68. Teknik : Umutsuz ol, şimdide kal, biliş ol

by admin

Bir tavuğun civcivlerine annelik ettiği gibi, anneye özel bilişler, eylemler, gerçeklikte.

Anahtar sözcük: gerçeklikte. Sen de pek çok şeye annelik ediyorsun, ama düşlerde… Gerçeklikte değil. Sen de pek çok şey yapıyorsun, ama düşte… Gerçeklikte değil. Düşlere annelik etme, düşlerin içinde daha fazla büyümesine izin verme; enerjini düşlere verme. Kendini tüm düşlerden çek. Zor olacaktır, çünkü düşlerine çok şey yatırmışsındır. Eğer, aniden kendini düşlerinden tamamen çekersen, batıyor, ölüyor gibi hissedersin; çünkü sen hep ertelenmiş bir düşte yaşadın. Asla burada ve şu anda olmadın, hep başka bir yerde oldun. Hep umut besliyordun.

Pandora’nın kutusu hakkındaki Grek meselini duydun mu? İnsanların bir eylemini cezalandırmak için Pandora bir kutu göndermiş, kutunun içinde, şimdi insanlığı kasıp kavuran tüm hastalıklar varmış. Daha önce yokmuşlar ve kutu açıldığı zaman hastalıklar serbest kalmış. Hastalıkların görünce korkan Pandora kutuyu kapatmış. Orada yalnızca bir hastalık kalmış ve o hastalık umutmuş; aksi halde insan yok olurmuş, tüm hastalıklar onu öldürürmüş… Ama umut sayesinde yaşamaya devam etmiş.

Neden yaşıyorsun? Hiç sordun mu? Burada ve şu anda uğruna yaşanacak hiçbir şey yok. Yalnızca umut var. Sen Pandora’nın kutusunu taşıyorsun. Şu anda neden yaşıyorsun? Neden her sabah kalkıyorsun? Neden tüm güne yeniden başlıyorsun? Ve sonra yeniden, yeniden? Bu tekrar neden? Sebep ne? Şu anda, neden yaşadığına dair bir sebep bulamıyorsun. Bir şey bulsan da geleceğe dair olacak. Bir şeyin olacağına dair bir umut: Bir gün ‘bir şey’ olacak. O günün ne zaman geleceğini bilmiyorsun; ne olacağını bile bilmiyorsun… Ama bir gün ‘bir şey olacak’ ve bu yüzden yaşamaya devam ediyorsun, hayatını sürdürüyorsun.

İnsan yalnızca umut içinde yaşar ve bu yaşam değildir; çünkü umut demek düş demektir. Burada ve şu anda yaşamadığın sürece canlı değilsin. Ölü bir ağırlıksın ve tüm umut ettiklerini yerine getirecek o yarın asla gelmeyecek. Ölüm geldiğinde, ancak o zaman yarın olmadığını, artık erteleyemeyeceğini fark edersin. O zaman hayal kırıklığı yaşarsın, aldatıldığını hissedersin… Ama kimse seni aldatmadı; bütün bu kargaşanın sahibi sensin.

Şu anda, şimdi de yaşamaya çalış ve ne nitelikte olursa olsun umut besleme. O umutlar dünyevi olabilir, diğer dünyaya dair olabilir; hiç fark etmez. Dinsel olabilir… Gelecekte bir yerde, diğer dünyada, cennette, nirvanada, ölümden sonra… Ama hiç fark etmez. Umut etme. Burada ince bir umutsuzluk hissetsen bile burada kal. Burada, şimdideki andan uzaklaşma. Uzaklaşma! Acı çek, ama umudun gelmesine izin verme.

Umut aracılığı ile düş gelir. Umutsuz ol. Yaşam umutsuzsa, umutsuz ol. Bunu kabullen, ama gelecekteki bir olaya tutunma. O zaman aniden değişim olacaktır. Bir kez şu anda kalmayı başarınca düşler duracaktır… Çünkü o zaman doğamazlar. Kaynak çekildi. Sen onlarla işbirliği yapıyorsun, onlara annelik ediyorsun; işte bu yüzden doğuyorlar. Onlarla işbirliği yapma, onları besleme.

Bu sutra şöyle diyor: Anneye özel bilişler. Neden özel bilişler? Sen de annelik ediyorsun, ama sen özel teorilere annelik ediyorsun, bilişlere değil; özel yazmalara, bilişlere değil; özel hipotezlere, sistemlere, felsefelere, dünya görüşlerine… Ama asla özel bilişlere değil. Bu sutra diyor ki, onları fırlatıp at. Yazmalar, teoriler… Onların faydası yok. Kendi gerçek deneyimlerin olsun, kendine has bilişlerin. Onları besle. Ne kadar sıradan olsa da, hep senin bildiğin gerçek, özel bilişleri düşün.

Senin bildiğin herhangi bir şey var mı? Pek çok şey biliyorsun ama hepsi ödünç alınmış. Biri onları söylemiş, biri onları sana vermiş. Öğretmenler, ebeveynler, toplum senin zihnini koşullamış. Sen Tanrı’yı biliyorsun, aşkı ‘biliyorsun’, meditasyonu ‘biliyorsun’. Aslında sen hiçbir şey bilmiyorsun! Hiçbir şeyin tadını almamışsın, bütün bunlar ödünç alınmış. Başka biri tatmış, tat sana ait değil. Başka biri görmüş, ama senin de kendi gözlerin var ve sen onları kullanmamışsın. Başka biri tecrübe etmiş. Buda tecrübe etmiş, İsa tecrübe etmiş… Sen onların bilişlerini ödünç alıp duruyorsun. Onlar senin için sahte! Sana hiçbir faydaları yok. Onlar senin için cehaletten daha tehlikeli; çünkü cehalet sana ait olur, oysa bu bilgiler ödünç alınmış.

Cahil olmak daha iyi; en azından cehalet sana ait. O gerçek, dürüst ve içten! Ödünç alınmış bilgi ile yaşamaya devam etme. Aksi halde cahil olduğunu unutursun ve cahil kalırsın.

Bu sutra ne diyor: Anneye özel bilişler. Hep bir şeyi taze, doğrudan, yakın bir şekilde bilmeye çalış. Kimseye inanma. İnancın seni yoldan çıkarır. Kendine güven. Kendine güvenemiyorsan, başka birine nasıl güvenebilirsin?

Sariputta, Buda’ya gelmiş ve şöyle demiş: ‘Sana inanmaya başladım. Geldim! Sana olan inancımı arttırmama yardım et.’

Buda’nın şöyle dediği anlatılır: ‘Sen kendine inanmıyorsan, bana nasıl inanırsın? Bu yüzden beni unut. İlk önce kendine güven duy, kendine inan. Ancak o zaman başkasına güvenebilirsin.’

Bu yüzden şunu hatırla: Kendine bile güvenemiyorsan başka birine de güvenemezsin. İlk güven her zaman içeridedir. Ancak o zaman akabilir; ancak o zaman taşabilir, başkalarına ulaşabilirsin. Ama hiçbir şey bilmiyorsan nasıl güvenebilirsin? Kendine güven. Bu, başkalarının gözleri ile bakma deneyiminin yalnızca mutlak konusunda geçerli olduğunu düşünme. Sıradan deneyimlerde de öyledir. Ama sen onların sana ait olmasına izin ver. Onlar senin büyümene yardım edecek, seni olgunlaştıracaktır.

Bu gerçekten tuhaftır: Başkalarının gözleri ile bakıyorsun, başkalarının yaşamlarını yaşıyorsun. Bir güle güzel diyorsun. Gerçekte bu senin duygun mu, yoksa yalnızca çevrene yayılmış, bir gülün güzel olduğu öğretisi mi? Bu senin bilişin mi? Sen onu bildin mi? Ay ışığının iyi, güzel olduğunu söylüyorsun. Bu senin bilişin mi, yoksa yalnızca şairlerin söylediklerini mi tekrarlıyorsun? Papağan gibiysen, kendi hayatını gerçek bir biçimde yaşayamazsın. Ne öne sürersen sür, ne dersen de, ilk önce kendi içine bakarak onun kendi bilgin ve deneyimin olup olmadığını kontrol et.

Sana ait olmayan her şeyi at… Hiç faydaları yok… Sana ait olanları bağrına bas, besle; çünkü ancak bu şekilde büyüyebilirsin.

Anneye özel bilişler, yapışlar, gerçeklikte.

‘Gerçeklikte’yi hep hatırla. Bir şey yap. Gerçekten bir şey yaptığın oldu mu? Yoksa yalnızca başkalarını mı izliyordun? Yalnızca emirlere mi uyuyordun? ‘Karını sev!’ Onu hiç sevdin mi? Yoksa yalnızca öyle söylendi diye, öyle öğretildiği için bir görevi mi yerine getiriyordun? Karını sev, anneni sev, babanı sev, kardeşini sev!’ Sen seviyorsun ve itaat ediyorsun! Sen hiç gerçekten sevdin mi? Hiçbir öğretinin olmadığı ve kimseyi takip etmediğin bir sefer oldu mu? Hiç gerçekten aşık oldun mu? Kendini kandırabilirsin; ‘Evet!’ diyebilirsin. Ama bir şey söylemeden önce anla. Aşık olmuşsan, dönüşmüşsündür; özel aşk eylemi seni dönüştürmüştür. Ama aşkın sahteyse, dönüştürmemiştir seni. Tüm yaşam sahte olmuştur. Sana ait olmayan şeyler yapıp duruyorsun. Sana ait olanı gerçekleştir ve ona annelik et.

Buda iyidir ama onu takip edemezsin. İsa iyidir, güzeldir, ama onu takip edemezsin. Eğer takip edersen, sen çirkinleşirsin. Karbon kopya olursun. Sahte olursun, varoluş tarafından kabul edilmezsin. Sahte olan hiçbir şey kabul edilmez. Buda’yı sev, İsa’yı sev; ama sen onların karbon kopyaları olma. Taklit etme. Hep kendi kişiliğinin kendi yolunda gitmesine izin ver. Bir gün Buda gibi olacaksın, ama yol temel olarak senin olacak. Bir gün İsa olacaksın. Bir şey kesindir: Yol ne olursa olsun, ne tecrübe edersen et, gerçek olmalıdır ve sana ait olmalıdır. O zaman bir gün erişirsin. Sahtelik ile gerçeğe erişemezsin; sahtelik seni daha fazla sahteliğe götürür.

Bir şey yap ve kimseyi takip etmeden, senin yaptığını çok iyi bilerek yap bunu. O zaman çok küçük bir eylem, bir gülümseme bile satorinin, samadhinin, kozmik bilincin kaynağı olabilir. Evine dönüyorsun ve çocuklarına gülümsüyorsun. O gülümseme sahtedir; rol yapıyorsun. Gülümsüyorsun, çünkü bir gülümseme bekleniyor. Bu yüzüne resmedilmiş bir gülümseme. Dudaklar dışında, içinde hiçbir şey gülümsemiyor. Dudaklarını kullanıyorsun, gülümsemen mekanik. Buna öyle alışabilirsin ki, nasıl gülümseneceğini tamamen unutabilirsin. Kahkaha atabilirsin, ama kahkaha merkezinden gelmiyor olabilir.

Hep hatırla, ne yapıyor olursan ol, işin içine merkezinin de karışıp karışmadığını gözlemle; çünkü karışmıyorsa tek bir şey bile yapmamak daha iyidir. Yapma! Kimse seni bir şey yapmaya zorlamıyor. Yapma! Enerjini başına gerçek bir şeyin geleceği an için sakla; o zaman yap. Gülümseme, enerjini sakla. Gülümseme gelecektir ve o zaman seni tamamen değiştirecektir. O zaman eksiksiz olacaktır. O zaman bedenindeki her hücre gülümseyecektir. O zaman bu bir patlama olacaktır… Resmedilmiş bir şey değil.

Çocuklar anlar, onları aldatamazsın. Onların aldatabildiğin an, artık çocuk değildirler. Gülümsemenin ne zaman sahte olduğunu anlarlar, fark edebilirler; gerçek olan herkes fark edebilir. Gözyaşların sahtedir, gülümsemen sahtedir. Bunlar küçük eylemler, ama sen küçük eylemlerden oluşmuşsun. Bu yüzden büyük bir şey yapmayı düşünme… Bunu o zaman yapacağını düşünme. Küçük şeylerde sahteysen, hep sahte olacaksın.

Büyük şeylerde sahte olmak kolaydır. Küçük şeylerde sahteysen, büyük şeylerde sahte olmak da çok kolay olacaktır, çünkü hep büyük şeyler sergilenir. Onlar başkalarının görmesi içindir, bu yüzden kolaylıkla sahte olabilirsin.  Azizliğe saygı duyuluyorsa aziz olabilirsin… Yalnızca sergilenen bir eser. Aziz olabilirsin, çünkü buna saygı duyuluyordur ve egoyu tatmin eden türden bir şeydir, ama hepsi sahte olacaktır. Bir düşün, toplum Sovyet Rusya’da ya da Çin’de olduğu gibi tavırlarını değiştirirse, o anda azizler kaybolur… Çünkü onlara saygı duyulmamaktadır.

Dostlarımdan birini hatırlıyorum, Stalin’in zamanında Sovyet Rusya’ya giden bir Budist bhikku idi. Bana, ne zaman biri onunla el sıkışacak olsa, karşısındaki kişinin, ‘Sende burjuva elleri var’ dediğini anlattı. Çok güzel elleri vardı. Bir bhikku olarak hiç iş yapmamıştı; bir dilenciydi, bir kraliyet dilencisi, bu yüzden hiç iş yapmamıştı. Elleri pürüzsüz, güzel, kadınsıydı. Hindistan’da, ne zaman biri ellerine dokunsa, ‘Çok güzel!’ derdi. Rusya’da, ne zaman biri ellerine dokunsa uzaklaşıyordu ve gözlerine kınama doluyor, ‘Sende burjuva elleri var, sömüren birinin elleri’ diyordu. Dostum geri döndü ve bana şöyle dedi: ‘Orada öyle kınanmış hissettim ki işçi olmaya can attım.’

Rusya’da azizler yok oldu, çünkü artık onlara saygı duyulmuyor. Orada var olan onca azizlik yalnızca gösteriydi; bir vitrin nesnesiydi, resmedilmişti. Artık Rusya’da yalnızca gerçek azizler var olabilir. Gerçek olmayanlar için olasılık yoktur, çünkü orada aziz olmak için mücadele etmek zorundasın ve tüm toplum sana karşı çıkar. Hindistan’da, hayatta kalmanın ve var olmanın en kolay yolu aziz olmaktır. Herkes sana saygı duyar. Sahte olabilirsin, sahtelik karlıdır.

Şunu hatırla: Sabahtan itibaren, gözlerini açar açmaz, gerçek ve orijinal olmaya çalış. Sahte olan hiçbir şey yapma. Yalnızca yedi gün için, hatırla. Sahte olan hiçbir şey yapma. Her ne kaybedilirse, bırak kaybolsun. Her ne kaybedersen, kaybet. Ama gerçek kal, o zaman bu yedi günde içinde yeni bir yaşam hissedeceksin. Ölü katmanlar kırılacak ve yeni, canlı bir akım içine girecek. İlk defa, kendini yeniden canlı hissedeceksin… Bir diriliş.

Anneye özgü eylemler… Anneye özgü bilişler… Gerçeklikte… Düşte değil. Ne yapmak istersen yap, ama düşün… Aslında onu sen mi yapıyorsun, yoksa senin aracılığın ile annen mi yapıyor, baban mı yapıyor? Çünkü ölü insanlar, ölü ebeveynler, toplumlar, uzun zaman önce göçüp gitmiş eski nesiller hala senin içinde işlev gösteriyor. Öyle koşullanmalar yarattılar ki sen onları tatmin edip duruyorsun… Onlar da kendi ölü anne ve babalarını tatmin ediyordu. Sen de kendi ölü anne babanı tatmin ediyorsun ve kimse tatmin olmuyor. Ölü birini nasıl tatmin edebilirsin? Ama ölüler senin aracılığınla yaşıyor.

Bir şey yaparken hep gözlemle: Senin aracılığın ile baban mı yapıyor, sonra sen mi yapıyorsun? Öfkelendiğin zaman, senin öfken mi, yoksa baban böyle mi öfkelenirdi? Sen yalnızca taklit ediyorsun. Düzenlerin sürdüğünü, tekrarlandığını gördüm. Evlenirsen, evliliğin annenin ve babanın evliliğinin aynısı olacak. Sen baban gibi davranacaksın, karın annesi gibi davranacak ve aynı kargaşayı baştan yaratacaksınız. Öfkelendiğin zaman gözlemle: Orada sen mi varsın, başkası mı? Sevdiğin zaman hatırla, sen mi konuşuyorsun, öğretmenin mi? Bir jest yaptığında hatırla, senin mi, yoksa elinde bir başkası mı var? Zor olacak, ama sadhana budur. Tinsel çaba bu anlama gelir.

Her tür sahteliği bırak. Bir süre belli bir sıkıcılık hissedebilirsin; çünkü tüm sahteliklerin geride kalacaktır ve gerçeğin gelip kendini göstermesi zaman alacaktır. Boş bir dönem olacaktır. Bırak o dönem olsun, korkma. Önünde sonunda sahte benliklerin geride kalacak, maskeler düşecek ve gerçek yüzün ortaya çıkacak. Ancak o gerçek yüz aracılığı ile Tanrı ile yüz yüze gelebilirsin. İşte bu yüzden bu sutra şöyle der:

Bir tavuğun civcivlerine annelik ettiği gibi, anneye özel bilişler, eylemler, gerçeklikte.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment