58. Teknik : Dünyayı bir tiyatro oyunu gibi görün

by admin

Tanık oluşta ikinci teknik:

Bu sözde evren bir jonglör gösterisi gibi, bir film gösterisi gibi görünür. Mutlu olmak için, ona böyle bak.

Bütün bu dünya tıpkı bir drama gibi, bu yüzden onun hakkında fazla ciddi olma. Ciddilik başını belaya sokabilir, sorun yaşarsın. Fazla ciddi olma. Hiçbir şey ciddi değildir; bütün bu dünya yalnızca bir dramadır.

Tüm dünyaya bir drama gibi bakabilirsen, orijinal bilincini yeniden kazanırsın. Toz birikir çünkü sen çok ciddisin. O ciddilik sorunlar yaratır ve biz o kadar ciddiyizdir ki bir drama izlerken bile toz toplarız. Bir sinemaya git ve izleyicilere bak. Biri ağlıyor olacak, gözyaşları akıyor olacak, başka biri gülüyor, bir başkası cinsel açıdan heyecanlanmış olacak. İnsanlara bak. Ne yapıyorlar? Onlara neler oluyor? Ve perdede hiçbir şey yok, yalnızca resimler var… Işık ve gölgeden oluşan resimler. Perde boş.

Ama onlar nasıl heyecanlanıyor? Ağlıyor, hıçkırıyor, gülüyorlar. Resim yalnızca resim değil; film yalnızca film değil. Bunun yalnızca bir hikaye olduğunu unutmuşlar. Ciddiye almışlar. Film ‘canlanmış’! Artık bu ‘gerçek’! Ve bu her yerde oluyor, yalnızca sinemada değil. Etrafındaki hayata bak. Nedir bu?

Bu yeryüzünde pek çok insan yaşadı. Senin oturduğun yerde en az on ölü beden gömülüdür ve onlar da senin gibi çok ciddiydiler. Artık yoklar. Yaşamları nereye gitti? Sorunları nereye gitti? Savaşıyorlardı… Bir santim toprak için savaşıyorlardı ve toprak burada, ama onlar yoklar.

Ve ben onların sorunları sorun değildi demiyorum. Sorundu. Tıpkı senin sorunlarının sorun olduğu gibi. ‘Ciddi’ sorunlardı… Ölüm kalım meseleleri. Ama onların sorunları şimdi nerede? Ve tüm insanlık bir gün yok olacak olsa, toprak burada olacak, ağaçlar büyüyecek, ırmaklar akacak, güneş doğacak ve toprak insanlığın yokluğunu hissetmeyecek, nereye gittiğini merak etmeyecek.

Enginliklere bir bak: Geriye bak, ileriye bak, senin var olduğun, yaşamının olduğu tüm boyutlara bak. Uzun bir düş gibi görünüyor ve senin şu anda çok ciddiye aldığın her şey bir sonraki an faydasız oluyor. Hatırlamayabilirsin bile.

İlk aşkını, ne kadar ciddi olduğunu hatırla. Hayatın buna bağlıydı. Artık onu hiç hatırlamıyorsun, unutuldu. Ve hayatında ona bağlı olduğunu düşündüğün her şey yarın unutulacak. Yaşam bir akıştır, hiçbir şey kalmaz. İlerleyen bir film gibidir, her şey başka şeylere dönüşür. Ama o anda çok ciddi olduğunu hissedersin ve rahatsız olursun. Bu teknik şöyle der:

Bu sözde evren bir jonglör gösterisi, bir film gösterisi gibi görünür. Mutlu olmak için, ona böyle bak.

Hindistan’da, biz bu dünyaya Tanrının bir yaratımı değil, bir oyun, bir leela diyoruz. Bu leela kavramı çok güzeldir çünkü yaratım ciddi görünür. Hıristiyan, Yahudi Tanrısı çok ciddidir. Adem tek bir itaatsizlik yüzünden Cennet Bahçesi’nden atıldı. O bizim babamızdı ve biz onun yüzünden acı çekiyoruz. Tanrı çok ciddi görünüyor. Ona itaatsizlik edilmemeli. Ve itaatsizlik edilirse, intikam alır ve intikam çok uzun zamandır sürmekte.

Günah o kadar ciddi görünmüyor. Gerçekten de, Tanrının aptallığı yüzünden suç işledi Adem. Bana Tanrı Adem’e dedi ki: ‘Bilgi Ağacı’na yaklaşma ve onun meyvesini yeme.’ Bu yasak, bir davet halini aldı. Bu psikolojiktir. O koca bahçede, yalnızca Bilgi Ağacı cazip oldu. Yasaklanmıştı. Her psikolog, Tanrının hata ettiğini söyleyebilir. O ağacın meyvesi yenmeyecekse ondan hiç bahsetmemek daha iyi olurdu. Adem’in o ağaca ulaşması mümkün değildi ve o zaman tüm insanlık bahçede olurdu. Ama bu deyiş, bu emir, ‘yeme,’ sorun yarattı; tüm sorunu bu ‘yapma’ yarattı.

Adem itaatsizlik ettiği için cennetten atıldı ve intikam çok uzun sürmüş görünüyor. Ve Hıristiyanlar diyor ki İsa yalnızca bizi affettirmek için çarmıha gerildi. Adem’in işlediği günahı affettirmek için. Bu yüzden tüm Hıristiyan tarih görüşü iki insanın çevresinde gelişmiş.  Adem ve İsa. Adem günah işledi ve İsa bizi affettirmek için acı çekti ve çarmıha gerilmesine izin verdi. Adem’in günahı affedilsin diye acı çekti. Ama Tanrı bizi affetmiş görünmüyor. İsa çarmıha gerildi, ama insanlık aynı şekilde acı çekmeye devam ediyor.

Bir baba olarak Tanrı kavramının kendisi çirkindir, ciddidir. Hintliler’in tanrı kavramı bir yaratıcı değildir. Tanrı yalnızca bir oyuncudur; ciddi değildir. Hayat yalnızca bir oyundur. Kuralları vardır, ama bir oyunun kuralları gibi. Onları ciddiye alman gerekmez. Hiçbir şey günah değildir. Yalnızca hatadır ve sen hata yüzünden acı çekersin, Tanrı seni cezalandırdığı için için değil. Uymadığın kurallar yüzünden acı çekersin. Tanrı seni cezalandırmıyor. Tüm leela kavramı hayata dramatik renkler verir; hayat uzun bir drama halini alır. Ve bu teknik bu kavrama dayalıdır:

Bu sözde evren bir jonglör gösterisi, bir film gösterisi gibi görünür. Mutlu olmak için; ona böyle bak.

Mutsuzsan, hayatı çok ciddiye almışsındır. Ve nasıl mutlu olunacağının yolunu bulmaya da çalışma. Yalnızca tavrını değiştir. Ciddi bir zihinle mutlu olamazsın. Neşeli bir zihinle, mutlu olabilirsin. Tüm hayatı bir mit, bir hikaye gibi kabul et. Öyledir. Bir kez bu şekilde kabul edersen mutsuz olmazsın. Mutsuzluk çok fazla ciddiyetten gelir. Yedi gün için dene; yedi gün boyunca tek bir şeyi hatırla: Tüm dünya yalnızca bir dramadır. Bir daha asla aynı olmayacaksın. Yalnızca yedi gün için! Çok şey kaybetmeyeceksin çünkü kaybedecek hiçbir şeyin yok.

Deneyebilirsin. Yedi gün boyunca her şeyi bir drama gibi kabul et, tıpkı bir gösteri gibi. Bu yedi gün boyunca, içindeki buda doğası, içsel saflığını tekrar tekrar görmeni sağlayacak. Ve bir kez görünce, bir daha asla aynı olmayacaksın. Mutlu olacaksın ve sen başına ne tür bir mutluluk gelebileceğini kavrayamıyorsun çünkü sen mutluluğun hiçbir türünü tanımamışsın. Sen yalnızca mutsuzluğun derecelerini tanımışsın; bazen daha fazla mutsuzsun, bazen daha az mutsuzsun ve daha az mutsuz olduğun zaman buna mutluluk diyorsun. Mutluluğun ne olduğunu bilmiyorsun çünkü bilemezsin. Çok ciddiye aldığın bir dünya hakkında görüş edindiğin zaman, mutluluğun ne demek olduğunu bilmezsin. Mutluluk yalnızca ayaklarını bu tavra bastığın zaman, dünyanın yalnızca bir oyun olduğuna inandığın zaman olur.

Bu yüzden bunu dene; her şeyi neşeli bir şekilde kutlayarak, bir ‘rol’ü oynayarak yap. Gerçek bir şey değilmiş gibi. Bir erkeksen, oyna, bir oyundaki eş ol; bir kadınsan bir oyundaki eş ol. Her şeyi yalnızca bir oyun kıl. Ve kurallar da var, elbette; oynanacak her oyunun kurallara ihtiyacı vardır. Evlilik bir kuraldır, boşanma bir kuraldır, ama onları çok ciddiye alma. Onlar kuraldır ve bir kural diğerini doğurur. Boşanma kötüdür çünkü evlilik kötüdür: Bir kural diğerini doğurur! Ama onları çok ciddiye alma ve sonra hayatının niteliğinin nasıl hemen değiştiğine bak.

Bu gece evine git ve eşine, çocuklarına bir dramada oynuyormuşsun gibi davran ve bunun güzelliğini gör. Rol yaparsan verimli olmaya çalışırsın, ama rahatsızlık duymazsın. Buna gerek yoktur. Rolü oynarsın ve uykuya dalarsın. Ama unutma, bu bir roldür ve yedi gün boyunca, durmaksızın bu tavrı sürdür. O zaman mutluluk başına gelebilir ve bir kez mutluluğun ne olduğunu bilince, mutsuzluğa geçmen gerekmez çünkü bu senin seçimindir.

Sen mutsuzsun çünkü hayata karşı yanlış bir tavır seçmişsin. Doğru tavrı seçersen mutlu olabilirsin. Buda ‘doğru tavır’a çok dikkat eder. Onu temel sayar. Doğru tavır. Doğru tavır nedir? Kriter nedir? Benim için kriter şudur: Seni mutlu eden tavır doğru tavırdır ve bunun nesnel bir kriteri yoktur. Seni mutsuz kılan, sana acı veren tavır yanlış tavırdır. Kriter özneldir; kriter mutsuzluğundur.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment