79. Teknik : Bedenindeki ateşe odaklan

by admin

Bedeninde, ayak parmaklarından yukarı yükselen ateşe odaklan, ta ki beden yanıp küle dönene kadar; ama sen değil.

Bedeninde, ayak parmaklarından yukarı yükselen ateşe odaklan, ta ki beden yanıp küle dönene kadar; ama sen değil. Çok basit bir teknik ve çok harika, yapması çok kolay, ama ilk önce bazı temel gereklilikler yerine getirilmeli. Buda bu tekniği çok severdi; müritlerini bu teknikle kabul ederdi.

Buda ne zaman birinin başlangıç törenini yapacak olsa, ilk önce şunu yapardı: Ona bir ölü yakma alanına gitmesini ve bir cesedin yakılmasını izlemesini söylerdi. Üç ay boyunca başka hiçbir şey yapmayacak, orada oturup izleyecekti. Böylece arayan köyün ölü yakma alanına giderdi. Üç ay boyunca gece gündüz orada kalırdı ve ne zaman ölü bir beden getirilse oturup meditasyon yapardı. Üç ay boyunca başka hiçbir şey yapmazdı… Yalnızca cesetlerin yakılmasını izlerdi.

Buda derdi ki: ‘O konuda düşünme. Yalnızca bak.’ Ve önünde sonunda senin de bedeninin yakılacağını düşünmemek imkansızdır. Üç ay uzun bir süredir ve durmaksızın, gece gündüz, ne zaman bir ceset yakılsa, arayan meditasyon yapmalıydı. Önünde sonunda o cenaze ateşinin üzerinde kendi bedenini görecekti. Kendisinin yakıldığını görmeye başlayacaktı.

Bu çok faydalı olacaktır; bu tekniği yapmak istiyorsan, cenaze yakılan alana git. İzle… Üç ay boyunca değil… Ama en azından bir cesedin yakılmasını izle; gözlemle. O zaman bu tekniği kolaylıkla kendin üzerinde yapabilirsin. Düşünme: Yalnızca olguyu izle, neler olduğunu izle.

İnsanlar akrabalarının bedenlerini yakmaya gider, ama asla izlemezler. Başka şeylerden, ya da ölümden konuşmaya başlarlar; konuşurlar, tartışırlar. Pek çok şey yaparlar. Pek çok şeyden bahsederler, dedikodu yaparlar, ama asla izlemezler. Bu bir meditasyon kılınmalıdır. Orada konuşmaya izin verilmemelidir, çünkü sevdiğin birinin yakıldığını görmek çok nadir bir deneyimdir. Orada senin de yandığını hissedersin. Annenin, babanın, karının ya da kocanın yakıldığını izliyorsan, orada, alevlerin içinde kendini de görürsün. O deneyim bu tekniğe yardımcı olur… İlk şey. İkinci şey: Ölümden çok korkuyorsan bu tekniği yapamazsın, çünkü korkunun kendisi seni korur. İçine giremezsin. Ya da yalnızca yüzeyde hayal edebilirsin, ama derin benliğin içinde olmaz. O zaman sana hiçbir şey olmaz. Bu yüzden hatırla, ikinci şey: Korksan da korkmasan da, tek kesin olan ölümdür.

Korkup korkmaman fark etmez; önemsizdir. Yaşamda, ölüm dışında hiçbir şey kesin değildir. Her şey kararsızdır; yalnızca ölüm tesadüfi değildir. Bir de insan zihnine bak. Hep ölümden tesadüfi bir şeymiş gibi bahsederiz. Ne zaman biri ölse, ölümünün zamansız olduğunu söyleriz. Ne zaman biri ölse, bir kazaymış gibi konuşmaya başlarız. Yalnızca ölüm tesadüfi değildir… Yalnızca ölüm. Başka her şey tesadüfidir. Ölüm mutlak kesinliktir. Öleceksin.

Ve ‘öleceksin’ dediğimde, gelecekte, çok uzakta gibi görünür. Öyle değildir… Sen zaten öldün. Doğduğun an öldün. Doğumla, ölüm sabit bir olgu oldu. Bir kısmı çoktan öldü… Doğum; şimdi yalnızca ikinci, sonraki kısım kaldı. Yani sen zaten öldün, yarı ölüsün, çünkü insan bir kez doğunca, ölüm alemine girmiş olur. Artık bunu hiçbir şey değiştiremez, artık bunu değiştirmenin yolu yoktur. İçine girmişsindir. Doğumla yarı ölüsün.

İkinci olarak: Ölüm en sonra olmayacaktır; zaten olmaktadır. Bu bir süreçtir. Nasıl yaşam bir süreçse, ölüm de bir süreçtir. Onu biz yaratırız… Ama yaşam ve ölüm tıpkı iki ayağın, iki bacağın gibidir. Yaşam ve ölüm tek bir süreçtir. Sen her an ölmektesin.

Şu şekilde anlatayım: Ne zaman nefes alsan, bu yaşamdır, ne zaman nefes versen, bu ölümdür. Bir çocuğun yaptığı ilk şey nefes almaktır. Bir çocuk nefes veremez. İlk şey nefes almaktır. Nefes veremez, çünkü göğsünde hava yoktur; nefes almak zorundadır. İlk eylem nefes almaktır. Ve yaşlı bir adam, ölürken, en son nefes verir. Ölürken nefes alamaz… Yoksa yapabilir misin? Ölürken nefes alamazsın. Son eylem nefes alma olamaz; son eylem nefes vermektir. İlk eylem nefes almak, son eylem nefes vermektir. Nefes almak doğumdur ve nefes vermek ölümdür. Ama sen her an ikisini de yapıyorsun… Nefes alıyor, nefes veriyorsun. Nefes almak yaşamdır, nefes vermek ölümdür.

Sen gözlemlememiş olabilirsin, ama gözlemlemeye çalış. Ne zaman nefes versen, daha huzurlu hissedersin. Derinlemesine nefes ver, içinde belli bir huzur hissedeceksin. Ne zaman nefes alsan gerilirsin, gergin olursun. Nefes almanın yoğunluğu gerilim yaratır. Ve normal, sıradan durumlarda hep nefes almak vurgulanır. Sana derin nefesler almanı söylesem, hep nefes alarak başlarsın.

Gerçekte biz nefes vermekten korkarız. İşte bu yüzden solumamız sığlaşmıştır. Asla nefes vermezsin, nefes alır durursun. Yalnızca beden nefes verir, çünkü beden yalnızca nefes alarak var olamaz. İkisine de ihtiyacı vardır: Hem yaşama, hem ölüme.

Bir deney yap. Bütün gün, ne zaman hatırlasan, derinlemesine nefes ver. ve nefes alma. Bırak nefes alan beden olsun; sen yalnızca derinlemesine nefes ver. Ve derin bir huzur hissedeceksin, çünkü ölüm huzurdur, ölüm sessizliktir. Ve eğer nefes vermeye dikkat edebilirsen, daha çok dikkat edebilirsen, egosuz hissedersin. Nefes alarak daha egoist hissedersin; nefes vererek daha egosuz hissedersin. Nefes vermeye daha fazla dikkat et. Bütün gün, ne zaman hatırlasan, derinlemesine nefes ver ve nefes alma. Bırak beden nefes alsın; sen hiçbir şey yapma.

Bu nefes verme vurgusu bu deneyi yaparken çok işine yarayacak, çünkü ölmeye hazır olacaksın. Bir hazırlığa ihtiyaç vardır, aksi halde tekniğin fazla faydası olmaz. Ve ancak ölümü belli bir şekilde tatmışsan hazır olabilirsin. Derinlemesine nefes ver, o zaman tadarsın. Güzeldir.

Ölüm güzeldir, çünkü hiçbir şey ölüme benzemez… Öylesine sessiz, öylesine gevşetici, öylesine sakin, öylesine rahat. Ama biz ölümden korkarız. Neden ölümden korkarız? Neden bunca ölüm korkusu var? Ölümden korkarız, ama ölüm yüzünden değil… Onu tanımadığımız için korkarız. Hiç karşılaşmadığın bir şeyden nasıl korkabilirsin? Korkmak için en azından tanımak gerek. Bu yüzden aslında sen ölümden korkmazsın; başka bir şeyden korkarsın. Sen aslında hiç yaşamamışsındır… Bu ölüm korkusu yaratır.

Korku gelir, çünkü sen yaşamıyorsun, bu yüzden korkuyorsun… ‘Daha yaşamadım ve eğer ölüm gerçekleşirse ne olacak? Tatmin olmadan, yaşamadan öleceğim.’ Ölüm korkusu ancak gerçekten yaşamayanlara gelir. Yaşıyorsan, ölüme kucak açarsın. O zaman korku olmaz. Yaşamı tanımışsındır; artık ölümü de tanımak istersin. Ama biz yaşamın kendisinden öyle çok korkarız ki onu tanımayız, derinlemesine içine girmemişizdir. Bu ölüm korkusu yaratır.

Bu tekniğe girmek istiyorsan bu derin korkunun farkında olmalısın. Ve bu derin korku fırlatılıp atılmalı, arındırılmalıdır, ancak o zaman bu tekniğe girebilirsin. Şunun faydası olur: Nefes vermeye daha fazla dikkat et. Ve gerçekten de, nefes vermeye daha fazla dikkat edersen ve nefes almayı unutursan… Öleceğinden korkma; ölmezsin… Beden kendi kendine nefes alır. Bedenin kendi bilgeliği vardır: Derinlemesine nefes verirsen beden kendi kendine derin nefes alır. Senin işe karışman gerekmez. O zaman tüm bilincine derin bir gevşeme yayılır. Bütün gün gevşemiş hissedersin ve içsel sessizlik yaratılır.

Bir başka deney yaparsan bu duyguyu daha da derinleştirebilirsin. Günde yalnızca on beş dakika boyunca derinlemesine nefes ver. Bir sandalyeye ya da yere otur, derinlemesine nefes al ve nefes verirken gözlerini kapat. Hava dışarı çıktığında, sen içeri gir. Ve sonra bedenin nefes almasına izin ver ve hava içeri girdiğinde gözlerini aç ve sen dışarı çık. Tam tersi: Hava çıkarken sen  giriyorsun; hava girerken sen çıkıyorsun.

Nefes verdiğinde içinde bir boşluk yaratılır, çünkü nefes yaşamdır. Derinlemesine nefes verdiğinde, boş kalırsın, yaşam dışarı çıkmıştır. Bir açıdan ölmüş olursun, bir anlığına ölü olursun. O ölüm sessizliğinde, sen içeri gir. Hava dışarı çıkıyor: Gözlerini kapat ve içeri gir. Boşluk orada ve sen kolaylıkla girebilirsin.

Hatırla, nefes alırken içeri girmek zordur, çünkü girecek yer yoktur. Nefes verirken içeri girebilirsin. Hava içeri girerken sen dışarı çık; gözlerini aç ve dışarı çık. Bu ikisi arasında bir ritim yarat. On beş dakika içinde öylesine gevşemiş hissedeceksin ki kendini, bu tekniği yapmaya hazır hissedeceksin.

Bu tekniği yapmadan önce, bunu on beş dakika için yap ve hazır ol… Yalnızca hazır da değil, kucak aç, alıcı ol. Ölüm korkusu kalmaz, çünkü artık ölüm bir gevşeme gibi görünür, ölüm derin bir dinlenme gibi görünür. Ölüm hayata düşman görünmez, onun kaynağı gibi görünür, yaşam enerjisi gibi görünür. Yaşam tıpkı bir gölün yüzeyindeki dalgaları gibidir ve ölüm gölün kendisidir. Dalgalar olmadığında göl hala oradadır.  Ve göl dalgasız da var olabilir, ama dalgalar gölsüz var olamaz. Yaşam ölümsüz var olamaz. Ölüm yaşamsız var olabilir, çünkü kaynak odur. O zaman bu tekniği yapabilirsin.

Bedeninde, ayak parmaklarından yukarı yükselen ateşe odaklan…

Uzan. İlk önce kendini ölü olarak düşün; bir ceset gibi. Uzan ve sonra dikkatini ayak parmaklarında topla. Kapalı gözlerle içe git. Dikkatini ayak parmaklarında topla ve ateşin oradan yukarı yükseldiğini, her şeyin yandığını hisset. Ateş yükselirken, beden de kaybolur. Ayak parmaklarından başla ve yukarı doğru ilerle.

Neden ayak parmaklarından başlıyoruz? Daha kolay olur, çünkü ayak parmakları ben’den egondan çok uzaktır. Egon kafandadır. Başından başlayamazsın, çok zor olur, bu yüzden en uzak noktadan başla. Egodan en uzak nokta ayak parmaklarıdır. Ateşi oradan başlatın. Ayak parmaklarının yandığını, yalnızca küllerin kaldığını hisset ve sonra ağır ağır, ateşin karşısına çıkan her şeyi yakarak ilerle. Her parça… Bacaklar, kalçalar… Kayboluyor.

Ve onların küle döndüğünü gör. Ateş yükseliyor ve geçtiği parçalar artık yok; kül oldu. Yükselmeye devam et ve en son baş kaybolsun. Her şey; toz; toza karışsın… Ta ki beden yanıp küle dönüşene kadar; ama sen değil.

Sen tepedeki izleyici olarak kalacaksın. Beden orada olacak… Ölü, yanmış, küle dönmüş… Ve sen izleyen olacaksın, sen tanık olacaksın. Bu tanığın egosu yoktur.

Egosuz duruma erişmek için bu teknik çok iyidir. Neden? Çünkü bu teknik çok şeye işaret etmektedir. Basit görünür; o kadar basit değildir. İçsel mekanizma çok karmaşıktır. İlk şey: Hafıza bedeninin bir parçasıdır. Hafıza maddedir; işte bu yüzden kaydedilebilir. Beyin hücrelerinde kaydedilir. Onlar maddeseldir, bedenin parçasıdır. Beyin hücrelerin operasyondan geçirilebilir ve belli beyin hücreleri çıkarılırsa belli anıların kaybolur. Anılar beyin hücrelerine kaydedilir. Hafıza maddedir; yok edilebilir. Ve artık bilim insanları onun yerine yenisinin yerleştirilebileceğini , transplantasyon yapılabileceğini söylüyor.

Eninde sonunda, Albert Einstein gibi bir öldüğünde, onun beyin hücrelerini saklamayı başaracağız. Ve o beyin hücreleri bir çocuğa nakledilebilecek ve o çocuk, tüm o deneyimleri yaşamadan Albert Einstein’ın tüm anılarına sahip olabilecek. Hafıza bedenin parçasıdır ve eğer tüm beden yakılıp küle çevrilirse, hafızan kalmaz.

Hatırla, anlaşılması gereken nokta şudur: Eğer hafıza hala varsa, o zaman beden kalır ve sen hile yapıyor olursun. Eğer bedenin öldüğü, yandığı, ateşin onu tamamen yok ettiği duygusunu derinlemesine yaşayabilirsen, o anda hafızan olmaz. O izleme anında, zihin olmaz. Her şey durur… Düşünce hareket etmez, yalnızca izliyor, neler olduğunu görüyor olursun.

Ve bir kez bunu bilince, daima bu durumda kalabilirsin. Bir kez kendini bedenden ayırabileceğini bilince… Bu teknik kendini bedenden ayırmak, seninle beden arasında bir boşluk yaratmak, birkaç anlığına bedenden çıkmak içindir. Bunu yapabilirsen, o zaman bedende kalabilirsin ve bedende olmazsın. Önceki gibi orada yaşamaya devam edersin, ama bir daha asla aynı olmazsın.

Bu teknik en az üç ay alır. Yapmaya devam et. Bir günde olmayacaktır, ama her gün bir saat boyunca yaparsan, üç ay içinde, bir gün aniden hayal gücün işe yarar ve boşluk yaratılır ve bedeninin küle döndüğünü görürsün. O zaman izleyebilirsin.

O izleyişte derin bir olgunun farkına varırsın… Egonun sahte bir varlık olduğunun. O oradaydı, çünkü sen bedenle, düşüncelerle, zihinle özdeşleşmiştin. Sen bunların hiçbiri değilsin… Ne zihin, ne bedensin. Sen seni çevreleyen her şeyden farklısın; sen çeperinden farklısın.

Teknik görünürde basittir, ama seni derin bir değişime getirebilir. Ama ilk önce git ve bir ölü yakma alanında meditasyon yap, bedenin nasıl yandığını, bedenin nasıl yine toza dönüştüğünü gör… Böylece kolaylıkla hayal edebilirsin. Sonra ayak parmaklarından başla ve çok yavaş ilerle. Ve bu tekniği yapmadan önce, nefes vermeye daha fazla dikkat et. Tekniğe girmeden hemen önce, on beş dakika boyunca nefes ver ve gözlerini kapa; bedenin nefes almasına izin ver ve gözlerini aç. On beş dakika boyunca derin bir gevşeme hisset ve sonra tekniğe gir.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment