61. Teknik : Varoluşu bir dalgalanma olarak görün

by admin

Nasıl dalgalar suyla, alevler ateşle gelirse, evren de bizimle birlikte dalgalanır.

İlk önce bir dalganın ne olduğunu anlamaya çalış, o zaman bu dalga bilincinin meditasyona girmene nasıl yardımcı olacağını hissedebilirsin. Okyanustaki dalgaları görürsün. Belirirler; bir anlamda vardırlar, ama daha derin bir anlamda yokturlar. Bir dalga hakkında anlaşılması gereken ilk şey budur. Dalga belirir; bir anlamda vardır, ama daha derin bir anlamda yoktur. Daha derin anlamda, yalnızca okyanus vardır. Okyanus olmadan dalga olmaz ve dalga oradayken bile, yalnızca okyanus vardır. Dalga yalnızca bir biçimdir, bir madde değil. Okyanus maddeseldir; dalga yalnızca bir biçimdir.

Dil yüzünden pek çok sorun çıkar. ‘Dalga’ dediğimiz için, sanki dalga bir şeymiş gibi görünür. Dalga değil, ‘dalgalanma’ desek daha iyi olur. Dalga yoktur, yalnızca dalgalanma vardır… Yalnızca bir eylem, bir şey değil; yalnızca bir hareket, madde değil; yalnızca bir süreç, madde değil. Madde okyanustur; dalga yalnızca bir biçimdir. Okyanus sessiz olabilir. Dalgalar kaybolur, ama okyanus yine orada olacaktır.

Okyanus sessiz olabilir, hareket halinde olabilir, büyük bir eylem içinde olabilir, eylemsiz olabilir, ama sessiz bir dalga bulamazsın. Dalga bir eylemdir, madde değil. Eylem oradayken, dalga oradadır: Bir dalgalanmadır, bir harekettir. Basit bir hareket biçimi. Ama sessizlik geldiğinde, eylemsizlik geldiğinde, dalga artık yoktur ve okyanus vardır. Her iki durumda, gerçeklik okyanustur. Dalga yalnızca bir oyun-biçimidir. Dalga olur ve kaybolur, okyanus kalır.

İkinci nokta şudur: Dalgalar bireysel olarak belirir. Her dalganın kendi kişiliği vardır. Benzersiz, tüm diğerlerinden farklı. Benzer iki dalga bulunmaz. Bazı dalgalar büyüktür, bazıları küçüktür. Kendilerine has özellikleri vardır. Her dalganın kendi karakteri vardır ve elbette her dalga bir diğerinden farklıdır. Bir dalga yükselebilir, diğeri ölebilir. Biri yükselirken, diğeri ölmektedir. Yine de, ikisinin de arkasındaki gerçeklik aynıdır. Farklı görünürler, ayrı görünürler, bireysel görünürler, ama görüntü aldatıcıdır. Derinlerde, yalnızca bir okyanus vardır ve ne kadar ilişkisiz görünürlerse görünsünler ilişkilidirler. Ve bir dalga yükselir, diğeri ölürken, sen bir ilişki göremeyebilirsin; ilişki görünmez çünkü yükselen bir dalga ölen bir dalga ile nasıl ilişkili olabilir?

Yaşlı adam ölmekte, çocuk doğmaktadır: Aralarında nasıl bir ilişki olabilir? İlişkili olsalar, birlikte ölürler ya da birlikte doğarlar. Çocuk doğar ve yaşlı adam ölür; bir dalga ölür, diğeri yükselir. Ama yükselen dalga enerjisini ölen dalgadan alıyor olabilir. Ölen dalga ölümü ile onun yükselmesine yardım ediyor olabilir. Dağılan dalga yükselen dalganın sebebi olabilir.

Derinlerde, ikisi de bir okyanus ile ilişkilidir. Farklı değillerdir; ilişkisiz, ayrı değillerdir. Bireysellikleri sahtedir ve yanıltıcıdır. Onlar bireysel değildirler. İkilikleri varmış gibi görünür, ama yoktur: Gerçek onların ikilik içermediğidir.

Şimdi sutrayı bir kez daha okuyacağım:

Nasıl dalgalar suyla, alevler ateşle gelirse, evren de bizimle birlikte dalgalanır.

Biz yalnızca kozmik okyanustaki dalgalarız. Bunun üzerine meditasyon yap, bu duygunun içine, derinlere işlemesine izin ver. Nefesini, bir dalganın yükselmesi gibi hisset. Nefes alıp nefes veriyorsun ve içine çektiğin nefes biraz önce başkasının nefesi idi ve dışarı verdiğin nefes bir sonraki an başkasının nefesi olacak. Solumak hayatın okyanusundaki dalgalanma gibidir. Sen ayrı değilsin. Yalnızca dalgasın. Derinliklerde, sen birsin. Birlikteliğimiz esas; bireysellik sahte ve yanıltıcıdır. Bundan dolayı tek engel egodur. Bireysellik sahtedir. Var gibi görünür, ama gerçek değildir. Gerçek olan, bireysel olmayandır, okyanus olandır; birlikteliktir.

İşte bu yüzden her din egoist tavra karşıdır. Tanrı olmadığını söyleyen insan dinsiz olmayabilir, ama ‘Ben varım’ diyen insan dinsizdir.

Gautam Buda bir ateistti; herhangi bir Tanrıya inanmıyordu. Mahavira Vardhaman bir ateistti; herhangi bir Tanrıya inanmıyordu. Ama eriştiler, ulaştılar, bütünlüğü, tamlığı fark ettiler. Herhangi bir Tanrıya inanmıyorsan dinsiz olmayabilirsin çünkü dinde temel olan Tanrı değildir. Dinde temel olan egosuzluktur. Ve Tanrıya inansan bile, egoist bir zihnin varsa dinsizsin. Egoist olmayan bir zihin için, Tanrıya inanma ihtiyacı yoktur. Kendiliğinden ilahi olana düşersin. Ego yokken, dalgaya tutunamazsın; okyanusa düşmek zorunda kalırsın. Ego varken, dalgaya tutunmaya devam edersin. Hayata bir okyanus gibi bak ve kendini bir dalga gibi hisset ve bu duygunun içine işlemesine izin ver.

Bu tekniği pek çok şekilde kullanabilirsin. Nefes alıp verirken, okyanusun içinde nefes alıp verdiğini hisset. Okyanus sana gelir, dışarı çıkar, girer, çıkar. İçeri çektiğin her nefesle bir dalganın yükseldiğini hisset, dışa verdiğin her nefesle bir dalganın öldüğünü hisset. Ve bu ikisi arasında, sen kimsin? Yalnızca bir hiçlik, shunya: Boşluk. Bu boşluk duygusu ile dönüşeceksin. Bu hiçlik duygusu ile acın yok olacak çünkü acının bir merkeze ihtiyacı vardır. Ve o, sahte bir merkezdir. Gerçek merkezin boşluktur. O varken acı olmaz; derin bir rahatlık içinde olursun. Çünkü sen yoksun, nasıl gergin olabilirsin? Sen mutluluk dolusun. Mutluluk dolu olan sen olduğundan değil, ama sen olmadığın için, yalnızca mutluluk vardır. Sen yokken, acı yaratabilir misin?

İşte bu yüzden Buda o durumda, nihai durumda, ananda, mutluluk olacağını asla söylemez. Asla söylemez. Acı olmayacak der, o kadar. Mutluluktan bahsetmek sen yanlış yönlendirebilir, bu yüzden Buda, mutluluk hakkında soru sorma, der; yalnızca nasıl acısız olabileceğini bilmeye çalış. Ve bu, nasıl sensiz olabilirsin, anlamına gelir.

Bizim sorunumuz ne? Sorun şu, dalga kendini okyanustan ayrı düşünür; o zaman sorunlar çıkar. Bir dalga kendini okyanustan ayrı düşünürse, o anda ölüm korkusu gelir. Dalganın ölmesi gereklidir ve dalga çevresinde ölen dalgalar görmektedir. Kendini çok uzun süre kandıramazsın. Dalga diğer dalgaların öldüğünü görmektedir ve dalga yükselirken bile ölümün bir yerlerde gizli olduğunu bilir çünkü o diğer dalgalar biraz önce yükseliyordu ve şimdi düşüyor, dağılıyorlar. Bu yüzden sen öleceksin. Dalga kendini okyanustan ayrı düşünürse, önünde sonunda ölüm korkusu gelecektir. Ama dalga var olmadığını, yalnızca okyanusun var olduğunu bilirse, o zaman ölüm korkusu da olmaz. Yalnızca bir dalga ölebilir, okyanus değil. Ben ölebilirim, ama yaşam ölmez. Sen ölebilirsin, öleceksin, ama kozmos değil, varoluş değil. Varoluş dalgalanmaya devam eder. Senin içinde dalgalandı, başkalarının içinde dalgalanacak. Ve senin dalgan yok olurken, senin dağılman sayesinde diğer dalgalar yükselecek ve okyanus sürecek.

Bir kez kendini dalga biçiminden ayırırsan ve okyanusla bir olursan, bir hissedersen, okyanusla, biçimsizlikle birliğini fark edersen, senin için ölüm olmaz. Aksi halde ölüm korkusu acı yaratır. Her acıda, her ıstırapta, her endişede, temel korku ölümdür. Korkuyorsun, titriyorsun. Sen bilincinde olmayabilirsin, ama içine bakarsan, her an öleceğin için titrediğini görürsün.

Pek çok güvenlik yaratabilirsin, çevrene bir kale inşa edebilirsin, ama hiçbirinin faydası olmaz. Hiçbir şeyin faydası olmaz! Tozlar toza karışacak! Geri düşeceksin.

Yolda yürürken ayakkabına toz bulaştığı gerçeğini hiç gözlemledin mi, hiç bu gerçek üzerine meditasyon yaptın mı? O toz Napolyon’un, İskender’in bedeni olabilir? Bir yerlerde, şu anda İskender yalnızca toz olabilir; ayakkabına bulaşan toz bir zamanlar İskender’in bedeni olabilir.

Sende de aynısı olacak. Şimdi buradasın ve bir sonraki an olmayacaksın; senin için de aynısı olacak! Önünde sonunda toz toza karışacak, dalga kaybolacak. Korku seni ele geçirmiş. Kendini birinin ayakkabısına yapışmış toz olarak düşün; bir çömlekçinin senden, bedeninden ta da sevgilinin bedeninden bir çömlek yaptığını hayal et; kendini bir solucanın içinde ya da bir ağaç olarak düşün. Ama bu oluyor. Her şey bir biçimdir ve biçimin ölmesi gereklidir. Yalnızca biçimsizlik ebedidir. Biçime tutunursan, kendini biçimle özdeşleştirirsen, kendini bir dalga biçimi olarak hissedersen, kendi kendinle sorun yaşarsın. Sen okyanussun, dalga değil.

Bu meditasyon faydalı olabilir; sana bir dönüşüm getirebilir, bir mutasyon olabilir. Ama onun tüm yaşamına yayılmasına izin ver. Nefes alıp verirken düşün; yemek yerken düşün; yürürken düşün. İki şeyi düşün: Biçimin daima dalga, biçimsizliğin okyanus olduğunu düşün. Biçimsiz olan ölümsüzdür; biçim ölümlüdür. Ve senin bir gün öleceğin söylenemez, sen her gün ölüyorsun. Çocukluk ölür, gençlik doğar; sonra gençlik ölür ve yaşlılık doğar; sonra yaşlılık ölür ve biçim kaybolur.

Her an ölerek başka bir şey oluyorsun; başka bir şey doğuyor. İlk doğduğun gün, tek doğumunun ilk günü değildi; o yalnızca gelecek pek çok doğumun bir parçasıydı. Ve bu yaşamdaki ölümün ilk ölüm olmayacak: Yalnızca bu yaşamdaki ölüm o. Daha önce de ölüyordun. Her an bir şey ölüyor ve başka bir şey doğuyor. Bir parçan ölüyor; başka bir parça doğuyor.

Fizyologlar diyor ki yedi sene içinde bedeninde yaşlı olan hiçbir şey kalmıyormuş; her şey değişiyor… Her hücre. Yetmiş sene yaşayacaksan, bedenin on kez tekrar tekrar yenileniyor. Her yedi senede bir yeni bir bedenin oluyor. Aniden değil, ama her an bir şey değişiyor.

Sen dalgasın ve o da maddesel değil; her an değişiyorsun. Ve bir dalga durağan olamaz, bir dalganın değişiyor olması gerekir; bir dalga daima hareket halinde olmalı. Kıpırtısız dalga diye bir olgu olamaz. Nasıl olabilir? Kıpırtısız bir dalga mantıksızdır. Hareket, süreç vardır; sen bir süreç, bir hareketsin. Ve bu hareket ve süreçle özdeşleşirsen ve kendini doğum ve ölümle sınırlı sayarsan, acı çekersin. O zaman görünümü gerçeklik olarak kabul edersin. Shankara’nın maya, yanılsama dediği budur işte. Okyanus brahman’dır, okyanus gerçektir.

Bu yüzden kendini bir dalga ya da yükselip alçalan dalgalar sürekliliği olarak düşün ve buna tanık ol. Sen hiçbir şey yapamazsın. Bu dalgalar kaybolacak. Ortaya çıkan kaybolmak zorundadır; bu konuda hiçbir şey yapılamaz. Her çaba kesinlikle faydasızdır. Yalnızca tek bir şey yapılabilir ve o da, bu dalga biçimine tanık olmaktır. Bir kez tanık olunca, aniden dalganın ötesinde bir şeyin, dalgayı aşan, dalganın hem içinde, hem dışında olan, dalgayı oluşturan ve yine de öteye giden bir şeyin farkına varacaksın. O okyanustur.

Nasıl dalgalar suyla, alevler ateşle gelirse, evren de bizimle birlikte dalgalanır.

Evrensel olan bizimle birlikte dalgalanır. Sen yoksun, evrensel olan var… Ve o senin aracılığınla dalgalanıyor. Onu hisset, onun üzerine tefekküre dal, onun üzerine meditasyon yap. Çok, pek çok şekilde başına gelmesine izin ver.

Sana nefesi anlattım. İçinde cinsel bir arzu yükseliyor: Onu hisset… Yalnızca senin arzun olarak değil, tıpkı içinde dalgalanan okyanus gibi, tıpkı kalp gibi atan yaşam gibi, tıpkı içinde bir dalga olan yaşam gibi. Aşk eylemi içinde birleşiyorsun: Bunu birleşen iki dalga olarak düşünme, birleşen iki birey olarak düşünme. Daha çok, birbirine karışan iki birey olarak düşün. Artık iki birey yok. Dalgalar kayboldu; yalnızca okyanus kaldı. O zaman cinsel eylem bir meditasyon olur. Başına ne gelirse gelsin, senin başına geliyormuş gibi hissetme, kozmosun başına geliyormuş gibi hisset. Sen yalnızca onun bir parçasısın… Yalnızca yüzeyde bir dalga. Her şeyi Evren’e bırak.

Bir Zen ustası olan Dogen şöyle derdi, aç hissettiğinde şunu söylerdi: ‘Öyle görünüyor ki evren benim aracılığımla aç hissediyor.’ Susadığında şöyle söylerdi: ‘Varoluş içimde susadı.’ Bu meditasyonun sana yol göstereceği şey budur. O zaman her şey egondan dağılır ve evrenin parçası olur. O zaman her ne olursa, varoluşun kendisine olur; sen artık burada olmazsın. O zaman günah olmaz, o zaman sorumluluk olmaz.

Sorumsuz olursun demek istemiyorum; günahkar olursun demek istemiyorum. Günah imkansız olabilir çünkü günah yalnızca bir egonun çevresinde olabilir. Sorumluluk olmaz çünkü artık sorumsuz olamazsın. Yalnızca sen varsın, o zaman kime karşı sorumlu olacaksın? Ve artık birinin öldüğünü görürsen, onunla, onun içinde öldüğünü hissedersin. Evren ölüyor ve sen onun bir parçasısın. Ve eğer çiçek açan bir bitki görürsen, onunla çiçeklenirsin. Artık tüm evren sen olur. Böylesine derin bir yakınlık ve ahenk içinde olmak, samadhi’de olmaktır.

Meditasyon yoldur ve bu birlik ahengi, bu her şeyle birlik duygusu sondur, hedeftir. Dene! Okyanusu hatırla ve dalgayı unut. Ve ne zaman dalgayı hatırlasan ve dalga gibi hareket etmeye başlasan, hatırla, yanlış bir şey yapıyorsun ve bunun yüzünden acı yaratacaksın.

Seni cezalandıran bir Tanrı yok. Ne zaman bir yanılsamaya kurban düşsen, kendini cezalandırırsın. Yasa, dharma, Tao oradadır. Onunla ahenk içinde hareket edersen, mutluluk hissedersin. Ona karşı hareket edersen, acı içinde olduğunu hissedersin. Orada, gökyüzünde seni cezalandıracak biri oturmuyor. Günahların kaydedilmiyor; buna gerek yok. Tıpkı yer çekimi gibi. Doğru yürürsen, yer çekimi sana yardımcı olur. Onsuz yürüyemezsin. Yanlış yürürsen, düşersin, bir yerin kırılabilir. Ama kimse seni cezalandırmıyor; yalnızca yasa, yer çekimi var. Kişisel olmayan yer çekimi.

Yanlış yürür, düşersen bir yerin kırılır. Doğru yürürsen, yer çekimini kullanırsın. Enerji doğru da kullanılabilir, yanlış da. Kendini bir dalga olarak hissettiğinde, evrensel yasaya karşısın, gerçekliğe karşısın. O zaman kendin için acı yaratırsın. Karma yasasının anlamı budur. Yasa veren yoktur; Tanrı bir yargıç değildir. Yargıç olmak çirkindir ve eğer Tanrı bir yargıçsa, fena halde canı sıkılmış olmalıdır ya da şimdiye dek delirmiş olmalıdır. O yargıç değildir, kontrol eden değildir, yasa veren değildir. Evrenin kendi yasaları vardır ve temel yasa şudur: Gerçek olmak mutlu olmaktır, gerçek dışı olmak acı içinde olmaktır.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment