6. Teknik : Günlük aktiviteleriniz esnasında ‘araya’ odaklanın

by admin

Dünyevi eylem içindeyken, dikkatin iki nefes arasında olsun; bunu uygulayarak, birkaç gün içinde yeniden doğarsın.

Dünyevi eylem içindeyken, dikkatin iki nefes arasında olsun. Nefesleri unut. Aralarına dikkat et. Bir nefes gelir: Dönmeden önce, dışa verilmeden önce, bir boşluk, bir ara vardır. Bir nefes çıkmıştır, yeniden alınmadan önce bir boşluk vardır.

Dünyevi eylem içindeyken, dikkatin iki nefes arasında olsun ve bunu uygulayarak, birkaç gün içinde yeniden doğarsın.

Ama bunun durmaksızın yapılması gerekir. Bu altıncı tekniğin durmaksızın yapılması gerekir. İşte bu yüzden şöyle denir: Dünyevi eylem içindeyken… Her ne yapıyorsan, dikkatin iki nefes arasındaki boşlukta olsun. Bu teknik bir eylem halindeyken uygulanmalıdır.

Çok benzer bir tekniği tartıştık. Aralarındaki fark; bu tekniğin dünyevi eylem içindeyken uygulanmasıdır. Bunu, yalnızken uygulama; başka biriyle beraberken yap örneğin. Yemek yerken… Yemeye devam et ve boşluğa dikkat et. Yürürken… Yürümeye devam et ve boşluğa dikkat et. Uyurken… Uzan, kendini uykuya bırak, ama boşluğa dikkat etmeye devam et. Neden eylem içindeyken? Çünkü eylem zihni oyalar, eylem dikkatini tekrar tekrar çekmeye çalışır. Dikkatinin dağılmasına izin verme, boşluğa yoğunlaş. Ve eylemi bırakma, bırak eylem devam etsin. İki varoluş tabakan olacak:

Yapmak ve olmak.

Bizim iki varoluş tabakamız var: Yapma dünyası ve olma dünyası; çeper ve merkez. Çeperde çalışmaya devam et, durma. Ama merkezde de ilgiyle çalışmaya devam et. Ne olacak? Eylemin rol olacak, bir oyunda oynar gibi.

Sen bir rolü oynuyorsun. Örneğin, bir dramada Rama ya da İsa oldun. İsa ya da Rama olarak rol yapıyorsun ve yine de kendinde kalıyorsun. Merkezde, kim olduğunu biliyorsun; çeperde, Rama, İsa ya da başka biri rolü yapmaya devam ediyorsun. Rama olmadığını biliyorsun: Rol yapmaktasın. Kim olduğunu biliyorsun. Dikkatin sana odaklanmıştır; eylemin çeperde devam eder.

Bu yöntem çalışırsa, tüm yaşamın uzun bir drama haline gelir. Rol yapan, ama daima boşluğa odaklanmış bir aktör olursun. Boşluğu unutursan, o zaman rol yapmamaktasındır, rol olmuşsundur. O zaman bir dramada oynamıyor; onu yaşam sanıyorsundur. Hep yapageldiğimiz budur. Herkes bir yaşamı olduğunu sanır. Oysa yaşam dedikleri yalnızca rollerden oluşmaktadır. Sana toplum, koşullar, kültür, gelenekler, ülke, durum tarafından verilen roller. Sana bir rol verilmiş ve sen oynuyorsun; onunla özdeşleşmişsin. O kimliği kırmak için bu teknik vardır.

Krishna’nın pek çok ismi vardır. Krishna büyük bir aktördür. Daima kendine odaklıdır ve oynamaktadır. Pek çok rol, pek çok oyun oynamaktadır ama kesinlikle ciddi değildir. Ciddilik özdeşleşmeden gelir. Dramada gerçekten Rama olursan, birtakım sorunlar çıkacaktır. O sorunlar senin bu dramayı ve dramadaki rolünü ciddiye almandan doğar. Bu durumda Sita kaçırıldığında kalp krizi geçirebilirsin ve tüm oyun durmak zorunda kalır. Gerçekten Rama olursan kalp krizi kesindir… Hatta kalbin durabilir.

Ama sen yalnızca bir aktörsün. Sita kaçırılır, ama aslında kaçırılmamıştır. Evine dönersin ve huzur içinde uyursun. Düşte bile Sita’nın kaçırıldığını hissetmezsin. Sita gerçekten kaçırıldığında, Rama’nın kendisi ağlıyor ve ağaçlara, ‘Sita’m nereye gitti? Onu kim aldı?’ diye soruyordu. Ama anlaşılması gereken nokta şudur: Rama gerçekten ağlıyor ve ağaçlara Sita’yı soruyorsa, bu durumla özdeşleşmiştir. Artık Rama değildir; artık ilahi biri değildir.

Hatırlanması gereken nokta şudur; Rama için gerçek yaşam da yalnızca bir roldür. Rama rolünü oynayan başka aktörler görmüşsündür, ama Rama’nın kendisi yalnızca bir rolü oynuyordu.. Daha büyük bir sahnede, elbette.

Hindistan’da bu konuda çok güzel bir hikaye vardır. Sanırım hikaye benzersizdir; dünyanın başka hiçbir yerinde böyle bir şey yoktur. Der ki Valmiki Ramayana’yı Rama doğmadan yazmıştır ve sonra Rama’nın onu takip etmesi gerekmiştir. Yani gerçekte, Rama’nın ilk oyunu da bir dramdı. Hikaye Rama doğmadan önce yazılmıştır ve sonra Rama’nın onu oynaması gerekmiştir; bu yüzden ne yapabilirdi ki? Valmiki gibi bir adam hikaye yazdığı zaman, Rama’nın hikayeyi izlemesi gerekir. Bu yüzden her şey bir açıdan belirliydi. Sita kaçırılacaktı ve bir savaş verilecekti.

Bunu anlayabiliyorsan, o zaman yazgı, bhagya, kader hikayesini de anlayabilirsin. Çok derin bir anlamı vardır. Her şeyin belirli olduğunu kabul edersen, yaşamın bir drama olur. Dramada Rama rolünü oynuyorsan onu değiştiremezsin, her şey belirlidir, diyalogların bile. Sita’ya bir şey söylersen, bu yalnızca belirli bir şeyi tekrarlamaktır. Yaşamın belirli olduğu düşünülürse değiştirilemez.

Örneğin, belirli bir günde öleceksin. Bu kesindir. Ölürken ağlıyor olacaksın ama bu da belirlidir. Ve çevrende şu, şu insanlar olacak. Onlar da belirlidir. Her şey belirliyse, her şey drama olur. Her şey belirliyse, senin yalnızca oynaman gerekir. Onu yaşaman istenmez, yalnızca oynaman istenir.

Bu teknik, altıncı teknik, yalnızca, kendini bir drama kahramanı yapmak içindir. Yalnızca bir oyun. İki nefes arasındaki boşluğa odaklanırsın ve yaşam çeperde devam eder. Dikkatin merkezdeyse, o zaman dikkatin aslında çeperde değildir. Bu yalnızca ‘alt-dikkat’ tir; yalnızca dikkatinin yakınında bir yerde olur. Onu hissedebilirsin, onu bilebilirsin ama önemli değildir. Bu, altıncı tekniği çalışırsan, yaşamın sana, senin yaşadıklarından değil de bir başkasının yaşadıklarından oluşuyormuş gibi gelecektir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment