57. Teknik : Arzularınızdan rahatsızlık duymayın

by admin

Tanık oluşun ilk tekniği:

Aşırı arzu hallerinde, altüst olma.

Aşırı arzu hallerinde altüst olma. Arzu seni ele geçirdiği zaman, altüst olursun. Elbette, bu doğaldır. Arzu seni ele geçirir, o zaman zihnin tereddüt etmeye başlar, yüzeyde pek çok dalga oluşur. Arzu seni geleceğe bir yere çeker; geçmiş seni gelecekte bir yere iter. Altüst olursun, rahat olamazsın. Bu yüzden arzu bir ‘sağlıksızlıktır’.

Bu sutra der ki: ‘Aşırı arzu hallerinde, altüst olma.’ Ama altüst olmadan nasıl kalmalı? Arzu altüst olmak demektir, bu yüzden altüst olmadan nasıl kalmalı? Hem de aşırı arzu hallerinde? Bazı deneyler yapman gerekecek, ancak o zaman bunun ne anlama geldiğini anlayabilirsin. Öfke içindesin, öfke seni ele geçirmiş, geçici olarak delirmişsin, sanki içine bir şey girmiş, artık kendinde değilsin. Aniden altüst olmadan kalmayı hatırla… Sanki soyunuyormuşsun gibi. İçeride, çıplak kal, öfkeyi çıkarmış gibi, soyunmuş gibi. Öfke orada olacak, ama artık içinde altüst olmamış bir nokta olacak.

Öfkenin orada, çeperde olduğunu bileceksin. Ateş gibi, orada. Çeper dalgalanıyor; çeper rahatsız. Ama sen ona bakabilirsin. Ona bakabiliyorsan, altüst olmadan kalırsın. Ona tanık ol, o zaman altüst olmazsın. Bu, altüst olmamış nokta senin orijinal zihnindir. Orijinal zihin altüst edilemez; asla altüst olmaz…  Ama sen ona hiç bakmamışsındır. Öfke varken, sen öfkeyle özdeşleşirsin. Öfkenin senden ayrı bir şey olduğunu unutursun. Onunla bir olursun ve onun aracılığı ile hareket etmeye başlarsın, onun aracılığı ile bir şey yapmaya başlarsın.

İki şey yapılabilir. Öfke içindeyken birine şiddet gösterirsin, öfkenin hedefine. O zaman diğerine gitmişsindir. Öfke sen ile diğerinin tam arasındadır. Ben buradayım, o zaman öfke oradadır ve işte oradasın, öfkemin hedefi. Öfkeden iki boyuta yolculuk edebilirim: Ya sana yolculuk ederim; o zaman sen benim bilinç merkezim olursun, öfkemin hedefi olursun. O zaman zihnim sana odaklanır, bana hakaret eden kişiye. Bu, senin öfkeden çıkıp yolculuk ettiğin tek yoldur. Bir yol daha vardır: Kendine yolculuk edebilirsin. Öfkenin sebebi olduğunu hissettiğin kişiye gitme. Öfkeli olduğunu hisseden kişiye git, özneye, nesneye değil.

Normalde, biz nesneye gideriz. Nesneye gidersen, zihninin toz kısmı altüst olur ve sen ‘Ben altüst oldum,’ diye hissedersin. İçeriye, kendi benliğinin merkezine gidersen, toz kısmına tanık olabilirsin; zihnin toz kısmının altüst olduğunu görebilirsin, ama ‘Ben altüst olmadım,’ diye hissedersin. Ve bu deneyi herhangi bir arzu, herhangi bir rahatsızlık ile yapabilirsin.

Zihne bir cinsel arzu gelir; tüm bedenini ele geçirir. Cinsel hedefe, arzunun hedefine gidebilirsin. Hedef orada olabilir ya da olmayabilir. Hayalinde de hedefe gidebilirsin. Hedef orada olabilir ya da olmayabilir. Hayalinde de hedefe gidebilirsin. Ama o zaman gittikçe daha fazla altüst olursun. Merkezinden ne kadar uzaklaşırsan o kadar fazla altüst olursun. Gerçekten de, mesafe ile rahatsızlık daima orantılıdır. Merkezinden ne kadar uzaklaşırsan, o kadar rahatsız olursun; merkeze ne kadar yaklaşırsan, o kadar rahat olursun. Tam merkezdeyken, rahatsızlık yoktur.

Bir hortum fırtınasında, hiç kargaşa olmayan bir merkez vardır. Bir öfke hortumu, cinsellik hortumu, arzu hortumu. Tam ortada hortum yoktur. Sessiz bir merkezi olmayan hortum olamaz. İçinde, öfkenin ötesinde bir şey olmadan öfke de var olamaz.

Şunu hatırla: Karşıtı olmadan hiçbir şey var olamaz. Karşıtın var olması gerekir. O olmadan, onun var olması olasılığı yoktur. İçinde kıpırtısız kalan bir merkez olmasaydı, hiçbir hareket mümkün olmazdı. İçinde altüst olmadan kalan bir merkez olmasaydı, altüst olamazdın. Bunu analiz et ve bunu gözlemle. İçinde bir mutlak rahatlık merkezi olmasaydı, rahatsız olduğunu hissedebilir miydin? Karşılaştırma yapmaya ihtiyacın var. Karşılaştıracak iki noktaya ihtiyacın var.

Hasta bir insanı düşün: Hastalığı hisseder çünkü içinde bir yerde, bir noktada, bir mutlak sağlık merkezi vardır. İşte bu yüzden karşılaştırabilir. Başının ağrıdığını söylersin. Bu ağrıyı, baş ağrısını nereden biliyorsun? Sen baş ağrısı olsaydın, bilemezdin. Sen başka bir yerde olmalısın, başka bir şey olmalısın… Gözlemci, tanık, ‘Başım ağrıyor,’ diyebilen kişi.

Bu ağrı ancak ağrı olmayan bir şey tarafından hissedilebilir. Hastaysan, ateşin varsa, bunu hissedebilirsin çünkü sen ateş değilsin. Ateş, ateş olduğunu hissedemez; onun ötesinde birine ihtiyaç vardır. Bir kutupsallığa ihtiyaç vardır. Öfke içindeyken, eğer öfke içinde olduğunu hissediyorsan, bu içinde hala rahat olan, tanık olabilen bir nokta var demektir. O noktaya bakmayabilirsin, o başka bir şeydir. O noktada kendini görmeyebilirsin, o başka bir şeydir. Ama o daima, bozulmamış saflığı içinde oradadır; oradadır.

Bu sutra şöyle diyor:

Aşırı arzu hallerinde, altüst olma.

Ne yapabilirsin? Bu teknik baskılama için değildir. Bu teknik, öfke olduğunda onu bastır ve altüst olmadan kal, demez. Hayır! Baskılarsan, daha fazla rahatsızlık yaratırsın. Öfke oradaysan ve bir bastırma çabası varsa, bu, rahatsızlığı ikiye katlar. Öfke oradayken, kapıları kapa, öfke üzerine meditasyon yap, öfkenin var olmasına izin ver. Sen rahat kal ve onu, rahatsızlığı baskılama.

Baskılamak kolaydır; ifade etmek kolaydır. Biz ikisini de yaparız. Durum izin veriyorsa, uygunsa ve senin için tehlikeli değilse ifade edersin. Diğerine zarar verebiliyorsan ve diğeri sana zarar veremiyorsa, öfkeni ifade edersin. Tehlikeliyse, diğeri sana daha fazla zarar verebilirse, patronun ya da her kime öfkelenmişsen, o daha güçlüyse, baskılarsın.

İfade ve baskılama kolaydır, tanık olmak zordur. Tanık olmak ikisi de değildir; baskılamak değildir, ifade etmek değildir. İfade etmek değildir çünkü sen onu öfkenin hedefine ifade etmiyorsun. Baskılanmamaktadır da. Onun ifade edilmesine izin vermektesin. Bir boşlukta ifade ediliyor. Onun üzerine meditasyon yapıyorsun.

Bir aynanın önünde dur ve öfkeni ifade et. Buna tanık ol. Yalnızsın, bu yüzden o konuda meditasyon yapabilirsin. Ne yapmak istiyorsan yap, ama bir boşlukta. Birini dövmek istiyorsan, boş havayı döv. Öfkelenmek istiyorsan öfkelen; çığlık atmak istiyorsan çığlık at. Ama yalnız başına yap ve kendini bütün bunları, bu dramı gören bir nokta olarak hatırla. O zaman bu bir psikodrama halini alır ve ona gülebilirsin ve bu senin için derin bir boşalım olur. Daha sonra ondan kurtulduğunu hissedersin. Ve yalnızca kurtulmuş da değil, onun sayesinde bir şey kazanmışsındır. Olgunlaşmışsındır; sana bir büyüme gelmiştir. Ve artık öfke içinde olduğun zaman bile içinde rahat bir nokta olduğunu bileceksin. Bu merkezi daha, daha fazla ortaya çıkarmaya çalış, arzu içinde ortaya çıkarmak kolaydır.

İşte bu yüzden Tantra arzuya karşı değildir. Arzu içinde ol, der, ama altüst olmadan kalan merkezi hatırla. Bu yüzden Tantra, cinsellik bile kullanılabilir, der. Cinsellikte hareket et, ama rahat kal. Tanık ol. Derin bir gözlemci olmaya devam et. Her ne oluyorsa, çeperde oluyor; sen yalnızca bir izleyicisin, bir gözlemcisin.

Bu teknik çok kullanışlı olabilir ve onun aracılığı ile çok fayda sağlayabilirsin. Ama güç olacaktır çünkü sen altüst olduğunda her şeyi unutursun. Meditasyon yapman gerektiğini unutabilirsin. O zaman şu şekilde dene: Öfkenin geleceği anı bekleme. Anı bekleme! Odana kapan ve geçmişte, öfkeden deliye döndüğün bir deneyimi düşün. Onu hatırla ve yeniden oynat. Bu senin için kolay olacaktır. Tekrar tekrar oynat, tekrar yap, yeniden yaşa. Yalnızca hatırlama, yeniden yaşa. Birinin sana hakaret ettiğini , söylendiğini, ona nasıl tepki verdiğini hatırla. Yeniden canlandır, yeniden oynat.

Zihnin yalnızca bir tür kayıt cihazı olduğunu bilmiyor olabilirsin. Ve artık bilim adamları diyor ki (bu bilimsel bir gerçektir) eğer hafıza merkezlerine elektrotlarla dokunulursa, anılar yeniden oynamaya başlar. Örneğin, bir kez öfkelendin: Olay, olduğu sırayla kaydedildi, tıpkı beyninde bir kayıt cihazı varmış gibi. Ona bir elektrot ile dokunulursa, yeniden çalmaya başlar. Aynı hisleri yeniden yaşarsın. Gözlerin kızarır, bedenin titremeye başlar ve hararet basar, her şey yeniden canlanır. Elektrot çekildiği anda durur. Yine enerji verirsen, en baştan yine başlar.

Artık diyorlar ki beyin bir kayıt cihazıdır ve onu yeniden çalabilirsin. Ama yalnızca hatırlama: Yeniden yaşa. Deneyimi yine hissetmeye başla ve zihin ana fikri anlayacaktır. Olay geri gelecektir; onu yeniden yaşayacaksın. Onu yeniden yaşarken, altüst olmadan kal. Geçmişle başla. Bu kolaydır çünkü artık o bir oyundur, asıl durum orada değildir. Ve eğer bunu yapabilirsen, o zaman öfke durumu gerçekten geldiği zaman, gerçek bir durum olduğu zaman da yapabilirsin. Bu her arzu ile yapılabilir ve her arzu ile yapılmalıdır.

Geçmişten bir şeyin yeniden oynatılması, çok şey yapacaktır. Herkesin zihninde yaralar vardır; iyileşmemiş yaralar vardır. Onları yeniden oynatırsan, onların yükünden kurtulursun. Geçmişe dönebilirsin ve eksik kalmış bir şeyi tamamlarsan, geçmişin yükünden kurtulursun. Zihnin daha taze olur; toz atılır. Geçmişinden, askıda kalmış bir şey hatırla. Birini öldürmek istedin, birini sevmek istedin, şunu ya da bunu istedin ve bu tamamlanmadan kaldı.

O tamamlanmamış şey zihinde bir bulut gibi süzülür durur. Olduğun ve yaptığın her şeyi etkiler. O bulutun dağıtılması gerekir. Zamanda geriye dön ve eksik kalan arzuları getir, hala yeşil olan yaraları yeniden yaşa. İyileşeceklerdir. Sen daha bütün olacaksın ve bunun sayesinde rahatsız edici bir durumda nasıl rahat kalacağını göreceksin.

Aşırı arzu hallerinde, altüst olmadan kal.

Gurdjieff bu tekniği çok kullanırdı. Durumlar yaratırdı, ama durumlar yaratmak için bir okula ihtiyaç vardır. Bunu yalnız yapamazsın. Gurdjieff’in Fontainebleau’de, yöneticisi olduğu küçük bir okulu vardı. Nasıl durum yaratılacağını bilirdi. Odaya girerdin ve orada bir grup oturuyor olurdu. Sen grubun oturduğu odaya girerdin ve öyle bir şey yapılırdı ki sen öfkelenirdin. Ve bu o kadar doğal bir şekilde yapılırdı ki durumun senin için yaratıldığını asla hayal edemezdin. Ama bu bir araç olurdu. Biri bir şey söyleyerek sana hakaret ederdi ve sen altüst olurdun. Sonra herkes rahatsızlığa yardım ederdi ve sen çıldırırdın. Ve sen tam patlama noktasına geldiğinde, Gurdjieff, ‘Hatırla! Altüst olmadan kal!’ derdi.

Bir durum yaratılabilir ama ancak pek çok kişinin kendileri üzerinde çalıştığı bir okulda yapılabilir bu. Ve Gurdjieff, ‘Hatırla! Altüst olmadan kal,’ deyince, artık bunun yaratılmış bir durum olduğunu bilirdin. Rahatsızlık o kadar kolay, o kadar çabuk yok olamaz çünkü fiziksel kökleri vardır. Hormon bezlerin kanına zehir attı; bedenin etkilendi.

Öfke o kadar çabuk kaybolamaz. Aldatıldığını anladığın zaman bile, kimsenin sana hakaret etmediğini ve bununla hiçbir şey kastedilmediğini anladığın zaman bile, herhangi bir şey yapmak zor olacaktır. Öfke oradadır, bedenin onunla doludur… Ama aniden hararetin geçer. Yalnızca bedende, çeperde kalır öfke. Merkezde aniden sakinleşirsin ve içinde altüst edilmemiş bir nokta olduğunu anlarsın. Gülmeye başlarsın. Artık iki şeyi bilmektesindir: Altüst olmayan bir nokta ve altüst olan çeper.

Sen yardımcı olabilirsin. Ailen bir okul olabilir; birbirinize yardım edebilirsiniz. Dostlar bir okul olabilir ve birbirlerine yardım edebilirler. Ailenle karar verebilirsin. Tüm aile şimdi baba ya da anne için bir durum yaratılacağına karar verebilir ve sonra tüm aile durumu yaratmak için çalışır. Baba ya da anne tamamen çıldırdığı zaman, o zaman herkes gülmeye başlar ve ‘Tamamen altüst olmamış kal,’ der. Birbirinize yardım edebilirsiniz, harika bir deneyimdir. Bir kez hararetli bir durumda içinde serin kalan merkezi tanıyınca, onu unutabilirsin ve sonra herhangi bir hararetli durumda hatırlayabilir, geri alabilir, yeniden kazanabilirsin onu.

Batı’da artık bir teknik, sağaltıcı bir teknik kullanılmaktadır; buna psikodrama denir. Faydası vardır ve buna benzer tekniklere dayalıdır. Psikodramada oynaman, bir oyun oynaman gerekir. Başlangıçta bir oyundur, ama önünde sonunda kendini kaptırırsın. Ve sen kendini kaptırdığında zihin işlemeye başlar çünkü zihnin ve bedenin otomatik olarak çalışır. Otomatik olarak çalışır!

Bu yüzden bir psikodramada oynayıp da öfke durumunda gerçekten öfkelenen bir aktör gördüğünde onun yalnızca rol yaptığını düşünebilirsin, ama öyle değildir. Gerçekten öfkelenmiş olabilir; hiç de rol olmayabilir. Artık arzusunun, duygusunun, ruh halinin pençesindedir ve eğer gerçekten kendini kaptırmışsa, ancak o zaman oynadığı rol gerçek görünür.

Bedenin, oyun mu oynadığını, yoksa gerçekten mi yaptığını bilemez. Hayatında bir zaman, yalnızca öfkeliymiş gibi yaptığın bir durumda kendini gözlemlemiş ve öfke gerçek mi oldu, yoksa yalnızca rol mü yapıyordun ve cinsel ilişkide onu hissetmiyor muydun, bilememiş olabilirsin. Eşinle ya da kız arkadaşınla oyun oynuyordun ve sonra aniden gerçek oldu. Beden role inandı. Beden aldatılabilir. Beden gerçek mi değil mi bilemez, özellikle de cinsellik konusunda. Sen hayal edersen bedenin onun gerçek olduğunu sanır.

Cinsel merkez bedendeki hayali merkezlerden biridir, bu yüzden sırf hayal ederek cinsel orgazm yaşayabilirsin. Bedeni aldatabilirsin. Düşte, cinsel boşalma yaşayabilirsin; düşte bile, beden aldatılır. Biri ile sevişmiyorsundur; yalnızca düşte, fantezide, hayal gücünde sevişiyorsundur. Ama beden cinsel enerjiyi salıverebilir ve derin bir orgazm bile hissedilebilir. Neler oluyor? Beden nasıl aldanıyor? Beden neyin gerçek, neyin gerçekdışı olduğunu bilemez. Sen bir kez bir şey yapmaya başlayınca, beden bunu gerçek sanır ve gerçek bir şekilde davranmaya başlar.

Psikodrama bu tür yöntemlere dayalı bir tekniktir. Sen öfkeli değilsin, yalnızca öfkeli rolü yapıyorsun… Ve sonra bu rolün içine giriyorsun. Ama psikodrama güzeldir çünkü yalnızca rol yaptığını bilirsin ve sonra çeperdeki öfke gerçek olur ve tam arkasında sen gizlenmiş, bakıyorsundur. Artık senin rahatsız olmadığını, ama öfkenin olduğunu, rahatsızlığın olduğunu bilirsin. Rahatsızlık oradadır, ama aynı zamanda orada değildir.

Bu, aynı anda iki güç işlediği duygusu sana bir aşkınlık verir ve sonra gerçek öfkede de hissedebilirsin onu. Bir kez nasıl hissedeceğini bilince, onu gerçek durumlarda da hissedebilirsin. Bu tekniği kullan; bu tüm hayatını değiştirecek. Bir kez nasıl altüst olmadan kalacağını öğrenince, dünya senin için acı olmayacak. O zaman, gerçekten hiçbir şey içinde kargaşa yaratamayacak. Hiçbir şey seni incitemeyecek. Artık senin için acı yok ve bir kez bunu bilince, başka bir şey yapabilirsin.

Gurdjieff yapardı. O yüzünü her an değiştirebilirdi. Kahkaha atıyor olurdu, gülümsüyor olurdu, sana mutlulukla bakıyor olurdu ve aniden sebepsizce öfkelenirdi. Ve onun hakkında şu anlatılır: Bu sanatta o kadar ustaymış ki yanında, her iki yanında oturan iki kişi varsa, yüzünün yarısı öfkeli, yarısı gülümsüyor olabilirmiş. Sonra yanındakilerden biri, ‘Gurdjieff ne güzel adam,’ diye anlatırmış ve diğeri, ‘Ne çirkin adam!’ dermiş. Çünkü o bir yanındaki kişiye gülümseyerek, diğer yanındakine öfkeyle bakarmış.

Bir kez merkezini çeperden koparınca, sen de yapabilirsin bunu. Bir kez merkez tamamen koparılınca, öfke, arzu içinde rahat kalabilirsen, arzularla, öfkeyle, rahatsızlıklarla oynayabilirsin.

Bu teknik, içinde iki aşırı uç hissi yaratmak içindir. Oradadırlar, orada iki kutupsal zıt vardır. Bir kez bu kutupsallığın farkına varınca, ilk defa kendinin efendisi olursun. Aksi halde başkaları efendidir; sen yalnızca kölesindir. Eşin bilir, oğlun bilir, baban bilir, dostların bilir; itilip kakılabileceğini bilirler. Rahatsız edilebilirsin, mutlu ya da mutsuz edilebilirsin. Başka biri seni mutlu ya da mutsuz edebiliyorsa, sen efendi değilsin, sen yalnızca kölesin. Hakimiyet diğerindedir. Tek bir jest ile seni mutsuz edebilirler; küçük bir gülümseme ile seni mutlu edebilirler.

Bu yüzden sen başka birinin merhametine kalmışsan; diğeri sana her şeyi yapabilir. Ve durum böyleyse, o zaman tüm tepkilerin yalnızca tepkidir, eylem değil. Sen yalnızca tepki gösterirsin. Biri sana hakaret ederse öfkelenirsin, ama öfken bir eylem değildir, tepkidir. Biri seni takdir eder ve sen gülümsemeye başlarsan, kendini iyi, büyük hissedersen, bu bir tepkidir, eylem değil.

Buda bir köyden geçiyormuş ve birileri orada toplanmış. Ona karşıymışlar, ona hakaret etmişler. Buda dinlemiş ve sonra demiş ki: ‘Diğer köye zamanında gitmem gerek, bu yüzden, artık gidebilir miyim? Söylemek için geldiğiniz her şeyi söylediyseniz, bittiyse, o zaman gidebilirim. Ya da bana söyleyecek daha fazla şeyiniz varsa, dönerken burada beklerim. Siz gelir, söylersiniz.’

Köylüler şaşırmış. Anlayamamışlar. Onlar Buda’ya hakaret ediyormuş, kötü sözler kullanıyormuş, sövüp sayıyorlarmış, bu yüzden demişler ki: ‘Ama biz sana bir şey söylemiyoruz, biz sövüp sayıyoruz, sana hakaret ediyoruz.’

Buda demiş ki: ‘Bunu yapabilirsin, ama benden tepki bekliyorsan, geç kaldın. On sene önce, bu tür sözlerle bana gelmiş olsanız, tepki gösterirdim. Ama artık nasıl davranacağımı biliyorum, artık ben kendimin efendisiyim; beni hiçbir şey yapmaya zorlayamazsınız. Bu yüzden geri dönmeniz gerekecek. Beni rahatsız edemezsiniz; artık hiçbir şey beni rahatsız edemez çünkü ben kendi merkezimi tanıdım.’

Bu merkez bilgisi, bu ayakları merkeze basmak seni efendi kılar. Aksi halde kölesin, hem de bunca insanın kölesi… Tek bir efendinin değil, pek çok efendinin kölesi. Her şey efendidir ve sen tüm evrenin kölesisin. Açıktır ki başın belaya girecektir. Bunca efendi seni bunca değişik yöne ve boyuta çekiştirirken, sen asla bir arada kalamazsın; birlik olamazsın ve o kadar çok boyuta çekilirsin ki ıstırap yaşarsın. Yalnızca kendinin efendisi olan biri ıstırabı aşabilir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment