9. Teknik : a) Ölü gibi uzanın b) Gözlerinizi kırpmadan bakın c) Bir şeyi içinize çekin ve çekmek olun

by admin

Ölü gibi uzan. Gazapla dolmuşken, öyle kal. Ya da kirpiğini bile oynatmadan bak. Ya da bir şey em ve emiş ol.

Ölü gibi uzan. Dene: Aniden ölü olursun. Bedeni bırak! Onu hareket ettirme çünkü ölüsün. Ölü olduğunu hayal et. Bedeni kıpırdatamazsın, gözleri kıpırdatamazsın, ağlayamazsın, çığlık atamazsın, hiçbir şey yapamazsın; ölüsün. Ve sonra nasıl bir his olduğunu hisset. Ama aldatma. Aldatabilirsin… Bedeni hafifçe oynatabilirsin. Kıpırdama. Orada bir sivrisinek varsa bile, bedene ölmüş gibi davran. Çok kullanılan tekniklerden biridir bu.

Raman Maharshi aydınlanmasına bu teknik aracılığı ile ulaştı. Aslında bu teknik onun zamanında kullanılmıyordu ama geçmiş yaşamlarından birinde bunda inat etmiş olmalıydı çünkü hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Her şeyin nedensel bir bağlantısı, bir nedenselliği vardır. Aniden, bir gece Raman öleceğini hissetti. Çok gençti, on dört, on beş yaşlarında. Ve bu his zihninde o kadar netti ki ölüm ona hakim oldu. Bedenini kıpırdatamıyordu, felç geçirmiş gibi hissediyordu. Sonra ani bir boğulma hissi duydu ve yüreğinin duracağını anladı. Bağıramıyor, bir başkasına, ‘Öleceğim’ diyemiyordu.

Bazen kabus görürsün. Bağıramazsın, kıpırdayamazsın. Uyandığın zaman bile birkaç dakika boyunca hiçbir şey yapamazsın. Raman’a da böyle oldu. Bilinci üzerinde mutlak gücü vardı ama bedeni üzerinde hiç gücü yoktu. Orada olduğunu, var olduğunu, bilinçli, uyanık olduğunu biliyordu ama öleceğini hissediyordu. Ve bilgi o kadar kesindi ki başka olasılılık yoktu, bu yüzden pes etti. Gözlerini kapattı ve orada kaldı, ölmeyi bekledi; yalnızca ölmeyi bekledi.

Yavaş yavaş bedeni katılaştı. Beden öldü, bedenin öldüğünü biliyordu ama hayatta olduğunu da biliyordu. Sabahleyin bedeni canlandı, ama geri dönen artık aynı adam değildi. Çünkü ölümü tanımıştı. Farklı bir alemi, bilincin farklı bir boyutunu tanımıştı.

Evden kaçtı. Ölüm deneyimi onu tamamen değiştirdi. Bu çağın aydınlanmış pek az sayıdaki insanından biri oldu.

Teknik budur. Bu, Raman’da kendiliğinden oldu, ama sende kendiliğinden olmayacak. Dene. Bunu yapamasan bile, çabaların asla boşa gitmez. O senin içindedir; içinde bir tohum olarak kalır. Bir gün, zamanı geldiğinde ve yağmurlar yağarken filizlenir.

Her kendiliğindenlik böyledir. Bir süre önce tohum ekilmiştir ama zamanı gelmemiştir, yağmur yoktur. Başka bir yaşamda zamanı gelir. Sen daha olgunsundur, daha deneyimlisindir, bu dünya karşısında daha fazla hayal kırıklığı içindesindir. Sonra aniden, belirli bir durumda, yağmur yağar ve tohum patlar.

Ölü gibi uzan. Gazapla dolmuşken, öyle kal.

Elbette, ölüm anı mutlu bir an değildir. Ölü olduğunu hissetmek sevinç dolu olmayacaktır. Korku seni ele geçirecektir, zihnine öfke, hayal kırıklığı, hüzün, keder, acı hakim olacaktır.

Sutra der ki:

Öfkeyle dolmuşken öyle kal.

Öfkeli hissediyorsan, öyle kal. Endişe, korku hissediyorsan, öyle kal. Sen ölüsün ve hiçbir şey yapamazsın, böyle kal. Zihinde her ne olursa olsun, beden ölüdür ve sen hiçbir şey yapamazsın, bu yüzden öyle kal.

O kalış güzeldir. Birkaç dakika için öyle kalırsan, aniden her şeyin değiştiğini hissedersin. Ama biz hareket etmeye başlarız. Zihinde bir duygu varsa, beden hareket etmeye başlar. Zihinde bir duygu varsa, beden hareket etmeye başlar. Bu yüzden ona İngilizce’de ’emotion’ denir. Duygu bedende hareket yaratır. Öfkeliysen, aniden bedenin hareket etmeye başlar. Hüzünlüysen, bedenin hareket etmeye başlar. İşte bu yüzden ’emotion’ derler çünkü bedende hareket yaratır. Ölü hisset ve duyguların bedenini hareket ettirmesine izin verme. Sen öyle kal: Sabit, ölü. Orada her ne olursa olsun… Hareket yok. Kal! Hareket yok.

Ya da kirpiğini bile oynatmadan bak.

Bu ‘Ya da kirpiğini bile oynatmadan bak’ yöntemi, Meher Baba’nın yöntemiydi. Senelerce odasının tavanına baktı,durdu. Senelerce yerde ölü gibi yattı, tek kirpiğini bile oynatmadan, gözlerini bile oynatmadan tavana baktı. Saatlerce, yalnızca bakarak, hiçbir şey yapmadan uzanırdı. Gözlerle bakmak iyidir çünkü yine üçüncü göze odaklanırsın. Ve bir kez üçüncü göze odaklanınca, göz kapaklarını oynatmak istesen bile oynamazlar; sabitlenmişlerdir.

Meher Baba bu bakış sayesinde aştı. Sen belki, ‘Bu küçük egzersizlerle nasıl..?’ diyorsun. Ama üç sene boyunca hiçbir şey yapmadan tavana baktı, durdu. Üç sene uzun bir zamandır. Üç dakika için yap, orada üç senedir yatıyormuş gibi hissedersin. Üç dakika çok, çok uzun olur. Sanki zaman geçmiyormuş, saat durmuş gibi gelir.

Meher Baba, baktı, baktı, baktı. Yavaş yavaş düşünceler durdu, hareket durdu ve o yalnızca bir bilinç oldu, yalnızca bakış oldu. Sonra tüm yaşamı boyunca sessiz kaldı. Bu bakış içinde öyle sessiz oldu ki onun için sözcükleri formüle etmek imkansız hale geldi.

Meher Baba Amerika’daydı. Başkalarının düşüncelerini okuyabilen biri vardı, zihin okuyan biri ve gerçekten de en nadir zihin okuyuculardan biriydi. Gözlerini kapatır, karşına otururdu ve birkaç dakika içinde sana uyum sağlar, düşündüklerini yazmaya başlardı. Binlerce, binlerce kez sınandı ve hep doğru, hep haklı çıktı. Bu yüzden biri ona Meher Baba’yı getirdi. Ve bu hayatındaki tek başarısızlıktı. Tek başarısızlık. Ama aslında bunun bir başarısızlık olduğunu söyleyemeyiz. Denedi, tekrar denedi, terlemeye başladı ama tek bir sözcük bile yakalayamadı.

Elinde kalem, orada kaldı ve şöyle dedi: ‘ Bu nasıl bir adam? Okuyamıyorum çünkü okuyacak hiçbir şey yok. Bu adam tamamen boş. Orada birinin oturduğunu bile unutuyorum. Gözlerimi kapattıktan sonra, onları yine açtım ve adam orada mı, yoksa kaçtı mı, görmek için baktım. Bu yüzden yoğunlaşmak zor çünkü gözlerimi kapattığım anda aldatıldığımı hissediyorum: Sanki adam kaçtı ve önümde kimse yok. Gözlerimi yeniden açtım ve adamın orada olduğunu gördüm. Ve o hiç düşünmüyor.’ O bakış, o daimi bakış zihnini tamamen durdurmuş.

Ölü gibi uzan. Gazapla dolmuşken, öyle kal. Ya da kirpiğini bile oynatmadan bak. Ya da bir şey em ve emiş ol.

Küçük değişiklikler var. Herhangi biri işe yarar. Sen ölüsün mesela… Bu yeterli.

Gazapla dolmuşken, öyle kal.

Bu bile bir teknik olabilir. Öfkelisin: Uzan, öfkeli kal. Ondan uzaklaşma, hiçbir şey yapma, kıpırdamadan dur.

Krishnamurti bu konuda konuşur durur. Tüm tekniği bu tek şeye bağlıdır:

Gazapla doluyken, öyle kal.

Öfkeliysen, öfkeli ol ve öfkeli kal. Hareket etme. Öyle kalabiliyorsan, öfke gidecek ve sen farklı biri olacaksın. Endişeliysen, hiçbir şey yapma. Orada dur, orada kal. Endişe gidecek ve sen farklı bir adam olacaksın. Ve bir kez endişene, onun tarafından hareket ettirilmeden baktığın zaman, efendi sen olacaksın.

Ölü gibi uzan. Gazapla dolmuşken, öyle kal. Ya da kirpiğini bile oynatmadan bak. Ya da bir şey em ve emiş ol.

Bu sonuncusu fizikseldir ve yapması kolaydır çünkü emmek bir çocuğun yapması gereken ilk şeydir. Emmek yaşamdaki ilk eylemdir. Bir bebek dünyaya geldiğinde ağlamaya başlar. Bu ağlamanın nedeni üzerine düşünmemiş, onu anlamaya çalışmamış olabilirsin. Aslında ağlamıyordur. Bize ağlıyormuş gibi görünür. O, hava emmektedir. Ve bebek ağlamıyorsa, birkaç dakika içinde ölür çünkü ağlamak hava emmek için gösterilen ilk çabadır. O, rahimdeyken nefes almıyordu. Nefes almadan hayattaydı. Yogilerin yer altında yaptıklarının aynısını yapıyordu. Nefes almadan prana alıyordu. Anneden, saf prana…

İşte bu yüzden çocuk ile annesi arasındaki sevgi tüm diğer sevgilerden daha farklıdır çünkü en saf prana, enerji, onları birleştirir. Bu bir daha hiç olmaz. İnce, pranik bir ilişki vardı. Anne çocuğa prana veriyordu ve çocuk hiç nefes almıyordu. Doğduğu zaman, anneden dışarı, bilinmeyen bir dünyaya atıldı. Artık prana, enerji, ona o kadar kolay ulaşmayacak. Kendi kendine nefes alması gerek.

İlk ağlama, ilk emme çabasıdır ve sonra annesinin memesinden süt emecektir. Yaptığın ilk temel eylemler bunlardı. Daha sonra sen ne haline gelmiş olursan ol. İlk eylemler bunlardır. Uygulanabilirler de. Bu sutra der ki :

Ya da bir şey em ve emiş ol.

Bir şey em… Havayı em ama havayı unut ve emiş ol. Bu ne anlama geliyor? Bir şey emiyorsun; sen emensin, emiş değil. Yalnızca emiyorsun.

Bu sutra der ki durma, eylemde hareket et ve emiş ol. İşe yarayacak bir şey dene. Koşuyorsun… Koşan değil koşu ol. Koşu ol ve koşanı unut. İçeride bir koşucu olmadığını hisset, yalnızca bir koşma süreci. Sen süreçsin, ırmak gibi bir koşma süreci. İçeride hiç kimse yok. İçerisi sessiz ve yalnızca süreç var.

Emmek iyidir ama sen çok zor olduğunu hissedeceksin çünkü onu tamamen unutmuşsun. Ama aslında tamamen değil çünkü onun yerine başka şeyler koyup duruyoruz. Annenin memesinin yerine sigara koyuyorsun; onu emiyorsun. Sigara, meme ucundan başka bir şey değil, annenin memesi ve meme ucu. Ve ılık duman içeri akarken, tıpkı ılık süt gibidir.

Bu yüzden, annesinin memesini istediği kadar emmesine izin verilmeyenler daha sonra sigara içerler. Bu yerine konan bir şeydir ama yerine konan şey de işe yarar. Bir sigara içerken, emiş ol. Sigarayı unut, sigara içeni unut: İçiş ol.

Emdiğin nesne var, emen özne var ve aradaki süreç emiştir. Emiş ol, süreç ol. Dene. Pek çok şeyle denemen gerekecek; sonra senin için neyin doğru olduğunu bulacaksın.

Su içmektesin, soğuk su içeri girmekte… İçiş ol. Suyu içme. Suyu unut, kendini ve susuzluğunu unut, yalnızca içiş ol… Sürecin kendisi. Serinlik, dokunuş, giriş ve sürece verilmesi gereken emiş ol.

Neden olmasın? Emiş olursan ne olur? Emiş olabilirsen, o anda bir günlük, yeni doğmuş çocuk kadar masum olursun…Çünkü ilk süreç budur. Bir açıdan gerilersin. Ama özlem oradadır. İnsanın benliği emişi özler. Pek çok şey dener ama hiçbirinin faydası olmaz çünkü asıl anlamı gözden kaçırır. Emiş olmadığın sürece, hiçbir şeyin faydası olmaz. Bu nedenle, dene.

Bu yöntemi bir adama aktardım. Çok, pek çok şey denemişti. Sonra bana geldi ve ona sordum: ‘Sana tüm dünyada seçilecek tek şey versem, ne seçerdin?’ Ve hemen ona gözlerini kapatmasını ve düşünmeden söylemesini söyledim. Korktu, tereddüt etti, bu yüzden ona, ‘Korkma, tereddüt etme. Dürüst ol ve söyle,’ dedim.

‘Bu saçma ama gözümün önünde bir meme beliriyor’ dedi ve ekledi: ‘Lütfen ilk önce söyle, sonra yöntemine ve tekniğine devam et: İlk önce söyle bana, neden kadınların memeleri ile bu kadar çok ilgileniyorum? Ne zaman bir kadına baksam, gördüğüm ilk şey memeler oluyor. Tüm beden sonra geliyor.’

Yalnızca onda böyle değil, herkeste böyle… Hemen hemen herkeste. Ve bu doğal çünkü annenin memesi evrenle ilk tanışıklıktır. Temeldir. Evrenle ilk temas annenin memesidir. İşte bu yüzden memeler o kadar çekicidir. Güzel görünürler; çekerler, manyetik güçleri vardır. Manyetik güç bilinç dışından gelir. Temas ettiğin ilk şey oydu ve ona temas etmek güzel duygular uyandırıyordu. Sana besin veriyordu, o anda canlılık, sevgi, her şeyi veriyordu. Temas yumuşaktı, davetkârdı. Bu temas erkeğin zihninde hep öyle kalmıştır.

Bu yüzden adama, ‘Şimdi sana bir yöntem anlatacağım,’ dedim. Ve ona aktardığım yöntem buydu, bir şey emmek ve emiş olmak. Ona dedim ki: ‘Gözlerini kapa. Annenin ya da beğendiğin birinin memelerini hayal et. Hayal et ve gerçek bir meme varmış gibi em. Emmeye başla.’ Adam emmeye başladı. Üç gün boyunca hızla, delicesine emdi; büyülenmişti. Bana dedi ki: ‘Bütün gün emmek istiyorum. Bu, çok güzel ve derin bir sessizlik yaratıyor.’

Üç ay içinde emiş çok, çok sessiz bir jest oldu. Dudaklar durdu, bir şey yaptığını anlayamazdın. Ama işsel emiş başlamıştı. Bütün gün emiyordu. Bir mantra, bir japa oldu… Bir mantranın tekrarlanması.

Üç ay sonra geldi ve dedi ki: ‘Bana tuhaf bir şey oluyor. Dilimden devamlı tatlı bir şey akıyor. Ve o kadar tatlı, o kadar enerji verici ki yiyeceğe ihtiyacım kalmıyor, açlık hissetmiyorum. Yemek yalnızca bir formalite oldu. Ailede sorun yaratmamak için bir şeyler yiyorum. Dilimden akan o şey çok tatlı ve yaşam verici.’

Ona devam etmesini söyledim. Üç ay daha geçtikten sonra, bir gün deli gibi, dans ederek geldi ve dedi ki: ‘Emiş yok oldu ama ben farklı bir adamım. Artık önceden sana gelen adam değilim. İçimde bir kapı açıldı. Bir şey kırıldı ve arzu kalmadı. Artık hiçbir şeyi istemiyorum. Tanrıyı bile, mokşa’yı bile, özgürleşmeyi bile… Hiçbir şey istemiyorum. Artık her şey olduğu haliyle iyi. Kabul ediyorum ve mutluyum.’

Bunu dene. Bir şey em ve emiş ol. Çok temel olduğu için çok kişiye faydası dokunabilir.

Bugünlük bu kadar.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment