77. Teknik : İçsel karanlığı ortaya çıkarmak

by admin

Aysız yağmurlu bir gece yokken, gözlerini kapat ve karanlığı önünde bul. Gözlerini açarak, karanlığı gör. Böylece hatalar sonsuza dek kaybolur.

Gözlerini kapatırsan karanlığın sahte olacağını söylemiştim, o zaman aysız gece yokken, karanlık bir gece yokken ne yapmalı? Ay ve ay ışığı varken? Bu sutra anahtarı veriyor.

Aysız yağmurlu bir gece yokken, gözlerini kapat ve karanlığı önünde bul.

Bu karanlık başlangıçta sahte olacaktır. Sen onu gerçek kılabilirsin ve onu gerçek kılacak yöntem şudur… Gözlerini açarak, karanlığı gör. İlk önce gözlerini kapat, karanlığı gör. Sonra gözlerini aç ve içinde gördüğün karanlığı dışarıda gör. Eğer dışarıda kaybolursa, bu içeride gördüğün karanlığın sahte olduğu anlamına gelir.

Bu biraz daha zordur. İlkinde gerçek karanlığı içeride taşırsın. İkincisinden sahteyi dışarı taşırsın… Taşımaya devam edersin. Gözlerini kapat, karanlığı hisset; gözlerini aç ve açık gözlerle dışarıdaki karanlığı gör. İçinde sahte karanlığı işte böyle dışarı atarsın… Atmaya devam edersin. En az üç ile altı hafta gerekecektir ve sonra bir gün aniden içsel karanlığı dışarı taşımayı başaracaksın. İçsel karanlığı dışarı taşımayı başardığın gün, gerçek içsel karanlıkla karşılaşırsın. Gerçek taşınabilir, sahte taşınamaz.

Ve bu çok büyülü bir deneyimdir. İçsel karanlığı dışarıya taşıyabilirsen, aydınlık bir odada bile dışarıya taşıyabilirsin ve önünde bir karanlık parçası yayılır. Deneyim çok tuhaftır, çünkü oda aydınlıktır. Hatta güneş ışığında… İçsel karanlığa gelmişsen onu dışarı getirebilirsin. O zaman gözlerinin önüne bir parça karanlık gelir. Onu yaymaya devam edebilirsin.

Bir kez bunun olabileceğini öğrenince, tamamen güneşli bir günde karanlığın, en kara gece gibi bir karanlığın olabilir. Güneş oradadır, ama sen karanlığı yayabilirsin. Karanlık daima oradadır; güneş çıkmışken bile karanlık oradadır. Sen göremezsin; güneş ışığı tarafından örtülmüştür. Örtüyü nasıl açacağını öğrenince, açabilirsin.

Tibet’te buna benzer pek çok yöntem vardır. İçsel dünyadan dışsal dünyaya bir şeyler getirilebilir. Çok ünlü bir tekniği duymuş olabilirsin; buna ‘ısı Yogası’ derler. Gece soğuktur, buz gibi soğuk, kar yağmaktadır ve Tibetli bir keşiş, bir Tibet laması, her yere kar yağarken, ısı sıfırın altındayken açık gökyüzü altında oturur ve terlemeye başlar. Bu bir tıp mucizesidir. Nasıl terler? İçsel ısıyı dışarıya getirmektedir.

Ve içsel serinlik ya da içsel soğuk da dışarı getirilebilir. Mahavira’nın hayatına dair anlatılır… Kimse şimdiye dek açıklamaya çalışmamıştır. Caynalar onun konfordan kaçındığı için yaptığını sanıyorlar, ama öyle değildir. Yazın, sıcak mevsimde, güneş alev alev yanarken, onun hep gölgesiz, ağaçsız bir yerde durduğunu anlatırlar. Yaz günlerinde, yakıcı güneş altında dururmuş ve kışın serin bir yer bulurmuş, en serin yeri… Bir ağacın altı, gölgeli bir ağacın altı ya da bir ırmağın yakını ya da sıcaklığın sıfırın altına düştüğü bir yer.

Soğuk mevsimde meditasyon yapmak için serin bir yer bulurmuş ve sıcak mevsimde meditasyon yapmak için en sıcak yeri bulurmuş. İnsanlar onun deli olduğunu düşünüyormuş ve takipçileri yalnızca konfordan kaçındığını düşünüyormuş. Öyle değildir. O aslında buna benzer içsel teknikleri deniyordu.

Hava sıcakken o içsel soğukluğunu getirmeye çalışıyordu… Ve bu ancak zıtlık içinde hissedilebilir. Dışarısı soğukken o içsel sıcaklığını getiriyordu… Ve ancak zıtlık varken hissedilebilir. O bir beden düşmanı değildir, Caynaların düşündüğü gibi kendi bedenine düşman değildi. Onlar onun kendi bedenini öldürdüğünü düşünüyorlardı, çünkü kendi bedenini öldürebilirsen arzunu öldürebilirsin. Bu tamamen saçmalıktır. O hiç de öyle bir şey yapmıyordu. O içsel olanı dışarı getiriyordu ve içsel tarafından korunuyordu. Tıpkı Tibet lamalarının ısı yarattığı ve kar yağarken terlediği gibi. Mahavira da yakıcı güneş altında duruyor ve terlemiyordu. O içsel soğukluğunu dışarı getiriyordu ve içsel soğukluk dışarı çıkıp bedenini koruyordu.

Benzer şekilde, sen de içsel karanlığını getirebilirsin ve bu çok serin bir duygu verir. Getirebilirsen, onun tarafından korunursun: Hiçbir heyecan, hiçbir tutku seni rahatsız edemez. Dene. Bu üç şey: Açık gözlerle karanlığa bak ve bırak karanlık içine girsin. İkinci olarak: Karanlığı seni çevreleyen ana rahim gibi hisset; onunla yaşa; kendini onun içinde gittikçe daha çok unut. Ve üçüncü olarak: Nereye gidersen git yüreğinde bir parça karanlık taşı.

Bunu yapabilirsen, karanlık ışık olacaktır. Karanlık aracılığı ile aydınlanacaksın.

Aysız yağmurlu bir gece yokken, gözlerini kapat ve karanlığı önünde bul. Gözlerini açarak, karanlığı gör.

Yöntem budur. İlk önce içeride hisset, öyle derinlemesine hisset ki dışarıda algılayabilesin. Sonra aniden gözlerini aç ve dışarıda hisset. Bu zaman alacaktır.

Böylece hatalar sonsuza dek kaybolur.

Ve içsel karanlığı dışarı getirebilirsen, hatalar sonsuza dek kaybolur, çünkü eğer içsel karanlık hissedilirse, öyle serinlersin, öyle sessizleşirsin, öyle heyecansız olursun ki hatalar seninle kalamaz.

Şunu hatırla: Hatalar ancak sen heyecanlanmaya eğilimli olursan, heyecanlanmaya açık olursan var olabilir. Kendi başlarına var olamazlar. Onlar senin heyecanlanma kapasitende var olabilir. Biri sana hakaret ediyor ve senin içinde hakareti soğuracak karanlık yok; alev alırsın, öfkelenirsin, ateşlenirsin ve o zaman her şey mümkündür. Şiddet dolu olabilirsin, öldürebilirsin, ancak bir delinin yapacağı şeyleri yapabilirsin. Her şey mümkündür… Artık sen delisin. Biri sevi övüyor: Yine, bu sefer diğer aşırı uçta delirirsin.

Çevrende durumlar vardır ve sen soğurma yeteneğinden yoksunsun. Bir ustaya hakaret et: Bunu soğurabilir, yalnızca yutar, sindirir. O hakareti sindiren kimdir? İçsel bir karanlık, sessizlik havuzu. Sen herhangi bir zehirli şey atıyorsun; soğuruluyor. Hiçbir tepki gelmiyor.

Bunu dene ve biri sana hakaret ettiğinde karanlıkla dolu olduğunu hatırla, o zaman aniden tepki olmadığını hissedeceksin. Bir sokaktan geçiyorsun; güzel bir kadın ya da adam görüyorsun… Heyecanlanıyorsun. Karanlıkla dolu olduğunu hisset; aniden tutku kaybolacaktır. Dene. Bu tamamen deneyseldir, inanmaya gerek yoktur.

Tutku, arzu ya da cinsellikle dolduğunu hissettiğin zaman içsel karanlığı hatırla. Tek bir an için gözlerini kapat, karanlığı hisset ve gör… Tutku kaybolmuştur, arzu artık orada değildir. İçsel karanlık onu soğurmuştur. Sen her şeyin içine düşebileceği ve geri dönmeyeceği sonsuz boşluk olmuşsundur. Artık bir uçurum gibisindir.

İşte, Şiva’nın söylediği de budur: Böylece hatalar sonsuza dek kaybolur. Bu teknikler çok basit görünür… Öyledirler. Ama çok basit göründükleri için denemeden bırakma. Egona meydan okumayabilirler, ama yine de dene. Biz asla basit şeyleri denemeyiz, çünkü doğru olamayacak kadar basit olduklarını düşünürüz. Ve doğru her zaman basittir, asla karmaşık değildir. Karmaşık olması için sebep yoktur. Yalnızca yalanlar karmaşıktır. Onlar basit olamazlar, çünkü basit olsalar hemen yakalanırlar.

Ve bir şey basit göründüğü için biz onunla bir şey olmasının mümkün olmadığını düşünürüz.Onunla bir şey olması imkansız olduğundan değil, ama bizim egomuz ancak zor bir şey karşısında meydan okuma hisseder. Pek çok ekol, pek çok sistem senin yüzünden yöntemlerini karmaşıklaştırmışlardır. Gerek yoktur, ama onların karmaşıklık, gereksiz engel yaratması gerekmiştir. Sırf egona meydan okunsun ve sen iyi hisset diye onları güçleştirmişlerdir. Bir şey çok zorsa ve yalnızca birkaç kişi yapabiliyorsa, o zaman sen, ‘İşte bu yapmaya değer bir şey, çünkü yalnızca birkaç kişi yapabiliyor; nadiren yapabiliyor’ diye hissediyorsun.

Bu yöntemler kesinlikle basittir. Şiva seni hesaba katmıyor. O yalnızca yöntemi tam da olduğu haliyle anlatıyor… Mümkün olduğunca basit, mümkün olduğunca kısa, yalnızca çıplak özünü. Bu yüzden egona meydan okuyacak bir şey arama. Bu teknikler senin egonu yüceltmek için değildir. Sana meydan okumayabilirler, ama eğer deneyebilirsen, seni dönüştürürler. Ve meydan okuma iyi değildir, çünkü meydan okuma varken hararetlenirsin, delirirsin.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment