90. Teknik : Gözlerine bir tüy gibi dokun

by admin

Gözlerine bir tüy gibi dokunursan, aralarındaki hafiflik yüreğe açılır ve orada kozmosa nüfuz eder.

Tekniğe girmeden önce, bazı yorumlar. İlk olarak, göz hakkında bir şeyin anlaşılması gerekir, çünkü tüm teknik buna bağlıdır.

İlk şey: Ne olursan ol, dışarıdan nasıl görünürsen görün, gözleri kandıramazsın. Sahte gözler yaratamazsın. Sahte bir yüz yaratabilirsin; gözleri sahteleştiremezsin. Bu imkansızdır… Gurdjieff gibi mükemmel bir usta olmadığın sürece imkansızdır. Tüm enerjilerinin efendisi olmadığın sürece gözlerini sahteleştiremezsin. Hiçbir sıradan insan yapamaz bunu. Gözleri sahteleştiremezsin.

İşte bu yüzden biri gözlerine baktığında, gözlerini gözlerine diktiğinda alınırsın, çünkü o gerçek şeyi bulmaya çalışmaktadır. O noktada sen hiçbir şey yapamazsın. Gözlerin gerçek benliği ortaya serer. Bu yüzden gözlerini birinin gözlerine dikmek görgü kurallarına aykırıdır. Konuşurken bile gözlerden kaçınırsın. Birine aşık olmadığın sürece, biri sana karşı gerçek olmaya hazır olmadığı sürece gözlerini dikemezsin. Bir sınır vardır.

Psikologlar sınırın otuz saniye olduğunu gözlemlemiştir. Bir yabancıya otuz saniye bakabilirsin, daha fazla değil. Daha fazla bakarsan saldırgan olmaya başlamışsındır ve diğeri hemen huzursuz olur. Uzak bir noktadan bakabilirsin, çünkü o zaman kimse fark etmez. Otuz metre ötedeyken bakmaya devam edebilirsin, ama altmış santim ötedeyken imkansız olur.

Kalabalık bir trende ya da kalabalık bir asansörde, yan yana otururken ya da ayakta dururken, asla birbirinizin gözlerine bakmazsınız, çünkü bu çok fazla, çok yakın olur. Karşındakinin gerçekliğine işlemiş olursun. Hatırlanacak ilk şey: Gözlerin kişiliği yoktur. Onlar saf doğadır. Kişilikleri yoktur.

Hatırlanacak ikinci şey: Dünyaya hemen hemen yalnızca gözlerle girersin; yaklaşık yüzde seksen diyorlar. Gözlerle çalışanlar, psikologlar diyor ki, dünya ile iletişimin yüzde sekseni gözler aracılığı ile gerçekleşmektedir. Hayatının yüzde sekseni gözlerden geçer.

İşte bu yüzden kör birini gördüğünde ona acırsın. Sağır birini gördüğünde asla o kadar acımaz, onunla duygudaşlık hissetmezsin, ama kör birini gördüğünde aniden duygudaşlık ve sevecenlik hissedersin. Neden? Çünkü o kişi yüzde seksen oranında canlı değildir. Sağır bir adam için böyle değil. Ayakların kesilse bile, ellerin kesilse bile o kadar az canlı olamazsın, ama kör bir adam yüzden seksen kapalıdır; yalnızca yüzde yirmi yaşar.

Gözlerin aracılığı ile enerjinin yüzde sekseni dışarı gider. Sen dünyaya gözlerin aracılığı ile gidiyorsun. Bu yüzden yorulduğunda, ilk yorulan gözlerin oluyor. Daha sonra, bedenin diğer tarafları etkilenir; enerjisi ilk tükenen gözler olur. Gözleri tazeleyebilirsen, tüm bedeni tazeleyebilirsin, çünkü onlar senin enerjinin yüzde seksenidir. Gözlerini yeniden canlandırabilirsen, kendini yeniden canlandırmış olursun.

Doğal bir çevrede iken, doğal olmayan bir şehirde olduğu kadar yorgun hissetmezsin, çünkü doğal bir çevrede gözlerin durmaksızın beslenir. Yeşillik, taze hava… Her şey gözlerini rahatlatır ve gevşetir. Çağdaş bir şehirde her şey gözlerini sömürür ve hiçbir şey onları beslemez. Bu yüzden uzak bir köye ya da çevresinde yapay bir şey olmayan bir tepeye gidersen, farklı türden gözler görürsün. Pırıltıları, nitelikleri farklı olur: taze, hayvan gibi, delici, canlı, dans eden.

Çağdaş bir şehirde gözler ölüdür; minimumda yaşamaktadır. Kutlamanın ne olduğunu bilmezler. Tazeliğin ne olduğunu bilmezler. Gözler içlerinden geçen hayatın farkında farkında değildirler; onlar yalnızca sömürülmektedir. Enerjinin yüzde sekseni gözlerinden gider, bu yüzden tamamen farkında olmalısın ve bu hareket, bu enerji, gözlerdeki bu olasılık hakkında bir sanat öğrenmelisin.

Hindistan’da biz kör adamlara prajna-chakshu adını veririz: bilge-göz. Bunun özel bir sebebi vardır, çünkü her talihsizlik büyük bir fırsata dönüştürülebilir. Enerjinin yüzde sekseni gözlerde hareket eder ve bir insan kör olduğunda yüzde seksen canlı değildir; dünya ile bağlantısının yüzde sekseni kopmuştur.

Kör bir adam dış dünya söz konusu olduğunda çok yoksuldur, ama eğer bu fırsatı, kör olma fırsatını kullanabilirse, o zaman enerjisinin bu yüzde seksenini iç dünyası için kullanabilir. Bu yüzden enerjisinin yüzde sekseni onda kalmıştır, rezervdir ve normalde dışarıda hareket eden bu enerji içeride hareket edebilir. Onun içeride nasıl hareket edebileceğini biliyorsa, bilge-göz olabilir.

Kör bir adam sırf kör olduğu için prajna-chakshu, bilge-göz değildir, ama olabilir. Onun sıradan gözleri yoktur, ama bilgelik gözlerini edinebilir. Olasılık oradadır. Biz, gözleri yok diye üzülmesinin gerekmediğini anlatmak için ona prajna-chakshu adını verdik. O insan içsel göz yaratabilir ve gözleri olan insanların sahip olmadığı yüzde seksen enerji onda vardır. Onu hareket ettirebilir. Onu kullanabilir.

Kör insan farkında olmasa bile, yine de senden daha sessiz olur. Daha gevşemiş olur. Kör birine bak. Daha sessizdir. Yüzü daha gevşemiştir. Kendi halinde rahat görünür; tatminsizlik yoktur. Sağır birinde aynısı olmaz. O senden daha huzursuz olur ve daha sinsileşir. Ama kör bir adam asla sinsi, asla huzursuz, asla hesapçı değildir; temel olarak güven doludur, varoluşa karşı derin bir güven beslemektedir.

Bu neden olur? Çünkü enerjinin yüzde sekseni, o bu konuda hiçbir şey bilmese bile, onun içinde hareket etmektedir. Bu daimi bir düşüş olur, tıpkı bir çağlayan gibi. Farkında olmasa bile, yüreğine yağmaya devam eder. Dışarı çıkan aynı enerji yüreğine yağar. Bu o insanın benliğinin niteliğini değiştirir. Eski Hindistan’da, kör insanlara çok büyük bir saygı gösterilirdi.

Aynısını kendi gözlerinle de yapabilirsin. Bu teknik bunun içindir: Dışarı giden enerjinin kendi üzerine, kendi yürek merkezine yağması için. Eğer yüreğe yağarsa, mümkün olduğunca hafiflersin. Tüm beden bir tüy olmuş gibi hissedersin; sanki yer çekiminin senin üzerinde hiç etkisi yokmuş gibi. O anda benliğinin en derin kaynağı ile bağlantı kurarsın ve bu seni yeniden canlandırır.

Tantra’ya göre, derin uykunun seni yeniden canlandırmasının sebebi uyku değildir, dışarı çıkan enerjinin içeride hareket etmesidir. Eğer sırrını biliyorsan, o zaman sıradan birinin günde altı, sekiz saat uyku ile yaptığını sen dakikalar içinde yaparsın. O doğanın bir şey yapmasına izin vermektedir, gerçekte kendisi bir şey yapmamaktadır. Uykunda gizemli bir süreç sürmektedir. En temel şeylerden biri, enerjinin dışarı çıkmaması, yüreğine yağmasıdır ve bu seni yeniden canlandırır. Kendi enerjinle derin bir banyo yaparsın.

Bu hareket eden enerji hakkında bir şey daha. Nerede baskın biri olsa, hep gözlerine baktığını gözlemlemiş olabilirsin. Nerede baskı altına alınmış biri olsa, hep bakışlarını yere indirir. Köleler, hizmetkarlar ya da birinden aşağı durumda olan herhangi biri, asla üstünün gözlerine bakmaz. Ama üst bakabilir. Krallar bakabilir, ama bir kralın önünde dururken, bir kralın huzurunda dururken senin bakmaman gerekir. Bu suç olur. Bakışlarını indirmelisin.

Gerçekten de, gözlerinle birlikte enerjin de hareket eder. İncelikli bir şiddet halini alabilir. Yalnızca insanlarda değil, hayvanlarda bile. İki yabancı, iki hayvan karşı karşıya geldiği zaman, kimin üstün olacağına, aşağı rolü kimin üstleneceğine karar vermek için gözlerini birbirlerinin gözlerine dikerler. Bir hayvan bakışlarını indirdiği zaman karar verilmiş olur. O zaman savaşmazlar; savaş sona ermiştir. Artık kimin üstün olacağını konusunda anlaşmışlardır.

Çocuklar bile birbirlerinin gözlerine baktıkları bir oyun oynarlar ve gözlerini kaçıran yenilir. Haklıdırlar. İki çocuk birbirlerinin gözlerine baktığında, kim ilk önce huzursuz olursa, kıpırdanmaya başlarsa, bakışlarını kaçırmaya, diğerine bakmaktan kaçınmaya başlarsa, o yenilir. Bakmaya devam edebilen daha güçlüdür. Gözlerin karşındakinin gözlerini yenebiliyorsa, bu senin ondan daha güçlü olduğuna dair ince bir işarettir.

Sahnede konuşmaya ya da rol yapmaya çıkanlar korkar, büyük bir titreme gerçekleşir. Uzun zamandır bu meslekte olanlar, eski aktörler bile… Sahneye çıktıklarında korkuya kapılırlar, çünkü bunca göz bakmaktadır; çok fazla saldırgan enerji vardır. Onlara bakan binlerce insandan kaynaklanan bunca enerji vardır ve onlar aniden içten içe, derinliklerde titremeye başlarlar. Bir korkuya kapılırlar. Gözlerden ince bir enerji akmaktadır, çok ince bir enerji. Fiziksel güçlerin en incesi, en rafine olanı gözlerden akmaktadır. Ve sende enerjinin niteliği değişiktir.

Buda’nın gözlerinden çok farklı türden bir enerji akmaktadır. Hitler’in gözlerinden tamamen farklı türden bir enerji. Buda’nın gözlerine bakarsan, onlar seni kabullenirler, sana kucak açarlar, bir kapı olurlar. Hitler’in gözlerine bakarsan, onlar seni reddederler, seni kınarlar, seni ittirirler, seni fırlatıp atarlar. Hitler için gözler tıpkı silah gibidir; Buda için gözler sevecenliktir. Gözlerin niteliği değişir. Önünde sonunda göz-enerjisini ölçmeyi başaracağız ve o zaman insan hakkında çok bilgimiz olması gerekmeyecek. Sırf göz-enerjisi ve onun niteliği arkasında ne tür birinin gizli olduğunu gösterecek. Önünde sonunda bu mümkün olacak.

Bu sutra, bu teknik:

Gözlerine bir tüy gibi dokunursan, aralarındaki hafiflik yüreğe açılır ve orada kozmosa nüfuz eder.

Gözlerine bir tüy gibi dokunursan… İki avucunu kullanarak; ama tıpkı tüy gibi, hiç baskı uygulamadan. Bastırırsan asıl noktayı kaçırırsın, tüm tekniği ıskalarsın. Bastırma; tıpkı tüy gibi dokun. Alışman gerekir, çünkü başta bastıracaksın. Baskıyı gittikçe azalt, ta ki hiç baskı uygulamadan dokunmaya başlayana kadar… Avuçların gözyuvarlarına yalnızca dokunsun. Yalnızca bir dokunuş, baskı olmadan bir buluşma, çünkü baskı olursa, o zaman teknik işe yaramaz. Bu yüzden, bir tüy gibi…

Neden? Çünkü bir iğne bir kılıcın yapamadığı şeyi yapabilir. Bastırırsan, nitelik değişir. Saldırgan olursun. Gözlerden akan enerji çok inceliklidir. Küçük bir baskı üzerine savaşmaya başlar, bir direnç yaratılır. Bastırırsan, o zaman gözlerden akan enerji direnmeye, savaşmaya başlar; bir mücadele başlar. Bu yüzden bastırma; hafif bir baskı bile göz-enerjisinin yargılamaya başlamasına yeter.

Çok inceliklidir, çok narindir. Bastırma… Tüy gibi, avucun dokunuyor, ama dokunmuyor gibi. Dokunmuyor gibi dokunarak, baskı olmadan; yalnızca bir dokunuş, hafif bir avucun gözyuvarına dokunması hissi ile o kadar.

Ne olur? Hiç baskı olmadan, yalnızca dokunduğun zaman, enerji içeride akmaya başlar. Bastırırsan, elle, avuçla savaşmaya başlar ve enerji dışarı çıkar. Basit bir dokunuşla enerji içeride hareket etmeye başlar. Kapı kapanmıştır; kapı basitçe kapanmıştır ve enerji geri döner. Enerji geri döndüğü an yüzüne, başına bir hafiflik geldiğini hissedersin. Geri dönen enerji seni hafifletir.

İki gözün tam arasında üçüncü göz, bilgelik gözü, prajna-chakshu vardır. Üçüncü göz iki gözün tam arasındadır. Gözlerden geri dönen enerji üçüncü göze çarpar. İşte bu yüzden insan hafiflemiş, uçuyormuş, yer çekimi yokmuş gibi hisseder. Ve enerji üçüncü gözden yüreğe dökülür. Bu fiziksel bir süreçtir: Tıp, tıp, tıp diye dökülür ve sen yüreğine çok hafif bir duygu geldiğini hissedersin. Yürek atışları yavaşlar, nefes yavaşlar. Tüm bedenin gevşer.

Derin meditasyona dalmasan bile, bu fiziksel olarak faydalı olur sana. Gündüz herhangi bir zaman, bir sandalyede gevşe… Trende otururken de yapabilirsin… Gözlerini kapa, bedeninin tamamında bir gevşeme duygusu hisset, sonra avuçlarını gözlerine koy. Ama bastırma… Bu çok önemlidir. Bir tüy gibi dokun.

Dokunduğun, ama bastırmadığın zaman, düşüncelerin hemen duracaktır. Gevşemiş bir zihinde düşünceler hareket edemez; donarlar. Düşüncelerin çılgınlığa, hararete ihtiyacı vardır, hareket etmek için gerilime ihtiyaçları vardır. Onlar gerilim aracılığı ile yaşar. Gözler sessiz, gevşemiş olduğunda ve enerji geri akarken, düşünceler durur. Belli bir iyilik duygusu hissedersin ve bu her gün derinleşir.

Bu yüzden günde pek çok defa yap. Tek bir an için bile olsa, dokunmak iyi gelir. Ne zaman gözlerin yorulsa, enerjileri tükense, sömürülseler; bir şeyler okuduktan, bir film ya da televizyon izledikten sonra; ne zaman bunu hissetsen gözlerini kapa ve onlara dokun. Etkisini hemen gösterecektir. Ama bunu bir meditasyon kılmak istiyorsan, o zaman en az kırk dakika boyunca yap. Asıl önemli olan bastırmamaktır. Çünkü tek bir an için tüy gibi dokunmak kolaydır; bunu kırk dakika sürdürmek zordur. Defalarca unutacaksın ve bastırmaya başlayacaksın.

Bastırma. Kırk dakika boyunca, ellerinin ağırlıksız olduğunun farkında ol; yalnızca dokunuyorlar. Bastırmadığının, yalnızca dokunduğunun farkında ol. Bu derin bir farkındalık halini alacaktır, tıpkı nefes almak gibi. Buda’nın, tam farkındalık ile nefes al, dediği gibi, aynısı dokunurken de olacaktır, çünkü bastırmadığının daima farkında olmalısın. Elin bir tüy gibi olmalı, ağırlıksız bir şey, yalnızca dokunuyor.

Zihnin tamamen orada, uyanık, gözlerin yakınında olacak ve enerji durmaksızın akmaya başlayacak. Başlangıçta damlaların düşmesi gibi olacak. Aylar içinde ırmak gibi bir şey haline dönüştüğünü hissedeceksin ve bir sene içinde sel olacak. Bu olduğu zaman… Gözlerine bir tüyle dokunur gibi dokunursan, aralarındaki bir hafiflik… Dokunduğun zaman hafiflik hissedeceksin. Şu an da hissedebilirsin. Hemen, dokunduğun an, hafiflik gelir. Gözlerin arasındaki o hafiflik yüreğe açılır; o hafiflik yüreğe işler, yüreğe açılır. Yüreğe yalnızca hafiflik girebilir; ağır bir şey giremez. Yürekte yalnızca çok hafif şeyler olabilir.

İki göz arasındaki bu hafiflik yüreğe damlamaya başlar ve yürek onu almak üzere açılır… Ve oradan kozmosa yayılır. Ve akan enerji dere, sonra ırmak, sonra sel olduğunda, sen tamamen süpürülür götürülürsün. Varmışsın gibi hissetmezsin. Yalnızca kozmos varmış gibi hissedersin. Kozmos içeri girer ve kozmos dışarı çıkar. Hep olduğun varlık, ego, orada olmaz.

Bu teknik çok basittir, tehlikesizdir, bu yüzden dilediğin gibi deney yapabilirsin onunla. Ama çok kolay olduğu için, yapamayabilirsin. Her şey baskısız dokunmaya bağlıdır, bu yüzden öğrenmen gerekir. Dene. Bir hafta içinde olur. Aniden, bir gün, sen baskısız dokunurken, hemen söylediklerimi hissedeceksin… Bir hafiflik, yüreğin açılması ve baştan yüreğe bir şeylerin yağması.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment