü insandan farklı bir şekilde ayakta durur. Boynu, alçak gönüllü adamdan farklı bir açıya sahip olur, bel kemiği esnek olmaz, ölü ve sabittir. Tahta gibi, canlı değilmiş gibi görünür. Bedenine dokunsan, bir tahta duygusu verir, yaşayan bir bedenin sıcaklığını değil. Cepheye giden bir asker gibidir.

Cepheye giden bir askere bak. Tahta gibi bir şekli vardır, tahta hissi verir ve bir askerin ihtiyacı olan da budur çünkü ya ölecek ya öldürecektir. Bedeninin farkında olmamalıdır, bu yüzden tüm eğitimi tahta bir beden yaratmak içindir. Uygun adım yürüyen askerler oyuncaklar gibi görünür, yürüyen ölü oyuncaklar.

Alçak gönüllüysen farklı bir bedenin olur; farklı şekilde oturursun, farklı şekilde durursun. Aşağılık duygusu hissediyorsan farklı şekilde durursun; üstün hissediyorsan farklı şekilde durursun. Daima korku içindeysen, kendini bilinmeyen bir güce karşı koruyacakmışsın gibi durursun. O güç daima oradadır. Korkmuyorsan, yalnızca annesi ile oynayan bir çocuk gibi olursun; korku yoktur. Nereye gidersen git, korkmazsın, çevrendeki evrende yuvandaymışsın gibi hissedersin. Korkan adam zırhlara bürünmüştür. Ve zırhlara bürünmüş derken yalnızca simgesel olarak söylemiyorum, fizyolojik olarak zırhlara bürünmüştür.

Wilhelm Reich beden yapısı üzerine çok çalışma yapmış ve zihin ile beden arasında bazı derin bağlantılar bulmuş. Bir insan korkuyorsa, karnı esnek değildir. Karnına dokunursun ve taş gibidir. Korkusuz olursa, karnı hemen gevşer. Ya da karnı gevşetirsen, o zaman korku kaybolur. Gevşemek için karna masaj yap, daha korkusuz hissedeceksin.

Aşık birinin beden niteliği ve sıcaklığı farklı olur… O, bedensel olarak sıcaktır. Aşık olmayan bir insan soğuktur, fizyolojik olarak soğuktur. Soğuktur ve başka şeyler bedenine girmiştir ve engel oluşturmuşlardır, senin bedenini tanımana izin vermezler. Ama beden kendi bildiği gibi işlemeye devam eder ve sen kendi bildiğin gibi işlemeye devam edersin. Bir kopukluk yaratılır. O kopukluğun kırılması gerekir.

Gördüm ki insan baskılayıcıysa, eğer öfkeni baskılamışsan, o zaman parmakların, ellerin baskıladığın öfke duygusunu taşır. Ve onu nasıl hissedeceğini bilen biri, sırf eline dokunarak öfkeni baskıladığını hissedebilir. Peki neden el? Çünkü öfkenin ellerden salıverilmesi gerekir. Öfkeni baskılamışsan o zaman dişlerinde, diş etlerinde baskılanır… Ve dokunarak hissedebilirsin. ‘Ben burada baskılandım’ titreşimini verir.

Cinselliği baskılamışsan, o zaman erotik bölgelerindedir. Bir insan cinselliği baskılamışsa, o zaman erotik bölgelerine dokunursan bunu hissedebilirsin. Herhangi bir erotik bölgeye dokunduğunda, baskılanmışsa cinsellik oradadır. Bölge korkar ve dokunuşundan çekilir, açık olmaz. İçerideki insan çekildiği için, bedenin o kısmı da çekilir. Senin bir açılma getirmene izin vermez.

Artık kadınların yüzde ellisinin korktuğunu söylüyorlar ve sebebi de kızlara oğlanlardan daha baskılayıcı olmalarını öğretmemizmiş. Bu yüzden baskılamışlar ve bir kız cinsel duygularını yirmi yaşına kadar baskılarsa bu uzun süren bir alışkanlık olur… Yirmi senelik bir baskılama. Sonra aşık olduğunda, aşktan bahseder, ama bedeni açık olmaz; bedeni kapalı olur. Ve sonra ters, tamamen ters bir şey olur: İki akım birbirine karşı koyar. O aşk ister, ama bedeni baskılar, beden çekilir; yaklaşmaya hazır değildir.

Bir adamın yanında oturan bir kadın görürsen, kadın adamı seviyorsa ona doğru eğiliyor olacaktır, bedeni eğiliyor olacaktır. Bir divanda oturuyorlarsa, ikisinin bedeni birbirine doğru eğiliyor olacaktır. Onlar farkında değildir, ama sen görebilirsin. Kadın adamdan korkuyorsa, bedeni zıt yöne eğiliyor olacaktır. Kadın, adamı seviyorsa, onun yakınında otururken asla bacaklarını çaprazlamayacaktır. Adamdan korkuyorsa bacaklarını çaprazlayacaktır. O farkında değildir; bu bilinçsiz olarak yapılır. Bu, beden zırhıdır. Beden kendini korur ve kendi bildiği gibi çalışır.

Tantra bu olguyu fark etti; böylesine derin bir beden duygusunun, duyarlılığının ilk fark edilişi Tantra’da oldu. Ve Tantra diyor ki bedenini bilinçli olarak kullanabilirsen, beden ruha gitmek için bir araç olabilir. Tantra diyor ki bedene karşı çıkmak aptalca, tamamen budalacadır. Onu kullan! O bir araçtır! Ve enerjisini öyle bir kullan ki onun ötesine geç.

Şimdi:

Kulakları bastırarak, rektumu büzerek tıka ve sese gir.

Rektumu defalarca büzmüşsündür ve bazen sen farkında olmadan rektumun serbest kalır. Aniden korkarsan rektumun serbest kalır. Korku içinde dışkılayabilirsin, korku içinde işeyebilirsin. O zaman kontrol edemezsin. Ani bir korkunun pençesine düşersen, mesanen gevşer, rektumun gevşer. Ne olur? Korku içinde, ne olur? Korku zihinsel bir şeydir, o zaman neden korku içinde işiyorsun? Kontrol neden kayboluyor? Derin, bağlayıcı bir kök olmalı.

Korku kafada olur, zihinde. Korkmadığın zaman bu asla olmaz. Çocuğun bedeni üzerinde hiçbir zihinsel kontrolü yoktur. Hiçbir hayvan sidiğini, mesanesini, hiçbir şeyini kontrol etmez. Mesanesi her dolduğunda boşaltır. Hiçbir hayvan onu kontrol etmez, ama insan zorunluluk yüzünden kontrol eder. Bu yüzden bir çocuğu ne zaman tuvalete gideceği ve ne zaman gitmeyeceği konusunda kontrol sahibi olması için zorlarız. Ona bunu kontrol etmesi gerektiğini söyleriz; zamanlamalar veririz. Bu yüzden zihin istemsiz olan bir işlevin kontrolünü ele alır. İşte bu yüzden çocuklara tuvalet eğitimi vermek bu kadar zordur. Ve artık psikologlar, tuvalet eğitimini bırakırsak insanlığın çok gelişeceğini söylemektedir.

Tuvalet eğitimi çocuğun ve doğal kendiliğindenliğinin ilk baskılanmasıdır, ama psikologları dinlemek güçtür. Onları dinleyemeyiz çünkü o zaman çocuk çok sorun yaratır. Zorunluluk yüzünden eğitiriz onları. Yalnızca çok, çok zengin, refah içinde bir toplum aldırmaz. Fakir toplumların idare etmesi gerekir. Biz bunu karşılayamayız. Çocuk her yere işerse, bunu karşılayamayız. Divana işerse, bunu karşılayamayız, bu yüzden eğitmek zorundayız. Bu eğitim zihinseldir. Bedenin aslına bunun için kendine has bir programı yoktur. Bedenin bunun için kendine has bir programı yoktur!

Beden söz konusu olduğunda insan bir hayvandır ve beden kültür tanımaz, toplum tanımaz. İşte bu yüzden derin korku içindeyken, bedene dayattığın kontrol mekanizması gevşer. Kontrol sende değildir; kontrol senden alınmıştır. Sen yalnızca normal koşullarda kontrol edebilirsin. Acil durumlarda kontrol edemezsin çünkü acil durumlar için eğitilmemişsindir. Sen yalnızca normal, gündelik, tekdüze dünya için eğitilmişsindir. Acil durumda kontrol kaybedilir, bedenin kendi hayvansı şeklinde işlemeye başlar. Ama bir iki şey anlaşılabilir; bu, korkusuz adamın başına asla gelmez. Bu yüzden bu, korkak birinin işareti haline gelmiştir.

Korku içinde işiyorsan ya da dışkılıyorsan, bu senin korkak olduğunu gösterir. Korkusuz bir adam bu şekilde davranmaz çünkü korkusuz bir adam derin nefesler almaktadır. Bedeni ve nefes sistemi ilişkilidir; bir boşluk yoktur. Adam korkaksa bir boşluk olur ve o boşluk yüzünden adam daima sidik ve dışkının yükünü taşır. Bu yüzden ne zaman aciliyet oluşsa, o yükün atılması gerekir: Yükten kurtulunması gerekir. Ve doğada bunun bir sebebi vardır. Yükünü atmış korkak biri, midesi gevşemişken daha rahat kaçabilir, daha kolay koşabilir. Yüklü bir mide buna engel olur, bu yüzden bir korkak için midesinin gevşemesi faydalıdır.

Neden bunlardan bahsediyorum? Yalnızca şunu söylüyorum, zihinsel süreçlerinin ve karın süreçlerinin farkında olmalısın; onlar derinlemesine ilişkilidir. Psikologlar düşlerinin yüzde elli-doksan kadarının karın süreçlerinden kaynaklandığını söylüyor. Çok ağır bir yemek yemişsen kabus görürsün. Onlar zihinle ilgili değildirler, ağır mide yaratır onları.

Dıştan numaralarla pek çok düş yaratılabilir. Uyuyorsan, ellerin göğsünde çaprazlanırsa hemen kabus görmeye başlarsın. Göğsüne bir yastık oturursa hemen göğsüne bir iblisin oturduğunu ve seni öldüreceğini görmeye başlarsın. Ve sorunlardan biri de bu olagelmiştir. Neden yastığın küçük ağırlığı böyle bir yük yaratıyor? Uyanıksan, hiç ağır gelmez; ağırlık hissetmezsin. Ama geceleyin üzerine küçük bir yastık yerleştirildiği zaman neden uykuda çok ağırmış gibi, üzerinde büyük bir taş ya da kaya varmış gibi hissediyorsun? Böyle bir ağırlık neden hissediliyor?

Sebep şu: Sen farkındayken, sen uyanıkken, zihnin ve bedenin bağlantılı değil; bir boşluk var. Bedeni ve duyarlılığını hissedemezsin. Uyurken kontrol, kültür, koşullanma çözülür; yine bir çocuk olursun ve bedenin duyarlılık kazanır. Bu duyarlılık yüzünden, küçük bir yastık bir kaya gibi hissedilir. Duyarlılık yüzünden büyür. Duyarlılık onu büyütür. Bu yüzden beden-zihin süreçleri derinlemesine ilgilidir ve eğer ne olduğunu biliyorsan bunu kullanabilirsin.

Rektum kapalı, içeri çekilmiş, büzülmüşken, bedenin içinde ses varmış gibi hissedildiği bir durum yaratır. Bedeninin kapalı mekanında, sessizlikte bile ses sütunu hissedersin. Kulaklarını tıka ve rektumu çek ve sonra içeride olan bitenle kal. Bu iki şeyin yarattığı boş durumla kal. Yaşam enerjin içeride hareket ediyor ve dışarı çıkmasının yolu yok. Ses ya kulaklarından ya da rektumundan dışarı çıkar.  Bunlar sesin dışarı çıkabildiği iki kapıdır. Dışarı çıkmıyorsa, sesi daha kolay hissedebilirsin.

Peki, bu içsel sesi duyduğunda ne olur? İçsel sesi duyma olgusu ile birlikte düşüncelerin çözülür. Gündüz, herhangi bir zamanda bunu dene: Rektumunu çek ve kulaklarını parmaklarınla tıka. Kulakları bastır ve rektumu çek. Zihninin durduğunu hissedeceksin. O işlemiyor; düşünceler durmuş. O daimi düşünce akışı orada değil. Bu iyidir! Ve insan her zaman bulduğunda bunu yaparsa, günde beş, altı kez yaparsa, üç, dört ay içinde bu konuda uzman olur. Ve sonra ondan öylesine bir iyilik hissi akar!

Ve içsel ses, bir kez işitilince, seninle kalır. O zaman onu bütün gün işitebilirsin. Pazar yeri gürültülü, yol gürültülü, trafik gürültülü, ama o gürültü içinde bile sen içsel sesi duyarsın, içeride süren o küçük sesi hissedebilirsin. Ve o zaman seni hiçbir şey rahatsız edemez. Sen sessiz kalırsın; çevrende ne olursa olsun, fark etmez.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment