69. Teknik : Tutsaklık ve özgürlüğün ötesine geçin

by admin

Gerçekte tutsaklık ve özgürlük ilişkili olduğundan, bu sözcükler ancak evren karşısında dehşete düşenler içindir. Bu evren zihinlerin yansımasıdır. Suda tek bir güneşten yansıyan pek çok güneş gördüğün gibi, aynı şekilde tutsaklık ve özgürleşmeyi de gör.

Bu çok derin bir tekniktir, en derin tekniklerden biridir ve yalnızca nadir zihinler onu denemiştir. Zen bu tekniğe dayalıdır. Bu teknik çok zor bir şey söylemektedir… Kavraması zor, ama tecrübe etmesi zor değil. Ama ilk önce kavraman gereklidir.

Bu sutra, dünya ve nirvananın iki ayrı şey olmadığını, bir olduklarını söyler; cennet ve cehennem iki ayrı şey değildir, birdir; tutsaklık ve özgürleşme iki ayrı şey değildir, birdir. Bu zordur, çünkü biz bir şeyi ancak kutupsal zıtlara ait terimleri ile kolayca anlayabiliriz.

Bu dünyanın tutsaklık olduğunu söyleriz, o zaman bu dünyadan nasıl çıkılıp özgürleşilecektir? O zaman özgürleşme zıt bir şeydir, tutsaklığın olmadığı bir şeydir. Ama bu sutra ikisinin aynı olduğunu söylüyor, özgürleşme ve tutsaklık aynı ve ikisinden de kurtulmadığın sürece özgür kalmış sayılmazsın. Tutsaklık bağlar, özgürleşme de bağlar. Tutsaklık köleliktir, özgürleşme de köleliktir.

Bunu anlamaya çalış. Tutsaklığın ötesine geçmeye çalışan birine bak. Ne yapıyor? Evini terk ediyor, ailesini terk ediyor, servetini terk ediyor, dünyevi şeyleri terk ediyor, tutsaklıktan, dünyanın zincirlerinden kurtulmak için toplumu terk ediyor. Sonra kendisi için yeni zincirler yaratıyor. O zincirler olumsuzdur.

Paraya dokunamayan bir aziz gördüm. Saygı duyulan biri… Paraya deli olanların saygı duyduğu biri. O diğer kutba gitmiş. Eline para koysan, zehirmiş gibi ya da eline akrep koymuşsun gibi yere fırlatır onu. Onu fırlatır ve korkar. Bedenine ince bir titreme gelir. Ne oluyor? O parayla savaşıyor. Eskiden açgözlü bir adam olmalı… Çok açgözlü. Ancak bu durumda diğer aşırı uca gidebilir. Para konusunda çok saplantılı olmuş olmalı. Hala saplantılı, ama şimdi zıt yönde. Bununla beraber, saplantı hala orada.

Kadın yüzüne bakamayan bir sannyasin gördüm. Korkuyor. Gözlerini indiriyor, yanında bir kadın varken asla başını kaldırmıyor. Sorun ne? Eskiden cinselliğe takıntılı olmalı. Hala takıntılı, ama eskiden şu ya da bu kadının peşinden koşarken, şimdi kadınlardan kaçıyor… Bütün kadınlardan. Ama hala kadınlar konusunda saplantılı. Peşlerinden koşuyor da onlardan kaçıyor da olsa, takıntı hala orada. O artık kadınlardan kurtulduğunu düşünüyor, ama bu yeni bir tutsaklık. Tepki ile özgürleşemezsin. Karşı çıktığın şey seni olumsuz açıdan bağlar; ondan kaçamazsın. Biri dünyaya karşıysa ve özgürleşme tarafındaysa, özgürleşemez; dünyada kalır. Karşı olma tavrı tutsaklıktır.

Bu sutra çok derindir, der ki:

Gerçekte tutsaklık ve özgürlük göreceli olduğundan…

Zıt değiller, göreceliler. Özgürlük nedir? ‘Tutsak olmamaktır’ dersin. O zaman tutsaklık nedir? ‘Özgür olmamaktır’ dersin. İkisini de birbiri ile tanımlayabilirsin. Tıpkı sıcak ve soğuk gibidirler, zıt değil. Sıcak nedir ve soğuk nedir? Yalnızca aynı olgunun dereceleridir… Isı dereceleri… Ama olgu aynıdır ve onlar görecelidir. Bir kova soğuk su ve bir koca sıcak su olsa ve bir elini soğuk, bir elini sıcak suya soksan, ne hissedersin? Bir ısı farkı.

İlk önce iki elini buza koysan, sonra iki elini sıcak ve soğuk suya soksan ne olur? Yine bir fark hissedersin. Soğuk elin sıcak suda, öncekine göre daha sıcak hisseder. Ve diğer elin soğuk sudan da soğuk olmuştur, o zaman bu su da sıcak gelir; onu serin gibi hissetmezsin. Görecelidir. Yalnızca derece farkı vardır, ama olgu aynıdır.

Tantra der ki tutsaklık ve özgürleşme, sansara ve mokşa, iki ayrı şey değildir, yalnızca göreceli bir olgudur… Aynı şeyin dereceleri. Bu yüzden Tantra benzersizdir. Tantra der ki, yalnızca tutsaklığından değil, mokşadan da kurtulman gerekir. İkisinden birden özgürleşmezsen: Özgürleşmezsen…

Bu yüzden ilk şey: Hiçbir şeye karşı çıkmaya çalışma, çünkü ona ait bir şeye geçersin. Zıt görünür, ama değildir. Cinsellikten brahmacharyaya geçme. Cinsellikten brahmacharyaya geçmeye çalışırsan, brahmacharyan cinsellikten başka bir şey olmaz. Açgözlülükten tokgözlülüğe geçme, çünkü tokgözlülük de yine ince bir açgözlülük olacaktır. İşte bu yüzden bir gelenek sana açgözlü olmamayı öğretiyorsa, bu sana bir kar motivasyonu verir.

Bir azizle kalıyordum ve adam takipçilerine şöyle dedi: ‘Açgözlülüğü bırakırsan diğer dünyaya çok şey elde edersin. Açgözlülüğü bırakırsan, diğer dünyada çok şey alırsın!’ Açgözlü olanlar, diğer dünyaya açgözlülükle bakanlar bu sözlerden etkilenir. Motive olabilirler ve kazanmak için pek çok şeyi bırakmaya razı olabilirler. Ama kazanç motivasyonu aynı kalır; aksi halde açgözlü bir adam nasıl tokgözlülüğe geçebilir? Açgözlülüğünü derinlemesine tatmin eden bir motivasyon olmalıdır.

Bu yüzden zıt kutuplar yaratma. Tüm zıtlar birbirleri ile ilişkilidir; aynı olgunun farklı dereceleridir. Bunun farkına varırsan, iki kutbun aynı olduğunu söylersin. Bunu hissedebilirsen, iki kutbun aynı olduğunu hissedebilirsen ve bu duygu derinleşirse, ikisinden de kurtulursun. O zaman ne sansarayı, ne mokşayı savunursun. Gerçekten de, o zaman hiçbir şey istiyor olmazsın; istemeyi bırakmış olursun. Bu bırakışta, özgürleşirsin. Bu, her şeyin aynı olduğu duygusunda gelecek bırakılmış olur. Şimdi nereye gidebilirsin? Açgözlülük ve tokgözlülük aynıysa, şiddet ve şiddetsizlik aynıysa, insan nereye gidebilir?

Gidecek hiçbir yer yok. O zaman hareket sona erer; gelecek yoktur. Hiçbir şey arzulayamazsın, çünkü tüm arzular aynı olur; yalnızca derece farkı vardır. Ne arzulayabilirsin ki? Bazen insanlara soruyorum (bana geldiklerinde soruyorum): ‘Gerçekten ne arzuluyorsun?’ Arzuları oldukları hale bağlı. Açgözlüyseler tokgözlülüğü arzuluyorlar; cinselliğe saplantılıysalar brahmacharyayı, cinselliğin ötesine geçmeyi arzuluyorlar; çünkü cinsellikleri içinde acı çekiyorlar.

Ama bu brahmacharya arzusu onların cinselliğine dayalı, kökleri orada. ‘Bu dünyadan nasıl kurtulurum?’ diye soruyorlar. Dünya çok fazla üstlerinde, çok fazla yüklenmişler ve ona çok fazla tutunuyorlar. Sen ona tutunmadığın sürece dünya sana yük oluşturamaz. Yük zihninde… Yük yüzünden değil, senin yüzünden, onu sen taşıyorsun. Onlar tüm dünyayı taşıyorlar; sonra çok yüklenmiş hissediyorlar. Bu acı deneyimin zıddı konusunda yeni bir arzu yaratıyor, böylece zıddı özlemeye başlıyorlar.

Para peşinde koşuyorlardı, bu yüzden şimdi meditasyon peşinde koşuyorlar. Bu dünyadan bir şeyin peşinde koşuyorlardı; şimdi o dünyadan bir şeyin peşinde koşuyorlar. Ama koşmaları aynı kalıyor ve sorun da koşmaları. Hedef önemli değil. Asıl sorun arzu. Arzuladığın şey anlamsız. Arzun zaten sorun olan şey ve sen hedef değiştirip duruyorsun. Bugün A’yı arzuluyorsun, yarın B’yi arzuluyorsun ve değiştiğini düşünüyorsun. Sonra ertesi gün C’yi arzulamaya başlıyorsun ve dönüştüğünü düşünüyorsun. Ama sen aynısın. A’yı, B’yi, C’yi arzuladın ve A-B-C sen değilsin. Arzun. İşte sen busun ve bu aynı kalıyor. Tutsaklık arzuluyorsun, sonra hayal kırıklığına uğruyorsun, canına tak ediyor; sonra özgürleşmeyi arzuluyorsun. Arzuluyorsun ve arzu bir tutsaklıktır.

Bu yüzden özgürleşmeyi arzulayamazsın. Arzu tutsaklıktır, bu yüzden özgürleşmeyi arzulayamazsın. Arzu sona erdiği zaman özgürleşme olur. İşte bu yüzden bu sutra şöyle der: Gerçekte tutsaklık ve özgürlük görecelidir.

Bu yüzden, zıdda saplantılı olma.

‘Bu sözcükler yalnızca evren karşısında dehşete düşenler içindir.’ Bu tutsaklık ve özgürlük sözcükleri evren karşısında dehşete düşenler içindir.

Bu evren zihinlerin yansımasıdır.

Bu evrende her ne görüyorsan, bir yansımadır. Tutsaklık gibi görünüyorsa, bu senin yansıman demektir. Özgürleşme gibi görünüyorsa, yine senin yansımandır.

Suda tek bir güneşten yansıyan pek çok güneş gördüğün gibi, aynı şekilde tutsaklık ve özgürleşmeyi de gör.

Güneş yükselir ve pek çok havuz vardır… Kirli ve temiz, büyük ve küçük, güzel ve çirkin… Tek bir güneş pek çok havuzda yansır. Yansımaları sayan biri pek çok güneş olduğunu düşünür. Yansımalara değil gerçekliğe bakan biri tek bir güneş görür. Dünyaya bakış tarzın seni yansıtır. Hırsızsan, tüm dünya aynı meslekteymiş gibi görünür.

Bir kez Nasrettin Hoca ve karısı balık tutmaya gitmiş ve gittikleri yerde yalnızca lisans sahipleri balık tutabiliyormuş. Aniden bir polis memuru belirmiş. Hoca’nın karısı şöyle demiş: ‘Hoca, senin lisansın var, bu yüzden sen koşarak uzaklaş. Bu arada ben de kaçayım.’

Böylece Hoca koşmaya başlamış. Koşmuş, koşmuş, koşmuş… Polis memuru da takip etmiş. Elbette, Hoca karısını orada bırakıp koşunca polis onu takip etmiş. Hoca kalbi patlayacak hale gelene kadar koşmuş. Ama sonra polis memuru onu yakalamış. Polis de ter içindeymiş. ‘Lisansın nerede?’ diye sormuş. Hoca belgelerini çıkarmış. Polis belgelere bakmış ve sormuş: ‘O zaman neden koşuyordun, Nasreddin? Neden benden kaçtın?’

Nasreddin, ‘Bir doktora gidiyorum ve o her yemekten sonra yarım mil koş dedi’ demiş.

Polis memuru sormuş: ‘Tamam, ama peşinden koştuğumu, seni kovaladığımı gördün, bağırdığımı duydun, neden durmadın?’

Nasreddin şöyle demiş: ‘Senin de aynı doktora gidiyor olabileceğini düşündüm.’

Çok mantıklı; olan da bu işte. Çevrende her ne görüyorsan, gerçek şeyden çok bir yansıma. Her yerde kendi yansımanı görüyorsun. Değiştiğin an yansıma da değişiyor. Tamamen sessiz olduğun an tüm dünya sessizleşiyor. Dünya bir tutsaklık değil; tutsaklık bir yansıma. Dünya bir özgürleşme de değil; özgürleşme de bir yansıma.

Buda tüm dünyayı nirvana içinde bulur. Krishna tüm dünyayı esriklik, mutluluk içinde kutlama yaparken bulur; acı yoktur. Ama Tantra der ki, her ne görüyorsan bir yansımadır, ta ki tüm görüşler kaybolana, yalnızca üzerinde hiçbir şey yansımayan ayna görülene kadar. Gerçek odur.

Bir şey görülüyorsa, yalnızca bir yansımadır. Gerçek birdir; yansımaları pek çok olabilir. Bu bir kez anlaşılınca (teorik olarak değil, varoluşsal olarak, deneyim aracılığı ile) özgürleşirsin, tutsaklığından ve özgürleşmenden kurtulursun.

Aydınlandığı zaman biri Naropa’ya sormuş: ‘Şimdi özgür kaldın mı?’

Naropa şöyle demiş: ‘Hem evet hem hayır. Evet tutsak değilim ve hayır, özgür değilim; çünkü o özgürleşme de tutsaklığın bir yansımasıydı. Tutsaklık yüzünden onu düşünüyordum.’

Şu şekilde bak: Hastasın, o zaman sağlıklı olmayı özlersin. O sağlık özlemi hastalığının bir parçası. Gerçekten sağlıklıysan, sağlıklı olmayı özlemezsin. Nasıl yapabilesin? Gerçekten sağlıklıysan, özlem nerede? Ne gerek var? Gerçekten sağlıklıysan, asla sağlıklı olduğunu hissetmezsin. Yalnızca hasta insanlar sağlıklı olduklarını hisseder. Ne gereği var? Sağlıklı olduğunu nasıl hissedebilirsin? Sağlıklı doğduysan ve hiç hasta olmadıysan, sağlığını hissedebilir misin? Sağlık orada, ama hissedilemez. Ancak karşıtlık aracılığı ile, zıddı aracılığı ile hissedilebilir. Şeyler ancak zıddı aracılığı ile hissedilebilir. Hastaysan sağlığı hissedebilirsin… Ve sağlıklı hissediyorsan, unutma, hala hastasın.

Bu yüzden Naropa diyor ki: ‘Hem evet, hem hayır. Evet, çünkü artık tutsaklık yok, ama tutsaklıkla birlikte özgürleşme de kayboldu; işte bu yüzden hayır. O diğerinin bir parçasıydı. Artık ikisinin de ötesindeyim… Ne tutsağım, ne özgürüm.’

Dini bir arayış, bir arzu haline getirme. Mokşayı, özgürleşmeyi, nirvanayı bir arzu nesnesi haline getirme. Ancak hiç arzu olmadığında gerçekleşir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment