64. Teknik : Kuvvetli bir duygunun başlangıcında, farkında ol

by admin

Hapşırmanın başlangıcında, korku esnasında, endişede, bir uçurumun üzerinde, savaşta uçarken, aşırı merak durumunda, açlığın başlangıcında, açlığın sonunda, kesintisiz farkında ol.

Çok basit görünür: Hapşırmanın başlangıcında, korku esnasında, endişede ya da açlıktan önce ya da açlıktan sonra, kesintisiz farkında ol. Pek çok şeyin anlaşılması gerekir. Hapşırma gibi çok basit eylemler araç olarak kullanılabilir, çünkü ne kadar basit görünürlerse görünsünler, çok karmaşıktırlar ve içsel mekanizma çok hassas bir şeydir. Ne zaman hapşırmanın geldiğini hissetsen uyanık ol, o zaman hapşırma hiç gelmeyebilir. Kaybolup gidebilir çünkü hapşırma istemsiz bir şeydir… Bilinçsiz, istemsiz.

İstemli olarak hapşıramazsın: Onu iradeyle getiremezsin. Nasıl yapabilirsin ki? İnsan ne kadar da çaresiz! Tek bir hapşırma bile getiremiyorsun. Ne kadar denersen dene, getiremezsin. Tek bir hapşırık… Böylesine küçük bir şey, ama getiremezsin. İstemsizdir; iradeye gerek yoktur. Zihnin yüzünden olmaz; bütün organizman, bütün bedenin yüzünden olur.

İkincisi: Uyanık olduğunda, hapşırma gelirken (sen getiremezsin, o kendisi gelirken) uyanık olursan, gelmeyebilir, çünkü sen sürece yepyeni bir şey getiriyorsun: Uyanıklık. Hapşırma kaybolabilir ama hapşırık sona erip tekrar uyanık hale geldiğinde üçüncü bir şey vardır.  İlk olarak, hapşırma istemsizdir. Sen yeni bir şey getiriyorsun… Uyanıklık. Uyanıklık geldiğinde hapşırma gelmeyebilir. Eğer gerçekten uyanıksan, gelmez; hiç olmayabilir. Sonra üçüncü şey olur. Hapşırma aracılığı ile salıverilecek olan enerji, o nereye gider? Senin uyanıklığına gider. Aniden bir çakma, bir şimşek olur. Uyanık olursun. Hapşırma ile atılacak olan enerji uyanıklığa gider. Aniden daha uyanık olursun.

O çakmada, o şimşekte, aydınlanma bile mümkündür. İşte bu yüzden bu konuların saçma görünecek kadar basit olduğunu söylüyorum. Çok şey vaat ediyor gibi görünürler. Sırf hapşırma aracılığı ile insan nasıl aydınlanır? Ama hapşırma yalnızca hapşırma değildir; sen tamamen işe karışıyorsun. Ne yaparsan yap, sana her ne oluyorsa, bu tamamen ilgilidir. Yine gözlemle: Ne zaman hapşırma gerçekleşse, sen bütün bedeninle, bütün zihninle işe karışırsın. Hapşırma yalnızca burnuna olmaz; her lif, bedenindeki her hücre işe karışır. İnce bir titreme, ince bir sallanma tüm bedenden geçer ve bununla beraber tüm beden yoğunlaşır. Hapşırdığında, tüm beden gevşer. Ama buna uyanıklık getirmek güçtür. Eğer uyanıklık getirirsen, gerçekleşmez ve eğer gerçekleşirse bilirsin ki uyanıklık yoktu. İşte bu yüzden uyanık olmalısın.

Hapşırmanın başlangıcında… Çünkü eğer başlamışsa, hiçbir şey yapılamaz. Ok yaydan çıkmıştır, artık değiştiremezsin. Mekanizma başlamıştır. Enerji salıverilme yolundadır, durdurulamaz. Bir hapşırmayı ortasında durdurabilir misin? Nasıl durdurabilirsin ki… Sen hazırlanana kadar olur biter. Ortada durduramazsın.

Tam başlangıçta, uyanık ol. Geldiğini hisseder hissetmez uyanık ol. Gözlerini kapa ve meditasyon dolu ol. Tüm bilincini, gelen hapşırma duygusunu hissettiğin yerde odakla. Tam başlangıçta, uyanık ol. Hapşırma kaybolacaktır ve enerji daha fazla uyanıklığa aktarılacaktır. Tüm beden hapşırmaya katıldığı için, tüm mekanizma ilgilidir… Bu bir gevşeme mekanizmasıdır ve sen şu anda uyanıksın… Zihin, düşünce, meditasyon olmayacaktır.

Hapşırmada düşünce durur. İşte bu yüzden insanlar enfiyeden hoşlanır. Onların yükünü alır, bir anlığına düşünce durduğu için daha gevşemiş hissederler. Enfiye düşüncesizliğe kısa bir bakış sunar. Enfiye sayesinde, hapşırma geldiğinde, artık zihin olmazlar, beden olurlar. Tek bir an için baş kaybolur, ama bu güzel bir his verir.

Eğer enfiyeye alışmışsan, bırakmak çok güçtür. Sigara içmekten daha içe işleyen bir alışkanlıktır; onun yanında sigara içmek hiçbir şeydir. O daha derinlere işler, çünkü sigara içmek bilinçlidir oysa hapşırmak bilinçsizdir. Enfiyeyi bırakmak sigara içmeyi bırakmaktan daha güçtür. Sigara içme değiştirilebilir, yerine başka bir şey konabilir… Ama enfiyenin yerine konacak bir şey yoktur, çünkü aslında hapşırma bedendeki çok benzersiz bir olgudur.

Bununla karşılaştırılabilecek tek şey cinsel eylemdir. Fizyoloji terimleriyle düşünenler cinsel eylemin cinsel organ aracılığı ile hapşırmak gibi olduğunu söylerler… Bir benzerlik vardır gerçekten. Cinsellikte çok daha fazlası söz konusudur, büyük şeyler söz konusudur. Ama başlangıçta, tam başlangıçta, bir benzerlik vardır.

Burundan bir şey dışarı atılır ve sen rahatlamış hissedersin. Cinsel organdan bir şey atılır ve sen rahatlamış hissedersin. İkisi de istemsizdir. Cinsellik içinde irade ile hareket edemezsin. Denersen, başarısız olursun… Özellikle de erkekler, çünkü erkeğin cinsel organının bir şey yapması gerekir. O etkendir. Onun eylemini ‘irade’ ile getiremezsin. Denersen, ne kadar çok denersen o kadar imkansız olur. Olabilir, ama sen olmasını sağlayamazsın. Bu yüzden, Batı’da cinsellik sorun olmuştur. Batı’da, cinsel bilgi bu son yarım yüzyılda gelişmiştir ve herkes bu konuda o kadar bilinçli olmuştur ki cinsel eylem gittikçe daha imkansızlaşmıştır.

Eğer uyanıksan, cinsellik imkansız olur. Eğer erkek sevişirken uyanıksa, ne kadar uyanıksa o kadar zor olur. Ereksiyon olamayabilir. Bu iradeyle getirilemez ve eğer iradeyle getirmeye çalışırsan kaybedersin. Aynı yöntem, aynı teknik cinsellikte de kullanılabilir. Tam başlangıçta, ereksiyonun gelmek üzere olduğunu hissettiğinde, ama daha gelmediğinde, tam o titreşimleri hissettiğinde, uyanık ol. Titreşim kaybolacak ve aynı enerji uyanıklığa gidecek.

Tantra bunu kullanmıştır. Pek çok şekilde denemiştir. Meditasyon konusu olarak güzel, çıplak bir kadın bulunur ve arayan, meditasyon yapar; çıplak kadının önünde oturarak onun bedeni, biçimi, oranları üzerine meditasyon yapar, cinsel merkezin ilk duygularını bekler. Duygu geldiği an, gözlerini kapatır. Kadını unutur. Gözlerini kapatır ve duygunun farkında olur. O zaman cinsel enerji uyanıklığa dönüşür.

Çıplak kadın üzerine, ancak duygunun hissedildiği noktaya kadar meditasyon yapmasına izin verilir. Gözlerini kapattığında, kendi duygularına gittiğinde, orada uyanık olduğunda, hapşırmada olan şey olur. Bu çakma neden olmaktadır? Çünkü zihin orada değildir. Temel şey şudur: Zihin orada değilse ve sen uyanıksan, satori olur, ilk kez samadhi’yi görürsün.

Düşünce bir engeldir. Bu yüzden düşünce bir şekilde kaybolursa, o şey olur. Düşünce kaybolmalıdır, ancak o zaman uyanıklık olur. Düşünce uykuda bile kaybolabilir; düşünce sen baygınken kaybolabilir; düşünce sen uyuşturucu aldığında kaybolabilir. Düşünce kaybolur, ama o zaman düşüncenin arkasında gizli olan olgunun farkına varacak uyanıklık olmaz. Bu yüzden ben meditasyonu düşüncesiz bilinç olarak tanımlıyorum. Düşüncesiz ve bilinçsiz olabilirsin; o zaman bir anlamı olmaz. Düşünce ile bilinçli olabilirsin; sen zaten öylesin.

Bu iki şeyi bir araya getir… Bilinci ve düşüncesizliği. Birleştikleri zaman meditasyon olur, meditasyon doğar. Çok küçük şeylerle deneyebilirsin, çünkü aslında hiçbir şey küçük değildir. Hapşırma bile kozmik bir olgudur. Varoluşta, hiçbir şey küçük, hiçbir şey büyük değildir. Minicik bir atom bile tüm dünyayı yok edebilir ve bir hapşırma bile, çok atomik bir olgu bile seni dönüştürebilir.

Bu yüzden şeyleri küçük ya da büyük olarak görme. Küçük ya da büyük şeyler yoktur. Eğer keskin gözlerin varsa, o zaman çok küçük şeyler bile yaşamsal öneme sahiptir. Atomların arasında evrenler gizlidir ve evren ile atom arasında, hangisinin küçük hangisinin büyük olduğunu bilemezsin. Tek bir atom bile kendi içinde bir evrendir ve en büyük evren atomlardan başka bir şey değildir. Bu yüzden büyük ve küçük terimlerini düşünme. Yalnızca dene. ‘Bir hapşırmada ne olabilir? Bütün hayatım boyunca hapşırdım durdum ve hiçbir şey olmadı’ deme.

Bu tekniği getir: Tam hapşırmanın başlangıcında, korku esnasında… Korku hissettiğinde, korku geldiğinde, tam korkunun geldiğini hissettiğinde, farkına var, o zaman korku kaybolacaktır. Uyanıklık ile korku birlikte var olamaz. Uyanıkken nasıl korkabilirsin? Ancak uyanıklığı kaybettiğinde korkabilirsin. Gerçekten de, korkak insan korkan insan değildir; korkak insan uykudaki insandır ve cesur insan korku anlarına uyanıklık getirebilen insandır. Bu yüzden korku kaybolur.

Japonya’da, savaşçılara uyanıklık eğitimi verirler. Temel eğitim uyanıklık eğitimidir ve başka her şey ikincil öneme sahiptir: Kılıç ustalığı, okçuluk, her şey ikinci sırada gelir. Büyük Zen ustası Rinzai’nin okçulukta hiç başarılı olamadığı, asla doğru noktaya, doğru hedefe isabet ettiremediği söylenir. Okları hep ıskalarmış; asla doğru noktaya ulaşmazmış. Ve o en büyük okçulardan biri olarak bilinirmiş. Bu yüzden biri sormuş: ‘Hiç hedefi tutturamazken, hep ıskalarken Rinzai nasıl en büyük okçu olarak biliniyor? Okları asla doğru noktaya ulaşmıyor, o zaman nasıl en büyük okçulardan biri olarak biliniyor?’

Rinzai’nin takipçileri şöyle demiş: ‘Bu son değil, başlangıç. Biz okun hedefe ulaşması ile ilgilenmiyoruz, biz okun yolculuğuna başlaması ile ilgileniyoruz. Biz Rinzai ile ilgileniyoruz. Ok yayı terk ederken, o uyanık; işte bu kadar. Sonuç önemli değil, sonuç anlamsız.’

Rinzai’nin müridi olan bir adam varmış. Kendisi büyük bir okçuymuş, asla hedefini ıskalamazmış. Öğrenmek için Rinzai’ye gelmiş, bu yüzden biri şöyle demiş: ‘Sen öğrenmek için kime gidiyorsun? O bir usta değil; mürit bile değil. O başarısız biri. Sen büyük bir ustasın ve öğrenmek için Rinzai’ye gidiyorsun, öyle mi?

Okçu demiş ki: ‘Evet, çünkü ben teknik olarak başarılı oldum. Ama bilincim konusunda başarısız biriyim. O teknik olarak başarısız, ama bilinç konusunda usta bir okçu… Çünkü oku yaydan çıkarken uyanık ve asıl önemli olan da bu.’

Teknik olarak usta olan bu okçunun yıllarca Rinzai’den ders alması gerekmiş ve her gün hedefleri yüzde yüz tutturuyormuş. Rinzai, ‘Hayır. Başarısız oldun. Teknik olarak okun doğru çıkıyor. Ama sen orada değilsin, uyanık değilsin. Onu uykunda kaybediyorsun’ diyormuş.

Japonya’da savaşçıları ilk önce uyanık olmak konusunda eğitiyorlarmış ve başka her şey arkasından geliyormuş. Bir savaşçı, uyanıksa cesur bir adamdır. İkinci Dünya Savaşı’nda Japon savaşçılarına ayak uydurulamadığı hissedilmiş; cesaretleri rakip tanımazmış. Bu nereden geliyor? Fiziksel olarak o kadar güçlü değiller, ama bilinçlilik içinde, uyanıklık içinde, korku gelemez. Onlar korkmuyorlar ve korku geldiğinde Zen yöntemlerini deniyorlar.

Bu sutra, korku esnasında, endişede diyor… Endişe hissettiğinde, çok endişelendiğinde, dene. Ne yapmalı? Endişe geldiğinde normalde ne yaparsın? Sahi, ne yaparsın? Onu çözmeye çalışırsın. Seçenekler denersin ve gittikçe daha çok içine girersin. Daha da büyük bir karmaşa yaratırsın, çünkü endişe düşünerek çözülemez. Düşünerek çözülemez, çünkü düşünmenin kendisi bir tür endişedir. Bu yüzden onun daha fazla büyümesine yardımcı olursun. Düşünce aracılığı ile ondan çıkamazsın; daha derinlerine gidersin. Bu teknik, endişe konusunda hiçbir şey yapma, diyor. Yalnızca uyanık ol. Yalnızca uyanık ol!

Sana bir başka Zen ustası olan Bokuju hakkında eski bir hikaye anlatacağım. Yalnız başına bir mağarada yaşıyormuş, yapayalnız, ama bir gün ya da gece, zaman zaman yüksek sesle ‘Bokuju’ diyormuş… Kendi ismi. Sonra ‘Evet efendim, buradayım!’ diyormuş. Ve orada başka kimse olmuyormuş.

Müritleri ona soruyormuş: ‘Neden Bokuju’ diyorsun, kendi ismini söylüyorsun ve sonra, ‘Evet efendim, buradayım!’ diyorsun?’

Demiş ki: ‘Ne zaman düşünmeye başlasam, uyanık olmayı hatırlamam gerekiyor ve bu yüzden kendi ismimi söylüyorum: ‘Bokuju!’ Ve ‘Evet efendim, buradayım!’ dediğim an düşünce, endişe kayboluyor.’

Sonra, son günlerinde, iki, üç sene boyunca hiç ‘Bokuju!’ dememiş ve hiç ‘Evet efendim, buradayım!’ diye yanıt vermemiş.

Müritleri sormuş: ‘Usta, neden artık bunu hiç yapmıyorsun?’

O da demiş ki ‘Artık Bokuju daima var. O daima var ve gerek yok. Daha önce yokluğunu hissediyordum. Zaman zaman endişeye kapılıyordum, endişeyle boğuluyordum ve Bokuju orada olmuyordu. Bu yüzden ‘Bokuju!’yu hatırlamam gerekiyordu, hatırladığımda da endişe kayboluyordu.’

Kendi ismini dene. Derin bir endişe hissettiğinde, kendine seslen. Bunu dene. Bu güzel bir şeydir. İsmini dene. Derin endişe hissettiğinde, kendine seslen… İsminle seslen… ‘Bokuju’ ya da herhangi bir isim, ama kendi ismin… Ve sonra yanıt ver: ‘Evet efendim, buradayım!’ Farkı hisset. Endişe kaybolacaktır. En azından, tek bir an için, bulutların ötesini göreceksin ve o görüş derinleşebilir. Bir kez uyanık olduğunda, endişenin olmadığını öğrenince, endişe kaybolur; kendi benliğin ve içsel mekanizmanın işleyişi hakkında derin bir bilişe gelirsin.

… Bir uçurumun üzerinde, savaşta uçarken, aşırı merak durumunda, açlığın başlangıcında, açlığın sonunda, kesintisiz farkında ol.

Herhangi bir şeyi kullanabilirsin. Açlık duyduysan, uyanık ol. Açlık hissederken ne yapmalı? Ne oldu? Aç hissettiğinde asla onu başına gelen bir şey olarak görmezsin. Sen açlık olursun. ‘Açım’ diye hissedersin. Asıl his, ‘Ben açlığım’dır; ama sen açlık değilsin, yalnızca onun bilincindesin. O sınırda olan bir şey. Sen merkezsin, onun farkına vardın. O bir nesne. Sen özne olarak kalıyorsun, sen tanıksın. Sen açlık değilsin; açlık senin başına geliyor. Açlık yokken de vardın ve açlık yok olduğu zaman da olacaksın. Bu yüzden açlık bir tesadüftür; o senin başına geliyor.

Uyanık ol, o zaman onunla özdeşleşmezsin. Açlık hissediyorsan, açlığın varlığı konusunda uyanık ol. Ona bak, onunla karşılaş, yüzleş. Ne olacak? Ne kadar çok uyanık olursan, açlık o kadar uzakta hissedilecek; ne kadar az uyanık hissedersen, o kadar yakın olacak. Uyanık değilsen, tam merkezde, ‘Ben açlığım’ diye hissedeceksin. Uyanık olursan, açlık fırlatılıp atılacak. Açlık orada, sen buradasın. Açlık bir nesne, sen tanıksın.

Oruç sırf bu yüzden, bu teknik için kullanılmıştır. Orucun kendi başına bir faydası yoktur. Eğer açlıkla bu tekniği yapmıyorsan, oruç aptalcadır… Yalnızca aptalca, faydasız. Mahavira orucu bu teknikle kullanıyordu ve Caynalar orucu bu teknik olmadan kullanıyorlar. O zaman aptalcadır. Bu durumda yalnızca yıkıcı olursun ve bunun bir faydası olmaz. Aylarca aç kalabilir, açlıkla özdeşleşebilir, ‘Ben açım’ diye hissedebilirsin. Bu faydasızdır, zararlıdır. Oruç tutmaya gerek yoktur. Bunu her gün hissedersin, ama sorunlar vardır. İşte bu yüzden oruç faydalı olabilir.

Normalde, biz açlık hissetmeden midemizi yiyecekle doldururuz. Çağdaş dünyada açlık hissetmeye gerek yoktur. Yemeklerin için belirli zamanların vardır ve yersin. Bedenin kendini aç hissedip hissetmediğini hiç sormazsın; belirli bir saatte yemek yersin. Açlık hissedilmez. ‘Hayır, saat bir de aç hissediyorum’ diyebilirsin. Bu sahte bir açlık olabilir; böyle hissediyorsun, çünkü saat bir, senin zamanın. Bir gün bir hile hazırla. Karına ya da kocana saati değiştirmesini söyle. Saat on ikide, saat biri göstersin. Açlık hissedeceksin. Ya da bir saatlik oruç olsun: Saat tam ikide, saat biri göstersin, ancak o zaman aç hissedeceksin. Saate bakıyorsun ve açlık hissediyorsun. Bu yapaydır, sahtedir, gerçek değildir.

Bu yüzden oruç faydalı olabilir. Oruç tutarsan, o zaman iki, üç gün sahte açlık hissedersin. Ancak üçüncü ya da dördüncü günden sonra gerçek açlık hissedilir; bedenin talep eder, zihnin değil. Zihin talep ettiğinde, bu sahtedir. Beden talep ettiğinde gerçektir. Ve gerçek olduğunda, sen uyanıkken, bedeninden tamamen farklı olursun. Açlık bedensel bir olgudur. Bir kez o açlığın senden farklı olduğunu ve senin ona tanık olduğunu hissetmeyi başarınca, bedeni aşmış olursun.

Ama herhangi bir şeyi kullanabilirsin, bunlar yalnızca örnektir. Bu teknik pek çok şekilde kullanılabilir; sen kendi şeklini düzenleyebilirsin. Ama bir konuda ısrar et: Açlıkla deniyorsan, o zaman en az üç ay aç kal. Ancak o zaman, bir gün bedenle özdeşleşmeyi bırakırsın. Her gün araç değiştirme, çünkü her teknikte bir derinleşmeye ihtiyaç duyulur.

Bu yüzden üç ay boyunca tek bir şeyi seç. Ona bağlı kal, tekniği uygula, onun üzerinde çalışmaya devam et ve daima, başlangıçta farkında olmayı hatırla. Ortada zor olacaktır, çünkü bir kez senin açlık olduğun kimliği hissedilince, bunu değiştiremezsin. Zihinsel olarak değiştirebilirsin. ‘ Hayır, ben açlık değilim, ben tanığım’ diyebilirsin.  Bu sahtedir. Konuşan zihindir, bu hissedilen bir deneyim değildir. Başlangıçta farkında olmaya çalış ve hatırla, ‘Ben açlık değilim’ demeyeceksin. Zihin bu şekilde aldatabilir. ‘Açlık var, ama ben aç değilim. Ben beden değilim, ben brahmanım’ diyebilirsin. Hiçbir şey söylemeyeceksin. Ne dersen de sahte olacaktır, çünkü sen sahtesin.

‘Ben beden değilim’ diye tekrarlamak yardımcı olmaz. ‘ Ben beden değilim’ der durursun, çünkü beden olduğunu biliyorsun. Beden olmadığını gerçekten biliyorsan, ‘Ben beden değilim’ demenin ne faydası var? Hiç faydası yok, aptalca görünür. Farkında olduğun zaman, ‘Ben beden değilim’ hissi gelecektir. Bu bir düşünce olmayacaktır, bir his olacaktır. Bu başta hissedilmeyecektir, bu tüm benliğinde hissedilecektir. Mesafeyi hissedeceksin… Bedenin çok uzakta olduğunu, ‘Ben tamamen farklıyım’ı. İkisini karıştırma olasılığı bile yoktur. Yapamazsın. Beden bedendir; o maddedir ve sen bilinçsin. Birlikte yaşayabilirsin, ama asla karışmazlar. Asla karışık olamazlar.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment