52. Teknik : Bilinçli şekilde yiyin ve için

by admin

Yerken ya da içerken, yiyeceğin ya da içeceğin tadı ol ve bu tatla dol.

Biz bir şeyler yer dururuz; onlar olmadan yaşayamayız. Ama biz onları çok bilinçsizce, otomatik olarak, robot gibi yeriz. Eğer tadı yaşanmazsa, yalnızca tıkıştırıyor olursun. Yavaşla ve tadın farkında ol. Ve ancak yavaşladığında farkında olabilirsin. Bir şeyler yutup durma. Onları telaşsızca tat ve tat ol. Tatlılık hissettiğinde, o tatlılık ol. Ve o zaman bu tatlılık bedenin her yerinde hissedilebilir! Yalnızca ağızda değil, yalnızca dilde değil, bedenin her yerinde hissedilebilir! Belirli bir tatlılık ya da başka herhangi bir şey dalga dalga yayılır. Her ne yiyorsan, tadını hisset ve tat ol.

Tantra bu şekilde diğer geleneklerden ayrılır. Caynalar, ‘Tatma: Aswad’ der. Mahatma Gandhi ashram’ında kural yapmıştı: ‘Aswad: Hiçbir şeyin tadını alma. Ye, ama tadını alma; tadı unut. Yemek gerekliliktir, ama bunu mekanik bir şekilde yap. Tat arzudur, bu yüzden tatma.’ Tantra der ki olabildiğince çok tat; daha duyarlı, canlı ol. Ve yalnızca duyarlı olma, tadın kendisi ol.

Aswad ile tatsızlık ile duyuların ölür. Duyuların gittikçe duyarsızlaşır. Ve duyuların duyarsızlaştığında sen kendi bedenini hissedemiyor olursun, kendi duygularını hissedemiyor olursun. O zaman yalnızca baş odaklı olursun. Bu baş odaklılık bölünmedir. Tantra der ki kendi içinde bölünme yaratma. Tatmak güzeldir; duyarlı olmak güzeldir. Ve daha duyarlı olursan daha canlı olursun ve daha canlı olursan içsel benliğine daha fazla yaşam girer. Daha açık olursun.

Tatmadan bir şeyler yiyebilirsin; bu zor değildir. Dokunmadan birine dokunabilirsin; bu da zor değildir. Biz bunları zaten yapıyoruz. Ona dokunmadan biri ile el sıkışıyorsun çünkü dokunmak için el olman, ele gitmen gerekir. Sen, ruhun eline gelmiş gibi, parmakların, avucun olmalısın. Ancak o zaman dokunabilirsin. Birinin elini eline alabilir ve geri çekilebilirsin. Geri çekilebilirsin; o zaman orada ölü bir el vardır. Dokunuyor gibi görünür ama dokunmamaktadır.

Biz dokunmuyoruz! Biz birine dokunmaktan korkuyoruz çünkü simgesel olarak dokunuş cinsel olmuştur. Bir kalabalığın içinde, bir tramvayda, bir tren vagonunda, pek çok kişiye dokunarak durursun, ama sen onlara dokunmaktaysan, onlar sana dokunamamaktadır. Yalnızca bedenler dokunmaktadır, ama sen geri çekilmişsindir. Ve farkı hissedebilirsin: Kalabalıkta birine gerçekten dokunsan, o alınır. Bedenin dokunabilir, ama sen o bedene gitmemelisin, ondan uzak durmalısın. Bedende değilmiş gibi, yalnızca ölü bir beden dokunuyormuş gibi.

Bu duyarsızlık kötüdür. Kötüdür çünkü sen kendini hayata karşı koruyorsun. Ölümden bunca çok korkuyorsun ve sen ölüsün. Aslında korkmana gerek yok çünkü kimse ölmeyecek; sen zaten ölüsün. Ve işte bu yüzden korkuyorsun. Çünkü sen yaşamadın. Hayatı kaçırıyorsun ve ölüm geliyor.

‘Canlı’ biri ölümden korkmaz çünkü o yaşamaktadır. Sen gerçekten yaşarken ölüm korkusu yoktur. Ölümü bile yaşayabilirsin. Ölüm geldiği zaman, ona o kadar duyarlı olursun ki onun keyfini çıkarırsın. Bu, büyük bir deneyim olur. Canlıysan, ölümü bile yaşayabilirsin ve o zaman ölüm artık orada olmaz. Ölümü bile yaşayabiliyorsan, merkeze çekilir ve çözülürken ölmekte olan bedenine karşı duyarlı olabilirsen, bunu bile yaşayabilirsen, o zaman sen ölümsüzlük olmuşsundur.

Yerken ya da içerken yiyeceğin ya da içeceğin tadı ol ve tatla dol.

Su içerken, serinliği hisset. Gözlerini kapa, onu ağır ağır, tadarak iç. Serinliği hisset, o serinlik olduğunu hisset çünkü serinlik sudan sana aktarılmaktadır; senin bedeninin bir parçası olmaktadır. Ağzın dokunuyor, dilin dokunuyor ve serinlik aktarılıyor. Bunun tüm bedenine olmasına izin ver. Dalgalarının yayılmasına izin ver, o zaman tüm bedeninde bir serinlik hissedeceksin. Bu şekilde duyarlılığın artabilir ve sen daha canlı, daha dolu olabilirsin.

Biz hayal kırıklığı içindeyiz, hayatın boş olduğundan bahsedip duruyoruz. Ama onun boş olmasının sebepleri bizleriz. Biz onu doldurmuyoruz ve hiçbir şeyin onu doldurmasına izin vermiyoruz. Çevremizde bir zırh var. Bir koruma zırhı. Savunmasız kalmaktan korkuyoruz, bu yüzden her şeye karşı kendimizi savunuyoruz. Ve sonra mezar haline geliyoruz; ölü haline.

Tantra diyor ki canlı ol, daha canlı çünkü yaşam Tanrıdır. Yaşamdan başka Tanrı yoktur. Daha canlı ol ve o zaman daha ilahi olursun. Tamamen canlı ol ve o zaman senin için ölüm olmaz.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment