67. Teknik : Her şeyin değiştiğini hatırla

by admin

Burası bir değişim, değişim, değişim dünyası. Değişim aracılığı ile değişimi tüket.

Anlaşılması gereken ilk şey, senin bildiğin her şeyin değişim olduğudur; sen, bilen dışında, her şey değişimdir. Değişim olmayan herhangi bir şey gördün mü? Tüm dünya bir değişim olgusu. Himalayalar bile değişiyor. O konuda çalışan bilim adamları onun büyüdüğünü söylüyor; bu Himalayalar dünyadaki en genç dağlar, daha çocuk, hala büyüyor. Henüz olgunlaşmadılar; düşüşe geçecekleri noktaya erişmediler. Hala yükseliyorlar.

Onları bir başka dağ olan Vindyachal ile karşılaştırırsan, onlar yalnızca çocuk. Vindyachal en yaşlı dağlardan biri… Bazıları dünyadaki en yaşlı dağ diyor. Öyle yaşlı ki, küçülüyor… Alçalıyor. Yüzyıllar alçalıyor… Yaşlılıktan ölüyor. Yani durağan, değişmez, kıpırtısız görünen bir Himalaya bile değişiyor. O yalnızca bir ırmağın taşlarıdır. Taşlar bir fark yaratmaz; onlar da ırmak gibi akıyorlar. Göreceli olarak her şey değişiyor. Bir şey daha fazla, bir şey daha az değişiyor gibi görünüyor, ama bu yalnızca göreceli olarak böyle.

Bilebildiğin, değişmeyen hiçbir şey yok. Söylediğimi unutma: Bilebildiğin, değişmeyen, hiçbir şey yok. Bilen dışında değişmeden kalan hiçbir şey yok. Ama o hep arkada. O hep ‘bilir’; asla gerçekten bilinmez. Asla nesne olamaz; o hep özne. Ne yaparsan yap ya da bil, o hep arkada. Onu bilemezsin. Bunu söylediğimde rahatsız olma. Onu bilemezsin dediğimde, kastettiğim onu bir nesne olarak bilemeyeceğin. Sana bakabilirim, ama nasıl kendime de aynı şekilde bakabilirim? İmkansızdır, çünkü biliş ilişkisi içinde olmak için iki şeye ihtiyaç vardır… Bilen ve bilinen.

Yani, sana baktığımda, sen bilinensin ve ben bilenim ve bilgi bir köprü olarak var olabilir. Ama kendime baktığımda, kendimi bilmeye çalıştığımda köprüyü nereye kurmalı? Yalnızca ben varım, yalnız… Tamamen yalnız. Diğer kıyı eksik, bu yüzden köprüyü nereye kurabilirim? Kendimi nasıl bilebilirim?

Bu yüzden kendini bilmek olumsuz bir süreçtir. Kendini doğrudan bilemezsin; yalnızca bilgi nesnelerini eleyebilirsin. Bilgi nesnelerini ele. Hiç bilgi nesnesi kalmadığında, artık hiçbir şey bilemezken, boşluk dışında hiçbir şey kalmamışken (ve meditasyon budur işte; tüm bilgi nesnelerini elemek) o zaman bir an gelir, bilinç var olur, ama bilincinde olunacak hiçbir şey kalmaz; biliş var olur, ama bilecek hiçbir şey kalmaz. Basit, saf biliş enerjisi kalır ve bilinecek hiçbir şey kalmaz. Nesne yoktur.

Bilinecek hiçbir şeyin olmadığı bu durumda, kendini bir anlamda bildiğin söylenir. Ama o bilgi tüm diğer bilgilerden tamamen farklıdır. İkisi için aynı sözcüğü kullanmak yanıltıcıdır. Kendini bilmenin çelişkili olduğunu, terimin kendisinin çelişkili olduğunu söyleyen gizemciler vardır. Bilgi hep diğeri üzerinedir; kendini bilmek imkansızdır. Ama diğeri olmadığında, bir şey olur. Buna ‘kendini bilmek’ diyebilirsin, ama sözcük yanıltıcıdır.

Her neyi biliyorsan değişir. Her yer, bu duvarlar bile durmaksızın değişmektedir. Artık fizik de bu görüşü desteklemektedir. Böylesine durağan, değişmez görünen duvar bile her an değişmektedir. Büyük bir akış sürmektedir. Her atom hareket etmektedir, her elektron hareket etmektedir. Her şey hızla hareket etmektedir ve hareket öyle hızlıdır ki sen onu fark edemezsin. İşte bu yüzden duvarlar böyle kalıcı görünür. Sabah da böyleydi, akşam da böyleydi, gece de böyleydi, dün de böyleydi, yarın da böyle olacak. Sen ona, o aynıymış gibi bakıyorsun, ama değil. Gözlerin böylesine büyük bir hareketi görme yeteneğine sahip değil.

Buradaki pervane. Pervane çok hızlı hareket ediyorsa, kanatları arasındaki boşluğu göremezsin, tek bir daire gibi görünür. Hareket çok hızlı olduğundan boşluk görülemez ve eğer hareket çok hızlıysa (hareket eden elektronlar kadar hızlıysa) pervanenin hareket ettiğini hiç göremezsin. Hareketi fark edemezsin. Pervane durağan görünür; hatta ona dokunabilirsin. Durağan olur ve elin boşluklara giremez, çünkü elin boşluklara girecek kadar hızlı hareket edemez. Sen hareket etmeden, bir başka kanat gelmiş olur. Sen hep kanada dokunursun ve hareket o kadar hızlı olur ki pervane hareket etmiyormuş gibi görünür. Yani, hareket etmeyen nesneler aslında çok hızlı hareket etmektedir: İşte bu yüzden durağan görünürler.

Bu sutra her şeyin değişim olduğunu söylüyor: Burası bir değişim, değişim, değişim dünyası… Buda’nın tüm felsefesi bu sutra temelinde durmaktadır. Buda her şeyin bir akış olduğunu, değiştiğini, kalıcı olmadığını ve insanın bunu bilmesi gerektiğini söylüyor. Buda bu noktayı özellikle vurguluyor. Tüm görüşleri buna dayalı. ‘Değişim, değişim, değişim: Bunu hep hatırla’ diyor. Neden? Eğer değişimi hatırlayabilirsen, uzaklık gerçekleşir. Her şey değişirken nasıl tutunabilirsin ki…

Bir yüze bakıyorsun; güzel bir yüz. Çok güzel bir yüze baktığında, bunun kalıcı olacağı duygusunu hissedersin. Derinlemesine anla. Asla kalıcı olmasını bekleme. Ama hızla değiştiğini bilirsen, bir an güzel, bir sonraki an çirkin olacağını bilirsen, nasıl bağlılık hissedebilirsin? İmkansızdır. Bir bedene bak: Canlıdır, bir sonraki an ölü olacaktır. Değişimi hissedersen her şey boşunadır.

Buda sarayını, ailesini (güzel karısını, çocuğunu) terk etmiş ve biri ona, ‘Neden?’ diye sorduğunda demiş ki: ‘Hiçbir şeyin kalıcı olmadığı yerde, ne faydası var? Çocuk ölecek.’ Buda’nın gideceği gece çocuk doğmuş. Doğalı yalnızca birkaç saat olmuş. Buda son bir kez bakmak için karısının odasına gitmiş. Karısının sırtı kapıya dönükmüş. Uykusunda çocuğu kollarında tutuyormuş. Buda veda etmek istemiş, ama sonra direnmiş. ‘Ne faydası var?’ demiş.

Sonra bir an gelmiş, aklından bir düşünce geçmiş: ‘Çocuk daha bir günlük, birkaç saatlik ve bir bakmalıyım.’ Ama sonra demiş ki: ‘Ne faydası var? Her şey değişiyor. Bugün çocuk doğdu, bir sonraki gün ölecek. Ve bir gün önce burada değildi. Şimdi burada ve bir gün yine olmayacak. O zaman ne faydası var? Her şey değişiyor.’ Gitmiş… Sırtını dönmüş ve gitmiş.

Biri, ‘Neden bütün bunları terk ettin?’ diye sorduğunda demiş ki: ‘Ben hiç değişmeyeni arıyorum, çünkü değişene tutunursam hayal kırıklığı olacak. Değişene tutunursam aptalın tekiyim,  çünkü o değişecek, aynı kalmayacak. O zaman hayal kırıklığına uğrayacağım. Bu yüzden ben hiç değişmeyeni arıyorum. Hiç değişmeyen bir şey varsa, ancak o zaman hayatın bir kıymeti ve anlamı vardır. Aksi halde her şey boşuna.’ Tüm öğretisini değişime dayandırmış.

Bu sutra çok güzeldir. Bu sutra, değişim aracılığı ile değişimi tüket, diyor. Buda bu ikinci kısmı asla söylemezdi. İkinci kısım temel olarak tantriktir. Buda her şeyin değişim olduğunu söyler; onu hisset, o zaman ona tutunmazsın. Ve ona tutunmadığın zaman, yavaş yavaş, değişen her şeyi bırakarak, kendi içine, hiç değişim olmayan merkeze düşersin. Değişeni elemeye devam et, sonunda hareket etmeyene, merkeze geleceksin… Çarkın merkezine. İşte bu yüzden Buda çark sözcüğünü dininin simgesi olarak seçmiştir: Çünkü çark hareket eder, ama çevresinde hareket ettiği merkez kıpırtısız kalır. Sansara, dünya çark gibi hareket eder. Kişiliğin çark gibi hareket eder ve en içteki öz çarkın çevresinde döndüğü merkez olur. Kıpırtısız kalır.

Buda yaşamın değişim olduğunu söyler. İlk kısma katılır. İkinci kısım temel olarak tantriktir. Değişim aracılığı ile değişimi tüket. Tantra der ki değişeni terk etme; onun içine gir. Ona tutunma, hareket et. Neden korkasın? İçine gir, onu yaşa. Olmasına izin ver ve onun içine gir. Onu kendi aracılığı ile tüket. Korkma, kaçma. Nereye kaçacaksın? Nasıl kaçabilirsin? Her yerde değişim vardır. Tantra, her yerin değişim olduğunu söyler. Nereye kaçacaksın? Nereye gidebilirsin?

Nereye gidersen git değişim olacaktır. Her tür kaçış boşunadır, bu yüzden kaçmaya çalışma. O zaman ne yapmalı? Tutunma. Değişimi yaşa, değişim ol. Ona karşı bir mücadele yaratma. İçinde hareket et. Irmak akıyor; sen de onunla ak. Yüzme bile; bırak ırmak seni götürsün. Onunla mücadele etme, onunla mücadele etmek için enerji harcama; gevşe. Salıver ve ırmakla hareket et.

Ne olacak? Çatışma olmadan, kendine has bir yönün olmadan ırmakla hareket edebilirsen, ırmağın yönü senin yönünse, aniden senin ırmak olmadığının farkına varacaksın. Irmak olmadığının farkına varacaksın! Hisset. Bir gün bir ırmakla dene. Oraya gir, gevşe ve bırak ırmak seni götürsün. Savaşma; ırmak ol. Aniden ırmağın çepeçevre her yerde olduğunu, ama senin ırmak olmadığını hissedeceksin.

Savaşırken bunu unutuyorsun. İşte bu yüzden Tantra, ‘Değişim aracılığı ile değişimi tüket’ diyor. Savaşma. Gerek yok, çünkü değişim senin içine giremez. Bu yüzden korkma. Dünyada yaşa. Korkma, çünkü dünya senin içine giremez. Yaşa. Şu ya da bu yolu seçme.

İki tür insan vardır. Bir türü, değişim dünyasına tutunur ve diğeri kaçar. Ama Tantra der ki, bu değişimdir, bu yüzden tutunmak da, kaçmak da boşunadır. Ne faydası var? Buda, ‘Değişim dünyasında kalmanın ne faydası var?’ diyor. Tantra, ‘Ondan kaçmanın ne faydası var?’ diyor.

İkisi de boşunadır. Bırak olsun. Sen onunla ilgili değilsin; o oluyor, bunun için sana ihtiyaç yok. Sen yoktun ve dünya değişiyordu, sen olmayacaksın ve dünya değişmeye devam edecek… O zaman neden endişe edesin?

Değişim aracılığı ile değişimi tüket. Bu çok derin bir mesajdır. Öfke aracılığı ile öfkeyi tüket, cinsellik aracılığı ile cinselliği tüket, açgözlülük aracılığı ile açgözlülüğü tüket, sansara aracılığı ile sansarayı tüket. Onunla savaşma, gevşe; çünkü savaşmak gerilimler yaratır, savaşmak endişe, acı yaratır ve boş yere rahatsız olursun. Bırak dünya olduğu gibi olsun.

İki tür insan vardır. Bir tür, dünyanın olduğu gibi olmasına izin veremeyenlerdir. Onlara devrimci adı verilir. Onu değiştirirler, onu değiştirmek için mücadele ederler. Onu değiştirirken tüm yaşamlarını yok ederler. Üstelik o zaten değişmektedir. Onlara gerek yoktur, kendilerini tüketmekten başka şey yapmazlar. Dünyayı değiştirirken tükenirler ve o zaten değişmektedir. Hiçbir devrime gerek yoktur. Dünya bir devrimdir; değişmektedir.

Hindistan’ın neden büyük devrimciler üretmediğini merak etmiş olabilirsin. Bu, her şeyin değiştiği görüşü yüzündendir. Neden onu değiştirmek için rahatsız oluyorsun? Ne onu değiştirebilirsin, ne de değişimi durdurabilirsin. O zaten değişiyor. Neden kendini boşa harcıyorsun?

Bir tür kişilik durmaksızın dünyayı değiştirmeye çalışır. Dini bakış açısına göre o nevrotiktir. Gerçekten de, kendine gelmeye korkar, bu yüzden devam eder ve dünyaya takıntılı olur. Devletin değiştirilmesi gereklidir, hükümetin, toplumun, yapının, ekonominin, her şeyin değiştirilmesi gereklidir ve o ölür ve ne olduğunu bildiği tek bir esriklik anı yaşamamıştır ve dünya devam eder ve çark döner durur. O pek çok devrimci görmüştür ve o hareket etmeye devam eder. Onu ne durdurabilirsin, ne de değişimi hızlandırabilirsin.

Bir gizemcinin tavrı budur: Gizemciler dünyayı değiştirmeye gerek olmadığını söylerler. Ama gizemciler de ikiye ayrılırlar. Biri dünyayı değiştirmeye gerek olmadığını, ama insanın kendini değiştirmesi gerektiğini söyler. Ki bu da değişime inanmaktır… Dünyayı değil kendini değiştirmeye.

Ama Tantra hiç kimseyi değiştirmeye gerek olmadığını söyler… Ne dünyayı, ne kendini. Mistisizmin en derin özü budur. Dünyayı değiştirmene gerek yok ve kendini değiştirmene de gerek yok. Yalnızca her şeyin değiştiğini bil yeter, değişimle süzül, değişimde gevşe, yeter.

Ve herhangi bir değişin yaratma çabası olmadığı an, tamamen gevşeyebilirsin… Çünkü çaba varsa rahatlayamazsın. O zaman gerilim olur, çünkü gelecekte değerli bir şey olacaktır: Dünya değişecektir. Dünya komünist olacaktır ya da dünyevi cennet gelecektir ya da gelecekte bir ütopya gerçekleşecektir ya da Tanrı’nın Krallığı’na ya da mokşa ya gireceksindir. Cennette bir yerde melekler seni karşılamak için beklemektedir… Ama gelecekte ‘bir yerde’. Bu tavırla gerilersin.

Tantra der ki, unut bunu. Dünya zaten değişiyor ve sen de zaten değişiyorsun. Değişim varoluştur, bu yüzden o konuda endişelenme. O sensen de oluyor zaten; sana gerek yok. Sen, gelecek için endişelenmeden, onunla süzül, o zaman, aniden, değişimin ortasında, içinde hiç değişmeyen bir merkezin farkına varacaksın, hep olduğu gibi kalan bir merkez… Hep aynı.

Bu neden oluyor? Çünkü gevşemişken, değişip duran fon bir karşıtlık sağlıyor ve onun sayesinde değişmeyeni hissedebiliyorsun. Dünyayı ya da kendini değiştirme çabası içindeyken, içindeki küçük, hareket etmeyen merkeze bakamıyorsun. Değişime öyle saplantı hissediyorsun ki, zaten olana bakmayı başaramıyorsun.

Değişim her yerde. Değişim fon, karşıtlık oluyor ve sen gevşemişsin. Bu yüzden zihninde gelecek yok… Geleceğe ilişkin düşünceler yok. Şimdi, şu andasın, her şey şu an. Her şey değişiyor ve aniden içinde hiç değişmemiş bir noktanın farkına varıyorsun. Değişim aracılığı ile değişimi tüket. İşte bu deyişle kastedilen bu: Değişim aracılığı ile değişimi tüket.

Savaşma. Ölüm aracılığı ile ölümsüz ol; ölüm aracılığı ile ölümün ölmesine izin ver. Onunla savaşma. Tantra’nın tavrını kavramak zordur, çünkü bizim zihinlerimiz bir şeyler yapmak ister ve bu yapmayıştır. Bu yalnızca gevşemektir, yapmamaktır, ama bu en gizli sırlardan biridir. Bunu hissedebilirsen, başka hiçbir şey için endişelenmez gerekmez. Bu tek teknik sana her şeyi verebilir.

O zaman hiçbir şey yapman gerekmez, çünkü değişim aracılığı ile değişimin, ölüm aracılığı ile ölümün, cinsellik aracılığı ile cinselliğin, öfke aracılığı ile öfkenin tüketildiğini bilirsin. Artık zehir aracılığı ile zehrin tüketildiği sırrını biliyorsun.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment