73. Teknik : Bulutsuz gökyüzünün berraklığına gir

by admin

Yazın tüm gökyüzünü sonsuzca berrak gördüğünde, aynı berraklığa gir.

Yazın tüm gökyüzünü sonsuzca berrak gördüğünde, aynı berraklığa gir.

Zihin bir kargaşadır; hiç berraklığı yoktur. Ve zihin daima kalabalıktır, daima bulutludur; asla açık gökyüzü değildir, bulutsuz, boş değildir. Zihin böyle olamaz. Zihnini berraklaştıramazsın; zihnin doğasında böyle olmak yoktur. Zihin berrak olmadığı durumda kalacaktır. Zihni geride bırakabilirsen, aniden zihni aşar, ondan çıkabilirsen, berraklık başına gelir. Sen berrak olabilirsin ama zihin olamaz. Berrak zihin diye bir şey yoktur; asla olmamıştır ve asla olmayacaktır. Zihin berrak olmamak, kargaşa demektir.

Zihnin yapısını anlamaya çalış ve o zaman bu teknik senin için berrak olacaktır. Zihin nedir? Daimi bir düşünce süreci, daimi bir düşünce alayı… İlgili, ilgisiz, anlamlı, anlamsız… Her yerden toplanmış pek çok çok-boyutlu izlenim. Tüm yaşam bir toplamadır, toz toplamadır. Ve bu sürer, sürer.

Bir çocuk doğar. Çocuk berraktır, çünkü zihin yoktur. Zihin belirdiği an berrak olmayış, kargaşa da başlar. Bir çocuk berraktır, bir berraklıktır, ama bilgi, kültür, din, koşullanma toplaması gereklidir. Gerekli, faydalı… Her yerden, pek çok kaynaktan pek çok şey toplaması gerekecektir… Zıt, çelişkili kaynaklardan. Binlerce, binlerce kaynaktan toplayacaktır. O zaman zihin bir pazar yeri, bir kalabalık olacaktır ve bunca kaynak yüzünden kargaşa olacaktır. Ve ne toplarsan topla hiçbir şey kesin değildir, çünkü bilgi daima büyüyen bir iştir.

Birinin bana anlattığı bir hikayeyi hatırlıyorum. Adam büyük bir araştırmacıydı ve bana, beş sene boyunca tıp fakültesinde ona ders veren bir profesörü anlattı. Profesör, konusunda büyük bir alimmiş. Yaptığı son şey öğrencilerini toplayıp onlara şunu söylemek olmuş: ‘Size bir şey daha öğretmeliyim. Her ne öğretmişsem, yalnızca yüzde ellisi doğru, kalan yüzde elli tamamen yanlış. Ama sorun şu, hangi yüzde elli doğru, hangi yüzde elli yanlış… Bilmiyorum.’

Tüm bilgi anıtı böyledir. Hiçbir şey kesin değildir, kimse bilmez, herkes el yordamı ile ilerler. El yordamı ile sistemler yaratırız ve binlerce, binlerce sistem vardır. Hindular bir şey söyler, Hıristiyanlar başka bir şey söyler, Müslümanlar bambaşka bir şey söyler. Hepsi çelişkilidir, hepsi birbiri ile çelişir; hiçbir anlaşma, hiçbir kesinlik yoktur. Ve tüm bu kaynaklar zihninin kaynaklarıdır. Toplarsın: Zihnin bir hurdalık haline gelir; orada kargaşa olur. Yalnızca fazla bilgisi olmayan insan emin olabilir. Ne kadar çok bilgin olursa, o kadar kararsız olursun.

İlkel insanlar daha emindi ve daha berrak görünüyordu. Hiçbir berraklık yoktu. Yalnızca onlarla çelişecek gerçeklerin farkında değillerdi. Çağdaş zihin daha karmaşıksa, sebebi çağımızda daha çok şeyin bilinmesidir. Daha fazla biliyorsan kafan daha fazla karışır; çünkü artık daha fazla bilgin var ve ne kadar çok bilirsen o kadar kararsız olursun. Yalnızca ahmaklar emin olabilir, yalnızca ahmaklar dogmatik olabilir, yalnızca ahmaklar asla tereddüte düşmez. Ne kadar çok bilirsen, ayakların o kadar havada kalır, o kadar tereddüte düşersin. Söylemek istediğim şu, zihin ne kadar çok büyürse, zihnin doğasının kargaşa olduğu o kadar çok bilirsin.

Yalnızca ahmaklar emin olabilir derken, bir ustanın ahmak olduğunu kastetmiyorum. Çünkü o kararsız değildir. Farkı hatırla. O emin değildir, kararsız değildir. Yalnızca berraktır. Zihin ile, kararsızlık vardır; ahmak zihin ile, eminlik vardır. Zihinsizlikle, eminlik ve kararsızlık, ikisi de kaybolur.

Buda bir berraklık, bir uzam, boş uzaydır. O emin değildir… Emin olunacak hiçbir şey yoktur. O kararsız değildir, çünkü kararsız olunacak hiçbir şey yoktur. Yalnızca kesinlik arayan biri kararsızlığa düşebilir. Zihin daima kararsızdır ve daima kesinlik aramaktadır, daima kargaşa içinde, daima berraklık arayan. Bir usta, zihni geride bırakandır ve zihinle her şey kargaşadır, her şey kesinliktir, her şey kararsızlıktır; her şey geride bırakılır.

Şu şekilde bak: Bilincin tıpkı gökyüzü gibidir ve zihnin tıpkı bulutlar gibidir. Bulutlar gökyüzüne dokunamaz. Onlar gelir, giderler; geride hiçbir yara izi kalmaz. Gökyüzü bakir kalır: Kayıt yok, ayak izi yok, bulutlardan kalan hiçbir şey yok, anı yok. Onlar gelirler ve giderler; gökyüzü lekesiz kalır. Sende de böyledir: Bilinç lekesiz kalır. Düşünceler gelir, giderler, zihinler evrimleşir ve kaybolur. Tek bir zihnin olduğunu düşünme; pek çok zihnin var, bir kalabalık var. Zihinlerin değişir durur.

Bir komünistten, o zaman belirli bir zihin türün var. Komünizmi bırakıp komünizm karşıtı olabilirsin. O zaman farklı bir zihnin olur; yalnızca farklı da değil, tamamen zıt. Elbise değiştirir gibi zihinlerini değiştirip durabilirsin. Değiştirir durursun. Sen farkında olmayabilirsin. Bu bulutlar gelir, giderler. Berraklığa, ancak gökyüzünün farkına varırsan erişilebilir; eğer odağın değişirse. Gökyüzüne odaklanmamışsan bulutlara odaklanmışsındır. Bulutları bırak, gökyüzüne odaklan.

Bu teknik şöyle diyor:

Yazın tüm gökyüzünü sonsuzca berrak gördüğünde, aynı berraklığa gir.

Gökyüzü üzerine meditasyon yap; bulutsuz bir yaz göğü, sonsuzca boş ve berrak, üzerinde hareket eden hiçbir şey yok, bütün bakirliği içinde. Onun üzerine tefekküre dal, onun üzerine meditasyon yap ve bu berraklığa gir. Bu berraklık ol, bu uzay gibi berraklık ol.

Açık, bulutsuz gökyüzü üzerine meditasyon yaparsan, aniden zihnin kaybolduğunu, zihnin geride kaldığını hissedersin. Boşluklar olur. Aniden, sanki içine berrak gökyüzü girmiş gibi hissedersin. Aralıklar olur. Bir süre için, düşünceler kesilir… Tıpkı trafiğin durması, hiç kimsenin hareket etmemesi gibi.

Başlangıçta yalnızca birkaç saniyeliğine olur, ama bu anlar bile dönüştürücüdür. Yavaş yavaş zihin yavaşlar, daha büyük aralıklar belirir. Dakikalarca düşünce olmaz, bulut olmaz. Ve hiç düşünce olmadığında, bulut olmadığında, dışarıdaki gökyüzü ile içerideki gökyüzü bir olur, çünkü tek engel düşüncedir, duvarı yaratan düşüncedir; sırf düşünce yüzünden dışsal olan dışsal, içsel olan içsel olarak kalır. Düşünce yokken dışsal ile içsel arasındaki sınırlar kalkar, bir olurlar. Gerçekte sınırlar zaten yoktu. Yalnızca düşünce yüzünden, engel yüzünden öyle görünüyordu.

Gökyüzü üzerine meditasyon yapmak güzeldir. Uzan ki yeryüzünü unutabilesin; ıssız bir plajda, herhangi bir yerde sırt üstü uzan ve gökyüzüne bak. Ama berrak bir gökyüzü faydalı olur. Bulutsuz, sonsuz… Yalnızca bakarak, gökyüzünü izleyerek, onun berraklığını hisset… Bulutsuzluğunu, sınırsız boşluğunu… Ve sonra o berraklığa gir, onunla bir ol. Gökyüzü, uzay olmuşsun gibi hisset.

Başlangıçta, sırf gökyüzü üzerine meditasyon yaparak, başka hiçbir şey yapmayarak, aralıklar belirmeye başlar, çünkü her ne görüyorsan içine girer. Her ne görüyorsan seni içten uyandırır; her ne görüyorsan resmedilir, yansıtılır.

Bir bina görüyorsun. Yalnızca göremezsin onu; o anda içinde bir şey olmaya başlar. Bir adam, bir kadın, bir araba görüyorsun… Herhangi bir şeyi. O yalnızca dışarıda değildir, içeride bir şey başlamıştır, yansıması başlamıştır ve sen ona tepki vermeye başlamışsındır. Bu yüzden gördüğün her şey seni şekillendirir, seni sen yapar, seni değiştirir, sen yaratır. Dışarısı daima içerisi ile ilişkilidir.

Açık gökyüzüne bakmak iyidir. Sırf boşluk güzeldir, orada sınır yoktur. Senin kendi sınırların kaybolur, çünkü sınırsız gökyüzü içinde yansır. Ve eğer gözlerini kırpmadan bakabilirsen, bu iyi olacaktır. Gözlerini kırpmadan bakabilirsen. Çünkü gözlerini kırparsan, düşünce süreçlerin devam eder. Gözlerini kırpmadan bak. Boşluğa bak, o boşluğa git, onunla bir olduğunu hisset ve her an gökyüzü içine girecektir.

İlk önce sen gökyüzüne giriyorsun, sonra gökyüzü senin içine giriyor. Ve bir buluşma oluyor: İçsel gökyüzü dışsal gökyüzü ile buluşuyor. O buluşmada fark ediş vardır. O buluşmada zihin yoktur, çünkü buluşma yalnızca zihin orada değilken gerçekleşebilir. O buluşmada ilk defa zihinsiz olursun. Kargaşa olmaz. Kargaşa zihinsiz var olamaz. Acı olmaz, çünkü acı da zihinsiz var olamaz.

Bu gerçeği  gözlemlediğin hiç oldu mu? Acının zihinsiz var olamadığını? Zihinsizken acı çekemezsin. Kaynak orada değildir. Sana bu acıyı kim sağlayacak? Kim sana acı verecek? Ve aynısı diğer yönden de doğrudur: Zihnin olmadan sen acı çekemezsin ve zihnin varken mutlu da olamazsın. Zihin asla mutluluk kaynağı da olamaz.

İçsel ve dışsal gökyüzü buluştuğunda, tek bir an için bile olsa zihin kaybolur ve sen yeni bir yaşamla dolarsın. O yaşamın niteliği tamamen farklıdır. O sonsuz, ölümle kirlenmemiş, hiçbir korku ile kirlenmemiş yaşamdır. O buluşmada sen burada ve şu anda, şimdide olursun… Çünkü geçmiş düşüncelere aittir, gelecek düşüncelere aittir. Geçmiş ve gelecek zihninin parçalarıdır. Şimdi varoluştur. Senin zihninin bir parçası değildir.

Bu an zihnine ait değildir. Geçmiş olan an ona aittir; henüz gelmemiş olan an ona aittir. Bu an asla sana ait değildir. Tersine, sen bu ana aitsin. Sen burada varsın, şu anda, burada. Zihnin başka bir yerde vardır, daima başka bir yerde.

Yükünü at.

Bir sufi gizemciyi okuyordum. Issız bir yolda yolculuk ediyormuş, yol terk edilmişmiş ve öküz arabası ile bir çiftçi görmüş. Araba çamura saplanmışmış. Çiftçi öküz arabasında elma taşıyormuş, ama kaba yolda bir yerde arabanın arka tahtası çözülmüş ve elmalar saçılmış. Ama o bunun farkında değilmiş; çiftçi farkında değilmiş.

Arabası çamura saplanınca ilk önce bir şekilde çıkarmaya çalışmış, ama tüm çabalar boşunaymış, bu yüzden, ‘Şimdi arabamın yükünü boşaltmalıyım, o zaman çekip çıkartabilirim’ diye düşünmüş. Arkasına bakmış. Geriye bir düzine elma bile kalmamışmış. Yük tamamen gitmiş. Acısını hissedebilirsin. Sufi çileden çıkan çiftçinin yorumunu anlatıyor anılarında. Adam demiş ki: ‘Saplandı, kahrolası! Saplandı!..’ Ve indirecek tek bir lanet elma bile yok!’ Tek olasılık, arabayı çekebilmek için yükü indirmekmiş; ama şimdi… İndirecek yük yokmuş!

Neyse ki sen bu şekilde saplanmış değilsin. Yükünü atabilirsin… Araban çok yüklü. Zihin yükünü atabilirsin ve zihnin orada olmadığı an uçabilirsin; uçma yeteneğine kavuşursun.

Bu teknik, gökyüzünün berraklığına bakmak ve onunla bir olmak, en çok uygulananlardan biridir. Onu pek çok gelenek kullanmıştır. Ve özellikle de çağdaş zihin için çok faydalıdır, çünkü yeryüzünde hiçbir şey kalmamıştır. Yeryüzünde üzerine meditasyon yapılacak hiçbir şey kalmamıştır. Yalnızca gökyüzü kalmıştır. Çevrene bakarsan, her şeyin insan yapımı olduğunu, her şeyin sınırlı olduğunu, bir sınırı, bir engeli olduğunu görürsün. Neyse ki yalnızca gökyüzü hala üzerine meditasyon yapmaya açıktır.

Bu tekniği dene, faydalı olacaktır; ama üç şeyi hatırla. Bir: Gözlerini kırpmadan bak. Gözlerin acımaya başlasa bile, gözyaşları aksa bile, endişelenme. O gözyaşları bile yükü atmanın bir parçasıdır; faydalı olacaklardır. O gözyaşları gözlerini daha masum, daha taze kılacaktır… Yıkanmış gibi. Bakmaya devam etmelisin.

İkinci nokta: Gökyüzünü düşünme, unutma. Gökyüzü hakkında düşünmeye başlayabilirsin. Pek çok şiir hatırlayabilirsin, gökyüzü hakkında güzel şiirler… O zaman asıl noktayı ıskalarsın. O konuda düşünmeyeceksin. Ona gireceksin, onunla bir olacaksın, çünkü o konuda düşünmeye başlarsan, yine bir engel yaratılır. Gökyüzünü yine ıskalıyor olursun ve yine kendi zihnine kapanmış olursun. Gökyüzü hakkında düşünme. Gökyüzü ol. Yalnızca bak, gökyüzüne git ve bırak gökyüzü senin içine gelsin. Sen gökyüzüne gidersen, gökyüzü hemen senin içine girecektir.

Bunu nasıl yapabilirsin? Nasıl yaparsın, bu gökyüzüne girişi? Gittikçe daha, daha uzaklara bak. Bakmaya devam et… Sanki sınırı bulmaya çalışıyormuşsun gibi. Derinlere git. Yapabildiğin kadar çok git. Bu hareket sınırı kıracaktır. Ve bu yöntem en az kırk dakika yapılmalıdır; bundan azı işe yaramaz, pek faydalı olmaz.

Gerçekten bir olduğunu hissettiğinde, o zaman gözlerini kapatabilirsin. Gökyüzü içine girdiğinde gözlerini kapatabilirsin. O zaman içeride de görebilirsin. O zaman gerek olmaz. Bu yüzden kırk dakika sonra, birliğin gerçekleştiğini, bir birlik olduğunu, onun bir parçası olduğunu, artık zihin kalmadığını hissettiğinde gözlerini kapat ve içerideki gökyüzünde kal.

Berraklık üçüncü noktaya yardımcı olacaktır: Aynı berraklığa gir. Berraklık faydalı olacaktır. Lekesiz, bulutsuz gökyüzü. Sen, çevreni saran berraklığın farkında ol. O konuda düşünme; yalnızca berraklığın, saflığın, masumluğun farkında ol. Bu sözcüklerle tekrarlanmayacak. Onları düşünmeyecek, hissedeceksin. Ve bir kez gökyüzüne başladığında his gelecektir, çünkü bu şeyleri hayal etmek sana düşmez… Onlar zaten oradadır. Bakarsan, başına gelmeye başlarlar.

Gökyüzü saftır, var olan en saf şeydir. Hiçbir şey onu kirletemez. Dünyalar gelir gider, yeryüzü oradadır, sonra kaybolur ve gökyüzü saf kalır. Saflık oradadır. Onu yansıtman gerekmez; yalnızca hissedersin… Hissedebilmek için ona açık olmalısın… Ve berraklık oradadır. Bırak gökyüzü başına gelsin. Onu zorlayamazsın; yalnızca olmasına yardımcı olabilirsin.

Aslında tüm meditasyonlar bir şeylerin olmasına izin vermektedir. Asla saldırganlık terimleri ile düşünme, asla bir şeyleri zorlama terimleri ile düşünme. Hiçbir şeyi zorlayamazsın. Gerçekten de, sen zorlamaya çalıştığın için bunca acıyı yaratmışsındır. Hiçbir şey zorlanamaz, ama sen bir şeylerin olmasına izin verebilirsin. Dişil ol. Şeylerin olmasına izin ver. Edilgen ol. Gökyüzü tamamen edilgendir: Hiçbir şey yapmamaktadır, yalnızca orada kalmaktadır. Yalnızca edilgen ol ve gökyüzünün altında kal… Savunmasız, açık, dişil, saldırgan tavır olmadan… İşte o zaman gökyüzü içine işleyecektir.

Yazın tüm gökyüzünü sonsuzca berrak gördüğünde, aynı berraklığa gir.

Ama yaz değilse ne yapacaksın? Gökyüzü bulutluysa, berrak değilse, o zaman gözlerini kapat ve içsel gökyüzüne gir. Gözlerini kapat ve bazı düşünceler görürsen, gökyüzünde süzülen bulutlar gibi gör onları. Fonun, gökyüzünün farkında ol ve düşüncelere karşı kayıtsız kal.

Biz düşüncelerle çok fazla ilgileniriz ve aralıkların hiç farkına varmayız. Bir düşünce geçer ve bir diğeri girmeden önce bir boşluk olur… O aralıkta gökyüzü görünür. Ne zaman düşünce olmasa, orada ne vardır? Orada boşluk vardır. Bu yüzden eğer gökyüzü bulutluysa… Yaz değilse ve gökyüzü berrak değilse… Gözlerini kapat, zihnini fona, üzerinde düşüncelerin gelip gittiği içsel gökyüzüne odakla. Düşüncelere fazla dikkat etme; üzerinde hareket ettikleri boşluğa dikkat et.

Örneğin, bu odada oturuyoruz. Bu odaya iki şekilde bakabilirim. Ya sana bakarım ve senin içinde olduğun boşluğa, içinde bulunduğun odaya kayıtsız kalırım… Sana bakarım, zihnimi senin nerede olduğuna odaklarım, senin içinde bulunduğun odaya değil… Ya da odağımı değiştiririm: Odaya bakabilirim ve sana kayıtsız kalırım. Sen oradasın, ama vurgum, odağım oda üzerinde olur. O zaman tüm perspektif değişir.

Bunu içsel dünyanda yap. Boşluğa bak. Düşünceler onun içinde hareket ediyor; onlara kayıtsız kal, onlara dikkat etme. Oradadırlar; orada olduklarını, hareket ettiklerini not et. Trafik sokakta hareket ediyor. Sokağa bak ve trafiğe kayıtsız kal. Kimin geçtiğine bakma, yalnızca bir şeyin geçtiğini bil ve onun üzerinden geçtiği boşluğun farkında ol. O zaman içeride yaz göğü belirecektir.

Yazı beklemeye gerek yoktur, çünkü zihinlerimiz öyledir ki, herhangi bir bahane bulabilirler. ‘Yaz gelmedi ve yaz olsa bile gökyüzü berrak değil’ derler.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment