76. Teknik : Karanlığın içinde kaybol, eri

by admin

Kara bir gecede yağmurda, o karanlığa biçimlerin biçimi olarak gir.

Duymamış olabileceğin çok eski, ezoterik bir ekol vardır. Bu ekol Essene ekolü olarak bilinir. İsa o ekolde eğitim görmüştür; o Essene grubuna aitti. O Essene grubu tüm dünyada, Tanrı’yı mutlak karanlık olarak düşünen tek gruptur. Kuran Tanrı’nın ışık olduğunu söyler. Upanishadlar Tanrının ışık olduğunu söyler, İncil Tanrının ışık olduğunu söyler. Essene grubu dünyada, Tanrının mutlak karanlık olduğunu söyleyen tek gruptur, mutlak karanlık, yalnızca sonsuz, karanlık gece.

Bu çok güzeldir; tuhaf, ama çok güzel… Ve çok anlamlı. Anlamı anlamalısın, o zaman bu teknik çok faydalı olur, çünkü bu, Esseneler’in karanlığa girmek, onunla bir olmak için kullandıkları tekniktir.

Yansıt. Neden Tanrı her yerde ışık olarak sembolize edilir? Tanrı ışık olduğundan değil, insan karanlıktan korktuğundan. Bu insani korkudur… Biz ışığı severiz ve karanlıktan korkarız, bu yüzden Tanrıyı karanlık olarak, siyahlık olarak düşünemeyiz. Bu insani bir görüş. Biz Tanrıyı ışık olarak düşünürüz çünkü biz karanlıktan korkarız.

Tanrılarımız korkularımızdan doğmaktadır. Biz onlara şekil ve biçim veririz. O şekil ve biçim bizim tarafımızdan verilir… Bizim hakkımızda bir şeyler söyler, tanrılarımız hakkında değil. Onlar bizim yaratımımızdır. Biz karanlıktan korkarız, bu yüzden Tanrı ışıktır. Ama bu teknikler diğer ekole aittir.

Esseneler der ki, Tanrı karanlıktır ve bunda bir şey vardır. Bir şey: Karanlık ezeli ve ebedidir. Işık gelir, gider ve karanlık kalır. Sabah güneş doğar ve aydınlık olur; akşam güneş batar ve karanlık olur. Karanlık için hiçbir şey doğmaz… O hep oradadır. O asla doğmaz, asla batmaz. Işık gelir ve gider; karanlık kalır. Işığın hep bir kaynağı vardır; karanlık kaynaksızdır. Bir kaynağı olan şey sonsuz olamaz; ancak kaynaksız olan sonsuz ve ebedi olabilir. Işık belli bir şekilde rahatsız eder; işte bu yüzden ışıkta uyuyamazsın. Işık gerilim yaratır. Karanlık bir gevşemedir.

Ama neden karanlıktan korkarız? Çünkü ışık bize yaşam gibi gelir… Ki öyledir. Karanlık ölüm gibi gelir bize… Ki öyledir. Yaşam ışık sayesinde gelir ve öldüğün zaman sonsuz karanlığa düşmüşsün gibi gelir. İşte bu yüzden ölümü siyah olarak resmederiz ve siyah yas rengi olmuştur. Tanrı ışıktır ve ölüm karanlıktır. Ama bunlar bizim yansıttığımız korkularımızdır. Aslında, karanlık sonsuzdur; ışık sonludur. Karanlık her şeyin çıktığı, her şeyin düştüğü rahim gibi görünür.

Esseneler bu görüşe inanıyordu. Bu çok güzel ve faydalı bir görüştür, çünkü karanlığı seversen ölümden korkmazsın. Karanlığa girebilirsen… Ve ancak korku olmadığında girebilirsin… Eksiksiz gevşemeye erişebilirsin. Karanlıkla bir olabilirsen, çözünürsün, bu bir teslimiyet olur. Artık korku kalmaz, çünkü karanlıkla bir olursan ölümle bir olmuş olursun. Artık ölemezsin. Ölümsüz olmuşsundur. Karanlık ölümsüzdür. Işık doğar ve ölür; karanlık yalnızca vardır O ölümsüzdür.

Bu teknikler için, ilk önce zihninde karanlık, siyahlık hakkında korku olmaması gerektiğini hatırlaman gerekir, aksi halde bu deneyi nasıl yapabilirsin? İlk önce korku geride bırakılmalıdır. Bu yüzden hazırlık olarak bir şey yap: Karanlıkta otur, ışıkları söndür, karanlığı hisset. Ona karşı sevgi dolu bir tavır takın; bırak karanlık sana dokunsun. Ona bak. Karanlık bir odada ya da karanlık bir gecede gözlerini aç; onunla bir ol, birlikte ol, bir ilişki kur. Korkacaksın… O zaman bu tekniklerin bir faydası olmaz, onları yapamazsın.

İlk önce karanlıkla derin bir dostluk gereklidir. Bazen gece, herkes uykuya daldıktan sonra, karanlıkta kal. Hiçbir şey yapma, yalnızca onunla kal. Ve yalnızca onunla kalmak sana ona karşı derin bir duygu verecektir, çünkü karanlık çok gevşeticidir. Sen korku yüzünden bilmiyordun. Uykun yoksa, ışığı hemen yakarsın, kitap okumaya ya da bir şeyler yapmaya başlarsın, ama karanlıkta kalmazsın. Onunla kal. Onunla kalabilirsen, onunla yeni açılışların, yeni bağlantıların olacak.

İnsan kendini karanlığa karşı tamamen kapatmıştır. Bunun sebepleri vardı, tarihsel sebepleri… Çünkü gece çok tehlikeliydi ve insan mağaralarda ya da ormanlarda yaşıyordu. Gündüz daha çok güvendeydi: Çevresini görebiliyordu ve vahşi hayvanlar ona saldıramıyordu ya da bazı ayarlamalar yapabiliyor, savunmalar geliştirebiliyordu… En azından kaçabiliyordu. Ama gece her yer karanlık oluyordu ve insan savunmasız kalıyordu, bu yüzden korkuyordu… Ve o korku bilinçaltına girmiştir; biz hala korkuyoruz.

Biz artık mağaralarda yaşamıyoruz ve vahşi hayvanların merhametine kalmamışız, kimse bize saldırmıyor… Ama korku hala orada, derinlere gitmiş, çünkü insan zihni milyonlarca yıldır korkuyordu. Bilinçaltın sana ait değildir, o kolektiftir, kalıtsaldır, sana miras kalmıştır. Korku oradadır ve o korku yüzünden sen karanlık ile bir olamazsın.

Bir şey daha: Bu korku yüzünden insan ateşe tapınmaya başlamıştır. Ateş keşfedildiğinde, ateş Tanrı olmuştur. Ateş Tanrı olduğundan değil, karanlık korkusu yüzünden. Gündüz ışık vardı ve korku yoktu… İnsan daha fazla korunuyordu. Gece karanlık vardı, bu yüzden ateş keşfedildiğinde, elbette, ateş Tanrı oldu… En büyük. Parsiler hala ateşe tapar. Ateşe tapmak karanlık korkusu yüzünden çıkmıştır. Gece ateş dost, koruyucu, ilahi güvenlik halini almıştı.

O korku hala var. Sen farkında olmayabilirsin, çünkü artık bunun farkına varacağın durumlar yaşanmıyor, ama bir gün gece ışıkları söndür ve otur… İlkel korku gelecektir. Kendi evinde çevreni vahşi hayvanların aldığını hissedeceksin. Bir ses gelecek ve sen vahşi hayvanlardan korkacaksın… Çevrede bir tehlike olduğundan korkacaksın. O tehlike yok;o senin bilinçaltın.

Bu yüzden ilk önce bilinçsiz korkunu alt etmen gerekir ki, bu tekniklere başlayabilesin, çünkü bu teknikler karanlıkla ilgilidir. Ve Şiva olası tüm teknikleri vermektedir.

Benim bu tekniklerle yaşadığım deneyimler çok güzeldir. Onları yapabilirsen, harikadırlar. Daha önce hiç tanımadığın kadar derin bir gevşemeye gireceksin. Ama ilk önce bilinçsiz korkularını açığa çıkart ve karanlıkta yaşamaya, karanlığı sevmeye çalış. Çok mutluluk vericidir. Bir kez bilince, bir kez onunla bağlantı kurunca, çok derin bir kozmik olgu ile bağlantı kurmuş olursun.

Bu yüzden ne zaman karanlıkta kalma fırsatı bulsan ve uyanık olsan… Çünkü iki şey yapabilirsin: Ya ışığı yakarsın ya da uykuya dalarsın. İkisi de karanlıktan kaçmak için numaralardır. Uyurken korkmazsın, çünkü bilinçli olmazsın. Ya da eğer bilinçliysen ışığı yakarsın. Işığı yakma ve uykuya dalma. Karanlıkta kal.

Pek çok korku hissedilecektir. Hisset onları. Onların farkında ol. Onları bilincine çıkar. Kendiliklerinden geleceklerdir ve geldiklerinde, sen bir tanık olarak kal. Kaybolacaklardır ve kısa süre sonra öyle bir gün gelecektir ki, eksiksiz teslimiyet içinde, hiç korku olmadan karanlıkta kalabileceksin. Eksiksiz bir salıverme içinde karanlıkta kalabileceksin. O zaman çok güzel bir olgu olur. O zaman Essenelerin Tanrının karanlık, mutlak karanlık olduğu yolundaki deyişlerini takdir edebileceksin.

Kara bir gecede yağmurda, o karanlığa biçimlerin biçimi olarak gir.

Tüm biçimler karanlıktan çıkar ve karanlıkta çözünür. Dünyalar gelir, karanlıktan yaratılır ve yine karanlığa dönerler. Karanlık rahimdir, kozmik rahim. Orada kusursuz, mutlak kıpırtısızlık vardır.

Şiva diyor ki bu tekniği yağmurlu bir gecede, her şey karanlıkken, bulutlar varken ve yıldızlar görünmezken, gökyüzü tamamen karanlıkken yapmak daha iyidir. Karanlık bir gecede, ay yokken… O karanlığa biçimlerin biçimi olarak gir. O karanlığa tanık ol ve sonra onun içinde çözün. O tüm biçimlerin biçimidir. Sen bir biçimsin… Onun içinde çözünebilirsin.

Işık olduğunda, sen tanımlısın. Seni görebilirim, ışık vardır. Bedenin tanımlanabilir. Sen tanımlanırsın, sınırların vardır. Sınırlar ışık yüzünden vardır. Işık olmadığında sınırlar çözülür. Karanlıkta hiçbir şey tanımlı değildir, her şey başka şeylere karışır. Biçimler kaybolur.

Korkumuzun sebeplerinden biri bu olabilir… Çünkü o zaman sen tanımlı olmazsın, o zaman kim olduğunu bilmezsin. Yüz görülemez, beden bilinemez. Her şey biçimsiz bir varoluşa karışır. Korkumuzun sebeplerinden biri bu olabilir… Çünkü sen kendi tanımlanmış varoluşunu hissedemezsin. Varoluş belirsizleşir ve korku gelir, çünkü artık kim olduğunu bilmezsin. Ego var olamaz: Tanımsızken ego olarak var olması zordur. İnsan korkar. İnsan ışık olsun ister.

Tefekküre dalarak, meditasyon yaparak, karışarak, karanlığa karışmak ışığa karışmaktan daha kolay olur, çünkü ışık ayrımlar verir. Karanlık her tür ayrımı yok eder. Işıkta güzel ya da çirkin, zengin ya da fakir olursun. Işık sana bir kişilik, bir ayrılık verir… Eğitimli, eğitimsiz, aziz ya da günahkar. Işık seni ayrı bir insan olarak teşhir eder. Karanlık seni sarar, seni kabul eder… Ayrı bir insan olarak değil; seni tanımsızca kabul eder. Sarılırsın, bir olursun.

Karanlık bunu hep yapmaktadır, ama sen korktuğun için bunu anlayamazsın. Korkunu bir kenara bırak ve bir ol.

O karanlığa tüm biçimlerin biçimi olarak gir.

O karanlığa gir… Karanlığa nasıl girebilirsin? Üç şekilde. Bir: Gözlerini karanlığa dik. Zordur. Bir aleve, herhangi bir ışık kaynağına bakmak daha kolaydır, çünkü işaretlenmiş bir nesne olur; dikkatini ona doğrultabilirsin. Karanlık bir nesne değildir; o hep yerdedir, seni çepeçevre sarmıştır. Onu bir nesne olarak göremezsin. Boşluğa bak. Çepeçevre sarmıştır seni; sen ona bak. Rahat ol ve ona bak. Gözlerine girmeye başlar. Ve karanlık gözlerine girdiğinde, sen de ona girmeye başlarsın.

Karanlık bir gecede bu tekniği yaparken gözlerin açık kal. Gözlerini kapatma, çünkü kapalı gözlerle farklı bir karanlığın olur. O sana aittir, zihinseldir; gerçek değildir. Gerçek değildir. Gerçekte, o negatif bir parçadır; pozitif karanlık değildir. Burada ışık var: Gözlerini kapat, karanlığın olur, ama o karanlık yalnızca ışığın negatifidir. Pencereden bakarken gözlerini kapatınca pencerenin negatifini görmen gibi. Tüm deneyimlerimiz ışıkla ilgilidir, bu yüzden gözlerimizi kapattığımız zaman negatif bir ışık deneyimi yaşarız ve buna karanlık deriz. O gerçek değildir; işe yaramaz.

Gözlerini aç, karanlıkta açık gözlerle kal, o zaman farklı bir karanlık olacaktır… Orada var olan pozitif karanlıktır. Ona bak. Karanlığa bakmaya devam et. Gözyaşları akmaya başlayacak, gözlerin yorulacak, yanacak. Endişelenme, devam et. Ve karanlık, orada var olan gerçek karanlık gözlerine girer ve sana çok derin, yatıştırıcı bir duygu verir. Gerçek karanlık içine girdiğinde, sen onunla dolarsın.

Ve bu karanlığın girişi seni negatif karanlıktan kurtaracaktır. Bu çok derin bir olgudur. Senin içindeki karanlık negatif bir şeydir; ışığa karşıdır. Işık yokluğu değildir; ışığa karşıdır. Şiva’nın tüm biçimlerin biçimi olarak bahsettiği karanlık değildir… Orada var olan gerçek karanlık değildir. Biz ondan o kadar korkuyoruz ki koruma olarak pek çok ışık kaynağı yaratmışız ve aydınlanmış bir dünyada yaşıyoruz. Sonra gözlerimizi kapatıyoruz ve aydınlanmış dünya içeriye negatif olarak yansıyor. Biz orada var olan gerçek karanlıkla bağlantımızı yitirmişiz… Esseneler’in karanlığı ya da Şiva’nın karanlığı, onunla hiç iletişimimiz kalmamış. Ondan o kadar korkmuşuz ki ona tamamen sırtımızı dönmüşüz. Biz sırtımız ona dönük duruyoruz.

Bu yüzden bu zor olacaktır, ama eğer yapabilirsen, mucizevi olur, büyülü olur. Tamamen farklı bir benliğe sahip olursun. Karanlık içine girdiğinde, sen de ona girersin. Daima karşılıklıdır. Kozmik olgu senin içine girmeden sen kozmik bir olguya giremezsin. Ona tecavüz edemezsin, zorla giremezsin. Sen açıksan, savunmasızsan ve kozmik alemin senin içine girmesi için yol açarsan, ancak o zaman ona girebilirsin. Daima karşılıklıdır. Zorlayamazsın; ancak izin verebilirsin.

Artık şehirlerde karanlık bulmak zordur; evlerimizde gerçek karanlık bulmak zordur. Gerçek olmayan ışık ile her şeyi gerçekdışı kılmışız. Karanlığımız bile kirlenmiş, saf değil. Bu yüzden sırf karanlığı hissetmek için uzak bir yere gitmek iyi olacaktır. Elektriği olmayan uzak bir köye git ya da bir dağın zirvesine çık. Saf karanlık deneyimini yaşamak için bir hafta orada kal.

Bambaşka biri olarak döneceksin, çünkü o yedi günlük mutlak karanlık içinde tüm korkular, tüm ilkel korkular yüzeye çıkacak. Canavarlarla yüzleşmek zorunda kalacaksın, kendi bilinçaltınla yüzleşmek zorunda kalacaksın. Tüm insanlık… Çoktan geçmiş tüm geçmişi yaşamış gibi olacaksın ve bilinçaltının derinliklerinden pek çok şey yüzeye çıkacak. Gerçek görünecekler. Korkuya kapılabilirsin, çünkü çok gerçek olacaklar… Onlar yalnızca senin zihinsel yaratımların.

Tımarhanelerimizdeki deliler yalnızca içlerinde patlayan ilkel korkularından mustarip. Korkular orada; deliler korkuyor, her an ölüm korkusu yaşıyorlar. Ve biz henüz o ilkel korkuların buharlaşmasına nasıl izin vereceğimizi bilmiyoruz. Delilerin karanlık üzerine meditasyon yapmasına izin verilirse, delilik kaybolur.

Ama yalnızca Japonya’da bu konuda biraz çalışma yapılmakta. Onlar delilerine tamamen farklı davranıyorlar. Biri delirirse, psikotik ya da nevrotik, Japon yöntemi, vakaya göre üç ya da altı hafta yalnız yaşamasına izin vermeyi içeriyor. Adamın yalnız yaşamasına izin veriyorlar. Hiçbir doktor, hiçbir psikanalist gitmiyor yanına. Yemek veriliyor, ihtiyaçları gideriliyor ve yalnız bırakılıyor.

Gece ışık olmuyor; adam karanlıkta yalnız kalıyor… Acı çekiyor elbette, pek çok aşamadan geçiyor. Her ihtiyacı karşılanıyor, ama arkadaşlık sağlanmıyor. Kendi deliliği ile hemen, doğrudan yüzleşmesi gerekiyor. Ve üç ile altı hafta içinde delilik kaybolmaya başlıyor. Aslında hiçbir şey yapılmış olmuyor; adam yalnız bırakılıyor, o kadar. Yapılan tek şey bu.

Batılı psikiyatristler şaşkınlık içinde kalmaktalar. Bunun nasıl olduğunu anlayamamaktalar, çünkü onlar senelerce çalışırlar. Onlar psikanaliz yaparlar, tedavi ederler, her şeyi yaparlar, ama asla adamı yalnız bırakmazlar. Onu asla kendi başına içsel bilinçaltı ile yüzleşmeye bırakmazlar. Çünkü ne kadar çok yardım sağlarsan, adamı o kadar çaresiz bırakırsın, çünkü sana o kadar çok bağımlı kalır. Ve mesele içsel karşılaşma meselesidir; aslında başka kimse yardımcı olamaz. Bilen insanlar senin onunla yüzleşmek üzere yalnız bırakırlar.

Kendi bilinçaltın ile karşı karşıya gelmen gerekir. Ve bu karanlık meditasyonu tüm deliliğini tamamen emecektir. Dene. Evinde bile deneyebilirsin. Gece, bir saat boyunca karanlıkla kal. Hiçbir şey yapma, yalnızca karanlığa bak. Bir erime duygusu hissedeceksin ve bir şeyin içine girdiğini, kendinin bir şeyin içine girdiğini hissedeceksin.

Üç ay boyunca, günde bir saat karanlıkla kalarak, karanlıkla yaşayarak, her tür bireysellik ve ayrılık duygusunu yitireceksin. O zaman bir ada olmayacaksın; okyanus olacaksın. Karanlıkla bir olacaksın. Ve karanlık öylesine okyanus gibidir: Hiçbir şey o kadar engin değildir, hiçbir şey o kadar ebedi değildir. Ve hiçbir şey sana o kadar yakın değildir ve hiçbir şeyden o kadar korkmazsın. O köşe başındadır, daima beklemektedir.

Kara bir gecede yağmurda, o karanlığa biçimlerin biçimi olarak gir.

Gözlerini dik ve o senin gözlerine girsin.

İkinci olarak: Uzan ve annene yakınmış gibi hisset. Karanlık anadır, her şeyin anasıdır. Düşün: Hiçbir şey yokken, ne vardı? Karanlıktan başka hiçbir şey düşünemezsin. Her şey kaybolursa, orada yine ne olacak? Karanlık olacak.

Karanlık anadır, rahimdir, bu yüzden uzan. Annenin karnında uzandığını hisset. Ve bu gerçek olacaktır, sıcak olacaktır ve önünde sonunda karanlığın, rahimin seni her yönden sardığını hissetmeye başlayacaksın. Sen onun içindesin.

Ve üçüncü olarak: Hareket ederken, işe giderken, konuşurken, yerken, herhangi bir şey yaparken, karanlıktan bir parçayı içinde taşı. Karanlık içine girerse, onu yanında taşı. Alev taşıma yönteminde bahsettiğimiz gibi, karanlığı taşı. Ve bir alev taşıdığında ışık olduğunu hissedeceğini, bedeninin belli, tuhaf bir ışık yaymaya başlayacağını ve buna karşı duyarlı olanların onu hissetmeye başlayacağını söylediğim gibi, aynısı karanlıkta da olacak.

Karanlığı içinde taşırsan, tüm bedenin öyle gevşemiş, öyle sakin, öyle serin olacak ki, bu hissedilecek. Ve ışık taşırken bazı insanların sana cezp edileceği gibi, karanlığı taşıdığında bazı insanlar senden kaçacak. Korkacaklar. Bu kadar sessiz bir varlığa tahammül edemeyecekler; onlar için tahammül edilmez olacak.

Karanlığı içinde taşırsan, karanlıktan korkanlar senden kaçmaya çalışacak; sana yaklaşmayacaklar. Ve herkes karanlıktan korkar. Dostlarının seni terk ettiğini hissetmeye başlayacaksın. Sen içeri girdiğinde ailen rahatsız olacak, çünkü bir serinlik havuzu gibi gireceksin ve herkes heyecanlanacak, sinirlenecek. Gözlerine bakmakta güçlük çekecekler, çünkü gözlerin dipsiz vadiler gibi olacak. Biri gözlerine baktığında başı dönecek, orada öylesine derin bir uçurum hissedilecek.

Ama sen pek çok şey hissedeceksin. Öfkelenmen imkansız olacak. Karanlığı içinde taşırken öfkelenemeyeceksin. Bir alev taşırken kolaylıkla öfkelenebilirsin, öncekinden de kolayca, çünkü bir alev seni heyecanlandırabilir. Bir alev taşırken her zamankinden de cinsel hissedersin, çünkü alev seni heyecanlandırır, tutku yaratır. Ama içinde karanlık taşırken başına derin bir aseksüellik geldiğini hissedersin. Cinsel hissetmezsin; kolaylıkla öfkelenemezsin. Tutku kaybolur. Erkek ya da kadın olduğunu hissetmezsin. O sözcüklerin anlamsız, önemsiz hale geldiğini hissedersin. Sen yalnızca var olursun.

Karanlığı bütün gün içinde taşımak senin için çok faydalı olur, çünkü o zaman gece karanlık üzerine tefekküre daldığında, meditasyon yaptığında, bütün gün taşıdığın içsel karanlık senin dışsal olanla buluşmana yardım eder… İçsel karanlık dışsal karanlıkla buluşur.

Ve karanlığı taşıdığını hatırlıyor ol… Karanlıkla dolusun, bedeninin her gözeneği, bedeninin her hücresi karanlıkla dolu… Öylesine gevşemiş hissedeceksin. Dene. Öylesine gevşemiş hissedeceksin. İçindeki her şey yavaşlayacak. Koşamayacaksın, yürüyeceksin ve o yürüyüş de yavaşlayacak. Ağır ağır, hamile bir kadın gibi yürüyeceksin. Ağır ağır, büyük dikkatle yürüyeceksin. Bir şey taşıyorsun.

Ve bir alev taşırken tam tersi olacak: Yürüyüşün hızlanacak; daha çok koşmak isteyeceksin. Daha fazla hareket olacaksın, daha aktif olacaksın. Karanlığı taşırken gevşeyeceksin. Başkaları senin tembel olduğunu hissetmeye başlayacak.

Üniversitedeki günlerimde iki sene boyunca bu deneyi yaptım. Öyle tembelleştim ki sabah yataktan çıkmak bile zor geldi. Profesörlerim çok rahatsız oldu ve bende yolunda gitmeyen bir şey olduğunu düşündüler… Ya hastaydım ya da tamamen vurdumduymaz… Beni çok seven bir profesör, bölüm başkanı, öyle endişelendi ki, sınav günleri sabah gelip beni yurttan alıyor, sınav salonuna götürüyor, zamanında orada olmamı sağlıyordu. Her gün salona girdiğimi görüyordu ve ancak o zaman kendini iyi hissedip evine gidiyordu.

Dene. Rahminde karanlığı taşımak, karanlık olmak hayattaki en güzel deneyimlerden biridir. Yürürken, yerken, otururken, her ne yapıyorsan yaparken, hatırla, karanlık içini doldurmuştur; sen onunla dolusun. Ve sonra her şeyin nasıl değiştiğine bak. Heyecanlanamazsın, çok aktif olamazsın, gergin olamazsın. Uykun öyle derinleşir ki, düşler kaybolur ve bütün gün sarhoş gibi dolaşırsın.

Sufiler bu yöntemi kullanmıştır, özellikle de bir sufi mezhebi ve o sufiler sarhoş sufiler olarak bilinir. Bu karanlıkla sarhoş olmuşlardır. Yere delikler açarlar ve her gece bu deliklerde yatarlar, deliklerinde yatarken meditasyon yaparlar… Karanlığı düşünürler, onunla bir olurlar. Ve gözleri sarhoş olduklarını gösterir sana. Gözlerine bakarak öyle derin bir gevşeme, öyle gevşemiş bir titreşim hissedersin ki, bu ancak derinlemesine sarhoş olduğunda ya da çok uykun geldiğinde olabilir. Ancak o zaman gözlerin bu ifadeyi gösterir. Onlar sarhoş sufiler olarak bilinirler… Ve onlar karanlıkla sarhoş olurlar.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment