94. Teknik : Kozmik özle bir ol

by admin

Maddenin, kemiklerinin, etinin, kanının kozmik öze karıştığını hisset.

Basit deneylerle tecrübe et. Yedi gün boyunca şu basit deneyi yap: Kanını, kemiklerini, etini, bedenini hüzünle dolu olarak hisset… Bedenin her hücresi hüzünlü; çevreni kara gece almış; çok ağır, karamsar; tek bir ışık yok; umut yok, kasvetli, sanki öleceksin. Yaşam içinde zonklamıyor; yalnızca ölümü bekliyorsun. Sanki ölüm yerleşti ya da yerleşiyor. Yedi gün boyunca bedenin her yerine ölümün yerleştiğini düşünerek tefekküre dal; kemiklerinin derinliklerine, iliklerine işledi. Bu şekilde düşünmeye devam et, bu ruh halini bozma. Ve sonra, yedi gün sonra, nasıl hissettiğine bak.

Ölü bir ağırlık olacaksın. Her tür duygu kaybolacak, beden canlıymış gibi hissedilmeyecek. Ne yaptın? Yemek yiyordun, her şeyi yapıyordun, her şey her zamanki gibiydi; tek değişen hayal gücüydü… Çevrende yeni bir hayal gücü düzeni var.

Başarılı olursun… Başarılı olacaksın. Gerçekte, zaten başarılı oluyorsun; bunu yapıyorsun, bilmeden bunu yapmakta uzman olmuşsun. İşte bu yüzden hüzünle başla diyorum. Mutlulukla dol desem, bu çok zor olur. Sen hayal edemezsin. Ama hüzünle başlayabilirsen, o zaman hüzün başına gelebiliyorsa, neden mutluluk gelmesin, diye düşünürsün. Çevrende hüzünlü bir ortam yaratabiliyorsan ve o ortamın içinde ölü bir şey olabiliyorsan, o zaman neden çevrende canlı bir ortam yaratamayasın ve canlı, dans ediyor olamayasın? Diğeri hayal edilebilir olur.

İkinci olarak, her ne üzüntüden mustaripsen, bunun gerçek olmadığını farkına varırsın. Onun yaratıcısı sensin, yazarı sensin; bilmeden bunu yapıyordun. Hüznünün senin hayal gücün olduğuna inanmak güç gelir, çünkü o zaman tüm sorumluluk senin omuzlarına yıkılır. O zaman başka hiç kimse sorumlu olmaz, o zaman sorumluluğu Tanrı’ya, kadere, diğerlerine, topluma, karına, kocana atamazsın… Hiçbir yere atamazsın. Yaratıcı sensin ve başına her ne geliyorsa, onu sen yaratıyorsun.

Yedi gün için bilinçli olarak dene. Ve sonra, diyorum ki, bir daha hüzünlü olmayacaksın… Çünkü artık anahtarı biliyorsun.

Sonra, yedi gün boyunca mutluluk akışı içinde olmayı dene… Onun içinde süzülerek, her nefesten esriklik alarak: Hisset. Yedi gün için hüzünle başla, sonra yedi gün için karşıtına git. Ve doğrudan karşıta gittiğinde, daha iyi hissedeceksin, çünkü zıtlık orada olacak.

Ancak o zaman bu deneyi yapabilirsin. Çünkü hüzün mutluluktan daha derindir. Hüzün yüzeydedir, mutluluk ortadadır ve bu son nüvedir, en içteki nüve, kozmik öz. Maddenin, kemiklerinin, kanının, kozmik öze karıştığını hisset, ebedi yaşama, ilahi enerjiye, kozmik öze karıştığını. Ama doğrudan başlama, çünkü o zaman dokunamazsın. Hüzünden başla, sonra mutluluğa git ve sonra kaynağı dene, hayatın kaynağını: Kozmik özü. Ve onunla dolduğunu hisset.

Başlangıçta yalnızca hayal ettiğinin tekrar tekrar farkına varacaksın, ama durma. Hayal gücü bile iyidir. Değerli bir şeyi hayal etmek bile iyidir. Hayal ediyorsun ve hayal ederek değişiyorsun. Hayal eden sensin. Hayal etmeye devam et ve yavaş yavaş onu hayal ettiğini unutacaksın. O bir gerçeklik olacak.

Yazılmış en büyük kitaplardan biri bir Budist yazmasıdır, Lankavatara Sutra. Buda, müridi Mahamati’ye tekrar tekrar şunu söyler: ‘Mahamati, bu yalnızca zihin. Cehennem zihindir. Cennet zihindir. Dünya zihindir. Aydınlanma zihindir.’ Mahamati tekrar tekrar sorar: ‘Yalnızca zihin mi? Yalnızca zihin mi? Nirvana bile, aydınlanma bile yalnızca zihin mi?’ Ve Buda der ki: ‘Yalnızca zihin, Mahamati.’

Her şeyin yalnızca zihin olduğunu anladığında özgür kalırsın. O zaman tutsaklık olmaz, arzu olmaz. Lankavatara Sutra’da, Buda tüm dünyanın tıpkı büyülü bir dünya gibi, bir Gandharva şehri gibi, büyücülerin yarattığı bir dünya gibi olduğunu söyler. Her şey orada varmış gibi görünür, ama yalnızca düşünce biçimi yüzünden vardır.

Ama dışsal gerçeklikle başlama, o çok uzaktır. O da zihindir, ama senden çok uzaktır. Çok yakından, kendi ruh hallerinden başla ve senin kendi yaratımın olduğunu hissedebilirsen, bilirsen, onun efendisi olursun.

Ne zaman hüzün terimleri ile düşünmeye başlasan hüzünlenirsin ve çevrendeki tüm hüzünlü şeylere açık olursun. O zaman herkes senin hüzünlü olmana yardımcı olur. Herkes yardımcı olur, ne yaparsan yap tüm dünya sana yardım etmeye hazırdır. Sen hüzünlü olmak istediğinde tüm dünya yardımcı olur, işbirliği yapar. Sen alıcı olmuşsundur. Gerçekten de, yalnızca hüznün alındığı belli bir dalga boyuna düşmüşsündür. Bu yüzden, biri senin neşelendirmek için gelse bile seni daha da hüzünlendirir. Dost canlısı görünmez, anlayışlı görünmez; onun sana hakaret ettiğini hissedersin, çünkü sen öylesine hüzünlüsündür ve o seni neşelendirmeye çalışmaktadır. O senin hüznünün yüzeysel olduğunu düşünmektedir. O seni ciddiye almamaktadır.

Ve sen mutlu olmaya hazır olduğunda, farklı bir dalga boyunda olursun. Artık bu dünyanın verebileceği tüm mutluluğa ayarlısındır, artık her yerde çiçekler açmaya başlar, artık her ses, her gürültü müzik olur… Aslında hiçbir şey olmamıştır. Tüm dünya aynı kalır, ama sen farklı olursun. Farklı bir bakışın, farklı bir yaklaşımın, farklı bir bakış açın olur; o bakış açısından sana farklı bir dünya gelir.

Ama hüzünle başla, çünkü sen bunda uzmansın. Eski bir Hassid gizemcisinin cümlesini okudum. Çok hoşuma gitti. Diyor ki, tüm yaşam bir gül yatağı olsa, güllere karşı alerji geliştirene kadar mutlu olmayacak insanlar vardır. Güller onları mutlu kılamaz. Ancak alerji olduklarında kendilerini canlı hissetmeye başlarlar. Onlar yalnızca hüzne, hastalığa uyum sağlarlar, başka hiçbir şeyin farkına varmazlar. Onlar hep hüzün bulur. Onlar yanlışı arar: Yanlış bir şey, hüzünlü, depresyon veren, karanlık bir şey. Onlar ölüm yönelimlidir.

Yüzlerce, yüzlerce insanla derinlemesine, yakından, özel olarak tanıştım. Hüzünlerinden bahsetmeye başladıkları zaman ciddi olmak zorundayım. Aksi halde benim duygudaş olmadığımı hissediyorlar, bu konuda iyi hissetmiyorlar. Sonra bir daha asla bana dönmüyorlar. Hüzünleri ile hüzünlenmem, ciddiyetleri ile ciddileşmem, böylece onları o ruh halinden çıkarmam gerekiyor. Oysa bu onların kendi yaratımı ve onlar onu yaratmak için her çabayı gösteriyor. Ve ben onları çıkarmaya çalışsam, her tür engeli yaratıyorlar. Bilerek değil elbette, çünkü kimse bilerek yapmaz.

Bu Upanişadlar’ın cehalet dediği şeydir. Bilmeden kendi hayatında rahatsızlık yaratırsın, daha fazla sorun ve endişe yaratırsın ve ne olursa olsun fark yaratmaz, çünkü senin bir düzenin var. Ne olursa olsun… Bana gelip, ‘Yalnızım,’ diyen insanlar var. Bu yüzden mutsuzlar. Ve bir sonraki an biri geliyor ve yalnız kalabileceği yer bulamadığını söylüyor. Bu yüzden mutsuz. Bir de, zihinlerinde çok fazla iş olan, bu yüzden mutsuz olan insanlar var ve bir de hiç işi olmayan ve bu yüzden mutsuz olan insanlar var. Evlenmiş olan mutsuz, evlenmemiş olan mutsuz. İnsanın mutlu olması imkansız görünüyor. Senin uzman olduğunu söylerken kastettiğim bu. Mutsuz olmanın yollarını, yöntemlerini bulmakta çok etkilisin. Ve hep başarılı oluyorsun.

Hüzünle başla ve yedi gün boyunca, ilk defa tamamen mutsuz ol. Bu seni tamamen dönüştürecektir. Çünkü bir kez bilinçli olarak mutsuz olabileceğini bilince, ne zaman mutsuz olsan bilincinde olursun. O zaman ne yaptığını anlarsın: Bu senin kendi yaptığın bir şey. Ve eğer kendi zihninle mutsuz olabiliyorsan, neden mutlu olamayasın? Hiç fark yoktur, düzen aynıdır. Ve sonra şunu dene.

Maddenin, kemiklerinin, etinin, kanının kozmik öze karıştığını hisset.

İlahi olan senin içinde akıyormuş gibi hisset: Sen yoksun, ama kozmik öz içinde, Tanrı senin içinde. Aç hissettiğinde, o aç hissetmekte… O zaman bedene yiyecek vermek tapınma halini alır. Susadığında, o susamış oluyor… İçindeki kozmik öz. Uykun geldiğinde, onun uykusu geliyor, dinlenmek, gevşemek istiyor. Sen gençken, o da içinde genç. Sen aşık olduğunda, o aşık oluyor. Ona karış, onun içine tamamen karış. Ayrım yapma. İyi ya da kötü, her ne oluyorsa ona da oluyor. Sen çekil, sen artık orada değilsin, yalnızca o var. Bu yüzden iyi ya da kötü, cennet ya da cehennem, her ne oluyorsa, ona oluyor. Tüm sorumluluk onun üzerine atılmış ve sen artık yoksun. Bu tekniğin sana getirebileceği ‘yokluk’ dinde nihai olandır.

Ama ona karışman gerekir. Sen karışmayı bilmiyorsun, bedenin gözenekli olduğunu hissetmiyorsun, bedeninde bir yaşam enerjisi aktığını bilmiyorsun. Kendini katı, ölü, kapalı bir şey olarak düşünüyorsun. Yaşam ancak sen açıksan, kırılgansan, kapalı değilsen olabilir. Yaşam içinden geçer ve ne olursa olsun, yaşam enerjisine olmaktadır, sana değil… Sen yalnızca bir parçasın. Ve senin çevrende yarattığın tüm sınırlar sahtedir, gerçek değildir.

Sen tek başına var olamazsın. Yeryüzünde yalnız kalsan var olabilir misin? Yalnız başına var olamazsın. Yıldızlar olmadan var olamazsın. Eddington bir yerlerde, tüm varoluşun bir örümcek ağı gibi olduğunu söylemiş. Tüm varoluş bir örümcek ağıdır. Ağa herhangi bir yerden dokunursan, bütün titreşir; varoluşa herhangi bir yerden dokunsan, bütün titreşir. O birdir. Bir çiçeğe dokunursan, tüm kozmosa dokunmuş olursun; komşunun gözlerine bakarsan, kozmosa bakmış olursun. Çünkü tüm ağ birdir. Bütüne dokunmadan herhangi bir parçaya dokunamazsın ve hiçbir parça bütün olmadan var olamaz.

Bunu hissetmeye başladığında ego kaybolur. Ego ancak sen belli bir kısmı bütün olarak kabul ettiğinde var olur. Sen parçayı bütün kıldığında, ego var olur. Sen doğru oranı, parçanın parça olduğunu, bütünün bütün olduğunu bildiğinde ego kaybolur. Ego yalnızca bir yanlış anlamadır.

Ve bu teknik, insanın kozmik olana karıştığını hissetmesi, harikadır!

Sabahın erken saatlerinden itibaren, hayatın uyandığını hissettiğinde, uykunun kaybolduğunu hissettiğinde, ilk düşünce bu karışma olmalıdır… Artık sen değil ilahi olan açılmaktadır, uykudan çıkmaktadır. Bu yüzden, dünyadaki en anlayışlı ırklardan biri olan Hindular ilk nefeslerine Tanrı’nın adı ile başlarlar. Bu, artık bir formalite olmuştur ve özü kaybolmuştur, ama kökü buydu. Sabah uyandığın anda kendini değil ilahi olanı hatırlamalısın. İlk aklına gelen ilahi olan olmalı… Ve gece, uykuya dalarken ilahi olan hatırlanmalıdır: O ilk ve son olmalıdır. Ve eğer gerçekten sabah ilk, gece son hatırlanan olursa, bütün gün, ortada da seninle olur.

Ona karışmış olarak uykuya dalmalısın. Şaşıracaksın, çünkü uykunun niteliği farklı olacak. Bu gece uykuya dalarken, lütfen sen dalma, bırak ilahi olan uykuya dalsın. Sen yatağı hazırlarken, onu ilahi olan için hazırla… Konuk geliyor. Sen yatakta uyanık yatarken, bırak ilahi olan orada olsun, sen değil… Kendine konuk gibi davran. Ve uykuya dalarken, ilahi olan varmış, her nefesle karışıyormuş, kanda akıyormuş, yürekte atıyormuş gibi hisset. Bütün gün çalıştıktan sonra yoruldu ve artık uyumak istiyor.

Sabah, farklı bir şekilde uyuduğunu hissedeceksin. Uykunun niteliği kozmik olacak, çünkü buluşma kaynakta, derinlerde olacak.

Kendini ilahi hissettiğinde, uçuruma düşersin, çünkü artık korku yoktur. Aksi halde, gece uyurken bile derine dalmaktan korkarsın. Pek çok insan uykusuzluktan mustariptir. Herhangi bir gerilim yüzünden değil, uykuya dalmaktan korktukları için, uyku bir uçurum, dipsiz bir şey gibi göründüğü için. Korkan birkaç insan tanıdım.

Yaşlı bir adam bana geldi ve korktuğu için uyuyamadığını söyledi. Sordum: ‘Neden korkuyorsun?’ Dedi ki: ‘Korkuyorum, çünkü gerçekten uyursam ölürüm, bilinçli, uyanık olmam. Ve ölebilirim, çünkü artık yaşlandım… Uykumda ölmek fikrinden hoşlanmıyorum. En azından ne olduğunun farkında, uyanık olayım.’

Uykuya dalmamak için bir şeylere tutunursun, ama ilahi olanın orada olduğunu hissettiğin zaman kabullenmiş olursun. O zaman uçurum da ilahidir. O zaman benliğinin kaynağına, derinlere dalarsın. Ve nitelik farklı olur. Sabah kalktığında ve uykunun gittiğini hissettiğinde, ilahinin kalktığını hatırla. Bütün gün farklı olacaktır.

Ve karış… Ne yaparsan yap ya da yapma, bırak yapan ilahi olsun… Sen yapılmasına izin ver. Ye, uyu, çalış, ama bırak ilahi olan yapsın. Ancak o zaman karışırsın, ancak o zaman onunla bir olursun. Ve bir kez, tek bir an için bile olsa, hissedince… Tek bir an için bile olsa, diyorum… O zirve gelmiştir, sen yoksun, ilahi olan sana tamamen karışmıştır, aydınlanmışsındır. O tek anda, o zamansız anda, hayatın tüm gizeminin farkına varırsın. O zaman korku olmaz, o zaman ölüm olmaz. Artık hayatın kendisi olmuşsundur. O sürer, sürer; asla sona ermez, asla başlamaz. O zaman yaşam esrikliktir.

Ve mokşa kavramı cennet kavramı, çocuksudurlar, çünkü onlar herhangi bir coğrafi yer değillerdir. Onlar bu nihai varlık durumumun simgeleridir: Birey kozmosa karıştığı zaman ya da birey kozmosun, içinde erimesine izin verdiği zaman; iki bir olduğu zaman, zihin ile madde, iki görünüm orijinal kaynağa, üçüncüye döndüğü zaman. Tüm arayış bunun içindir. Tek arayış budur ve sen buna erişene kadar tatmin olmazsın. Hiçbir şey onun yerini tutamaz. Ömürlerce hareket edersin, ama bu başarılana kadar arayışın daima peşinden gelir. Dinlenemezsin.

Bu teknik çok faydalı olabilir ve hiç tehlikesi yoktur; bir usta olmadan uygulayabilirsin. Bunu unutma: Bedenle başlayan tüm teknikler usta olmadan tehlikelidir. Çünkü beden çok karmaşık bir olgudur, çok karmaşık. O bir mekanizmadır ve neler olduğunu çok iyi bile biri olmadan başlamak tehlikelidir… Mekanizmaya zarar verebilirsin ve sonra onarmak zor olur. Doğrudan zihinle başlayan tüm teknikler hayal gücüne dayalıdır ve tehlikeli değillerdir; çünkü bedene hiç dokunulmaz. Bir usta olmadan yapabilirler. Ama zor olur, çünkü sen kendine güvenmiyorsun. Aslında bir usta hiçbir şey yapmaz, ama bir katalizör olur. O hiçbir şey yapmaz. Aslında hiçbir şey yapılamaz… Ama sırf varlığı sayesinde senin özgüvenine dokunulur ve bunun faydası olur. Ustanın orada olduğu duygusu ile, kendine güvenerek hareket edebilirsin. O orada olduğu için korkmazsın; o yanında olduğu için bilinmeyene, haritalanmamış olana gidebilirsin. Ama beden tekniklerinde usta çok gereklidir, çünkü beden bir mekanizmadır ve sen kolay kolay düzeltilemeyecek bir şey yapabilirsin. Kendine zarar verebilirsin.

Bir adam bana geldi, sirshasana yapıyordu, saatlerce başının üzerinde duruyordu. Başlangıçta çok iyiymiş ve bütün gün çok gevşemiş, kendini çok serin hissediyormuş. Ama sonra sorunlar çıkmış ve serinlik kaybolduğunda adam çok rahatsız olmuş, her yerini sıcak basmış. Neredeyse deliriyormuş. Ve başlangıçta sirshasananın faydalı olduğunu düşündüğünden, başlangıçta kendisini çok serin, çok kendine hakim, sessiz gevşemiş hissettiğinden, daha fazla yapmaya başlamış, çünkü artık kendisini çok rahatsız hissediyormuş. Daha fazla sirshasananın ona faydalı olacağını düşünmüş. Ama asıl sebep sirshasana idi.

Zihin mekanizması, beyin, içinde yalnızca belli miktarda kanın dolaşmasına ihtiyaç duyar; daha az kan dolaşırsa güçlük çeker. Ve bu, herkeste farklıdır. Kişiye bağlıdır. İşte bu yüzden yastık olmadan uyuyamazsın. Yastık olmadan uyumaya çalışırsan, uyuyamazsın ya da daha az uyursun, çünkü başa daha fazla kan gider. O yastıklar sana yardımcı olur. Başın daha yüksekte olur, bu yüzden daha az kan akar ve uyku için daha az kana ihtiyaç vardır. Daha fazla kan akarsa, o zaman beyin uyanık olur; gevşeyemez. Çok fazla sirshasana yaparsan, uykunu tamamen kaybedebilirsin. Hiç uyuyamayabilirsin. Ve tehlikeler vardır. Uykusuz en fazla yedi gün geçirilebileceği kaydedilmiştir. Yalnızca yedi gün, bundan sonra delirirsin, çünkü beyindeki çok ince dokular kırılır ve kolaylıkla yenilenemezler. Sirshasanada başının üzerinde dururken tüm kan aşağı, kafaya doğru akar. Bu yüzden çok zeki olup da sirshasana yapan kimseyi görmedim. Bir insan çok fazla sirshasana yapıyorsa aptallaşır, çünkü beyindeki çok ince dokular yok olur. Bunca kan geçerken, narin dokular var olamaz.

Bu yüzden, ne kadarının sana faydalı olacağına bir usta karar vermelidir. Birkaç saniye ya da birkaç dakika. Ve bu yalnızca bir örnektir. Tüm bedensel duruşlar, asanalar, teknikler, bir ustayla yapılmalıdır. Asla yalnız yapılmamalıdırlar, çünkü sen bedenini tanımıyorsun. Bedenin öyle büyük bir şey ki, hayal bile edemiyorsun. Küçük kafada, senin kafanda yedi yüz milyon hücre vardır. Ve o yedi yüz milyon hücre birbiriyle ilişkilidir. Bilim insanları bu ilişkinin tüm evren kadar karmaşık olduğunu söylüyor.

Eski Hindu görücüler, tüm kozmosun minyatür olarak kafanda var olduğunu söylemiştir. Evrenin tüm karmaşıklığı minyatür halde oradadır. Tüm hücrelerin tüm ilişkileri anlaşılabilse, evrenin tüm karmaşıklığını anlamış olursun. Sen hücrelerin farkında değilsin ve herhangi bir ilişkinin de farkında değilsin. Farkında olmaman iyidir, aksi halde böylesine büyük bir savaş sürerken delirirdin. Ancak sen bilinçsizken sürebilir. Kan dolaşır, ama sen onun farkında olmazsın.

Kanın bedende dolaştığı daha üç yüz sene önce keşfedilmiştir. Ondan önce kanın durağan olduğu, dolaşmadığını sanılıyordu. Dolaşım çok yeni bir kavramdır. Ve insan milyonlarca senedir vardır, ama kimse kanın dolaştığını hissetmemiştir. Sen hissedemezsin. Orada bunca hız, bunca iş sürmektedir. Bedenin büyük bir fabrikadır, hem de en narinlerinden biri. Daima kendini onarmakta, daima kendini yenilemektedir. Yetmiş sene boyunca, eğer sen onun için sorun yaratmazsan, rahatça çalışır. Şimdiye dek biz yetmiş sene boyunca kendi bakımını yapabilecek mekanizma yaratamadık. Bu yüzden bedenin üzerinde çalışmaya başladığında, ne yapacağın hakkında söylediklerini bilen bir ustanın yanında olman gerektiğini hatırla. Aksi halde yapma.

Ama hayal gücünde sorun yoktur. O basit bir olgudur. Sen başlayabilirsin.

Kaynak: Sırlar Kitabı (Yaşamın Sırrına Ulaşmak İçin 112 Meditasyon) / Osho / Omega Yayınları / Çevirmen: Niran Elçi

You may also like

Leave a Comment